Dava Takvimi

September 2020

Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1
2
3
4
5
6
7
8
9
  • Özgür Gündem Ana Davası (Eren Keskin)
  • Rosa Kadın Derneği davaları (Gülcihan Şimşek)
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
  • Sevda Çelik Özbingöl
26
27
28
29
30
Osman Kavala’dan mektup: Gelinen noktada iyimserliğimi koruyabilmem mümkün değil
23/04/2020, 17:47

BİRGÜN

905. gündür Silivri cezaevinde bulunan Osman Kavala, yaptığı yazılı açıklamada işkence haline gelen yeniden tutuklamalara dikkat çekti. Kavala, “Benim de başıma gelen ve manevi işkence olarak tanımlanabilecek olan tahliyelerden sonra yeniden tutuklama uygulaması, normal bir adli tasarruf haline gelmiş durumda” dedi.

Gezi davasında beraat etmesinin hemen ardından üç yıldır açık tutulan, daha önce tahliyesine karar verilen soruşturma dosyası üzerinden yeniden tutuklanan iş insanı Osman Kavala, evrensel hukuk normlarını bağlayıcı kabul etmeyen, yasaları keyfi bir biçimde uygulayan anlayışın yargıda meşruiyet kazanması nedeniyle iyimserliğini koruyamadığını söyledi.

Kavala, “Benim de başıma gelen ve manevi işkence olarak tanımlanabilecek olan tahliyelerden sonra yeniden tutuklama uygulaması, normal bir adli tasarruf haline gelmiş durumda” dedi.

905. gündür Silivri cezaevinde bulunan Osman Kavala, “Silivri’den 2,5 yıl sonra” başlığıyla bir açıklama yazdı. Yargı sisteminin gidişatı hakkındaki endişe ve eleştirilerini dile getiren Kavala, bütün bunlara rağmen toplumdaki adalet duyarlılığının gelişmekte olduğuna inandığını söyledi.

“Umarım son çıkarılan infaz yasasındaki bariz ayrımcılık, gerçek suçlarla siyasi nitelikli sanal suçlar arasında iktidarın gözettiği farkı, hukuki davranış ile hukukun araçsallaştırılması arasındaki farkı çok daha açık biçimde göstererek, bunun vahim sonuçlarının kamuoyu tarafından kavranmasını hızlandırır” ifadelerini kullanan Kavala’nın açıklaması şu şekilde:

“Bu ayın sonunda tutukluğumun otuzuncu ayı tamamlanmış oluyor. Kurgulanan yeni, üçüncü suçlamadan dolayı Silivri’de daha ne kadar kalacağımı kestirmem mümkün değil. Ekim 2017’de gözaltına alınmamdan 16 ay sonra ortaya çıkan iddianamenin siyasi mesajlardan etkilenerek hazırlandığını, ayrıca FETÖ üyeliğinden suçlanan emniyet görevlileri ve savcıların yıllar önce üretmiş oldukları kurguyu ve hukuksuz telefon dinlemelerini temel aldığını gördük.

Tutuklanmamın ve bu davanın, iddianamede hiçbir somut delil bulunmaması ve birçok mantık kopukluklarından dolayı, yargıdaki vahim sorunlara yansıtılan çarpıcı bir örnek teşkil ettiğine, hukuksuz uygulamaların anlaşılmasına ve sonlandırılmasına katkıda bulunacağına inanıyordum.

Adalet Bakanı’nın geçtiğimiz yıl yargı reformu girişiminin amaçlarını anlatırken yargı meşruiyetine zarar veren özgürlükleri kısıtlayıcı uygulamalardan söz etmesi de bana umut vermişti. Ancak gelinen noktada iyimserliğimi koruyabilmem mümkün değil. Bunun tek nedeni tutuklanmamı uzatmak için Cumhurbaşkanı’ndan güç aldığı anlaşılan organize bir çabanın sürdüğünü görmem değil. Beni asıl karamsarlığa sevk eden, evrensel hukuk normlarını bağlayıcı kabul etmeyen, yasaları hukuki temellerinden kopartarak keyfi biçimde kullanan anlayışın yargıda meşruiyet kazanmış olması. Özel yetkili mahkemelerde Gülenci yapılanmanın etkin olmasıyla sistematik hale gelmiş olan hukuku araçsallaştıran uygulamaların devam ettiğini görüyoruz.

Yargı Reformu Paketi’nden sonra gazeteciler mahkum oldular, tutuklanmaları devam ediyor. Yerel idareciler yıllar önce işlendiği iddia edilen suçlardan dolayı tutuklanıyorlar. Benim de başıma gelen ve manevi işkence olarak tanımlanabilecek olan tahliyelerden sonra yeniden tutuklama uygulaması, normal bir adli tasarruf haline gelmiş durumda.

Deliller ciddi bir şekilde incelenmeden, somut delil olmadan hazırlanan iddianameler, tutuklama ve mahkumiyet kararları hukuki kanaatlerin sağlam gerekçelere dayandırılması zorunluluğunu gereksiz hale getiriyor, hukuk dışı etkilere açık ve mantıki temeli çürük akıl yürütmeleri meşrulaştırıyor.

Bütün bunlara rağmen, toplumda adalet ve hukukla ilgili ciddi bir duyarlılığın da gelişmekte olduğuna inanıyorum. Umarım son çıkarılan infaz yasasındaki bariz ayrımcılık, gerçek suçlarla siyasi nitelikli sanal suçlar arasında iktidarın gözettiği farkı, hukuki davranış ile hukukun araçsallaştırılması arasındaki farkı çok daha açık biçimde göstererek, bunun vahim sonuçlarının kamuoyu tarafından kavranmasını hızlandırır.”

 
eshid/eşit haklar logo hafıza merkezi logo Netherlands Helsinki Committe logo
© 2019