Image
Ünikuir

ÜniKuir

ÜniKuir, BM’ye sunduğu katkıda dijital alanda LGBTİ+’lara yönelik baskının ifade ve örgütlenme özgürlüğünü nasıl hedef aldığını anlattı.

ÜniKuir olarak, Birleşmiş Milletler İnsan Hakları Yüksek Komiserliği’nin “dijital çağda insan hakları savunucularının korunması” başlıklı çağrısına katkımızı sunduk. Bu katkıyla, Türkiye’de dijital alanın LGBTİ+’lar ve hak savunucuları için nasıl giderek daha güvensiz ve baskı dolu bir alana dönüştüğünü BM gündemi nezdinde dile getirdik.

Öğrenci toplulukları nasıl hedef haline getiriliyor?

Hazırladığımız metinde, özellikle LGBTİ+ öğrenci topluluklarının ve aktivistlerin dijital medyada nasıl hedef gösterildiğini örneklerle ortaya koyduk. Üniversitelerde faaliyet yürüten toplulukların sosyal medyada isim isim hedef haline getirilmesi, ardından kampüs içinde tehdit ve baskıyla karşılaşmaları; dijital hedef göstermenin sadece ekranla sınırlı kalmadığını açıkça gösteriyor.

Hedef göstermeden yargı baskısına

Katkımızda, dijital hedef göstermenin nasıl doğrudan yargı süreçlerine dönüşebildiğine de dikkat çektik. Avrupa Konseyi’nde yaptığı konuşmanın ardından sosyal medyada hedef gösterilen Enes Hocaoğulları hakkında başlatılan soruşturma ve yargı süreçleri, dijital linç kampanyalarının nasıl kurumsal baskıya evrilebildiğini ortaya koyuyor.

Genç LGBTİ+ Derneği örneğinde olduğu gibi, sosyal medya paylaşımlarının idari denetim ve kapatma davası süreçlerine gerekçe yapılması; dijital içeriğin doğrudan örgütlenme özgürlüğünü sınırlamak için kullanılabildiğini gösteriyor. Benzer şekilde LGBTİ+ örgütlerinin internet sitelerine ve sosyal medya hesaplarına getirilen erişim engelleri, dijital alanda savunucuların görünürlüğünün kısıtlanmasına yol açıyor.

Sadece LGBTİ+’lar değil, destekleyenler de hedefte

Sadece LGBTİ+’lar değil; LGBTİ+ haklarını savunan herkes bu hedef göstermenin parçası haline gelebiliyor. Siyasetçiler, akademisyenler, hekimler ve meslek örgütleri; eşitliği ve insan haklarını savundukları için sosyal medyada kampanyaların hedefi oluyor, çarpıtılmış bilgilerle itibarsızlaştırılıyor.

Nefret söylemi dijital medyada büyüyor

Öte yandan, dijital medya aynı zamanda nefret söyleminin en hızlı yayıldığı alanlardan biri. Özellikle seçim dönemlerinde LGBTİ+’lar doğrudan siyasi hedef haline getirilirken, sosyal medyada ve ana akım medyada fobik söylemlerin nasıl normalleştirildiğini ve yaygınlaştığını bu katkıda detaylı biçimde ele aldık.

Biz bu metni hazırlarken şunu söylemek istedik: Dijital alan LGBTİ+’lar için hâlâ bir buluşma ve dayanışma alanı. Ama aynı zamanda çok yoğun bir baskı rejiminin de kurulduğu bir yer. Ve bu baskı, yalnızca çevrimiçi ortamda kalmıyor; kampüse, sokağa, mahkemeye ve gündelik hayata taşınıyor.

 

Bu nedenle dijital haklar meselesi, sadece teknoloji meselesi değil. İfade özgürlüğü, örgütlenme özgürlüğü ve güvenlik hakkı meselesi.