Dava Takvimi

October 2020

Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1
2
  • Sevda Çelik Özbingöl
3
4
5
6
7
  • Serdar Küni
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
31
Büyükada Davası
ceza aldı

Bir eğitim çalıştayı için İstanbul Büyükada’da toplanan, farklı sivil toplum örgütlerine mensup 10 insan hakları savunucusu, çalıştayın 5. günü olan 5 Temmuz 2017’de düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alındı. 17 Temmuz 2020’de, “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamalarıyla savcılığa çıkarıldılar. 10 hak savunucusundan 8’i tutuklanırken, 2’si adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Haklarındaki iddianame yaklaşık üç ay sonra açıklandı. İddianamede, şüpheliler arasında bir hak savunucusunun daha eklendiği görüldü. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, ulusal ve uluslararası düzeyde tepki ve kampanyalara yol açan davanın karar duruşması 3 Temmuz 2020’de görüldü. Dört hak savunucusu hakkında çeşitli hapis cezaları verilirken yedi hak savunucusu beraat etti.

İnsan Hakları Ortak Platformu’nu oluşturan sivil toplum kuruluşlarının kararıyla ve bilgisi dahilinde 2–7 Temmuz 2017 tarihleri arasında İstanbul’da Büyükada’da sivil toplum kuruluşları için bir eğitim çalıştayı düzenlendi. Bu çalıştayın dördüncü gününde (5 Temmuz 2017) Adalar Başsavcılığı’nın talimatıyla çalıştay polis tarafından basıldı ve 10 hak savunucusu gözaltına alındı. Gözaltı tutanağına 14:30’da gerçekleştiği kaydedilen gözaltı işlemine ilişkin hak savunucularının ailelerine ve avukatlarına haber vermelerine izin verilmezken, kamuoyu 5 Temmuz akşam saatlerinde şans eseri gözaltına alındıklarını öğrendi.

Sonuç olarak hak savunucuları gözaltına alındıktan 30 saat sonra yakınlarına haber verebildi. Önce 7 gün olan gözaltı süresinin 14 güne uzatılması sonucu ancak 17 Temmuz 2017 tarihinde Savcılığa çıkarılan hak savunucularının “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla tutuklanması talep edildi.

18 Temmuz 2017 tarihinde savcılığa çıkarılan hak savunucularından İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü), Özlem Dalkıran (Helsinki Yurttaşlık Derneği), Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Ali Garawi (İsveç vatandaşı – insan hakları eğitimcisi), Peter Steudtner (Almanya vatandaşı – insan hakları eğitimcisi) tutuklanırken; Nalan Erkem (Helsinki Yurttaşlık Derneği), Şeyhmus Özbekli (Hak İnisiyatifi), İlknur Üstün (Kadın Koalisyonu) ve Nejat Taştan (Eşit Haklar İçin İzleme Derneği) adli kontrol ve yurtdışı yasağıyla serbest bırakıldı.

21 Temmuz 2017 tarihinde 4 hak savunucusu hakkında, serbest bırakılmalarına yapılan savcı itirazı sonucu yakalama kararı çıkarıldı. Evlerinden gözaltına alınan Nalan Erkem ve İlknur Üstün tutuklandı. Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli ise haftada iki gün adli kontrol şartı ve yurtdışı yasağıyla bir kez daha serbest kaldı.

Yaklaşık üç ay sonra, 4 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan ve hak savunucularının “Silahlı terör örgütüne üye olma” (TCK 314/2) ve “Silahlı terör örgütlerine yardım etme” (TCK 220/6) suçlarından yargılanmalarını isteyen iddianameye, 9 Haziran 2017 tarihinden  beri “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklu olan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Av. Taner Kılıç da şüpheli olarak eklendi.

İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 25 Ekim 2017 tarihli ilk duruşması öncesi yapılan basın açıklamasında “Bu dava aynı zamanda, dünyanın her yerinde yapılan ve olağanlaşan dijital güvenlik ve travma ile baş etmek ile ilgili, saklısı ve gizlisi olmadan açık ve şeffaf bir biçimde düzenlenen ve temel olarak hak savunucularının esenliğini ve bilgisini artırmayı hedefleyen bir eğitim toplantısının ve katılımcılarının zorla kriminalize edilmesine yönelik bir amaç taşımaktadır,” denilerek sivil toplum çalışmalarının kriminalize edilme çabalarına işaret edildi.

İlk duruşmada Taner Kılıç dışındaki hak savunucularının 113 gün süren tutukluluğun ardından tahliyelerine karar verildi. Ayrıca bu duruşma sonucunda Taner Kılıç’ın İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyası Büyükada dosyasıyla birleştirildi.

Taner Kılıç 31 Ocak 2018 tarihli 3. Duruşmada tahliye edildi ancak savcı itirazıyla 1 Şubat 2018 tarihinde yeniden tutuklandı.  21 Haziran 2018’de gerçekleşen 4. Duruşmada da Kılıç’ın tutukluluğunun devamına karar verildi.

Taner Kılıç ancak 14 ayı aşkın tutukluluğun ardından, 15 Ağustos 2018 tarihinde tutukluğuna yapılan itiraz sonucu serbest bırakıldı.

Halen devam eden Büyükada Davası’nın 9 Ekim 2019 tarihli duruşmasında savcının esas hakkında mütalaasını hazırlamak üzere süre talebi kabul edildi. Davanın 27 Kasım 2019 tarihindeki duruşmasında savcı mütalaasını verdi.

Taner Kılıç’ın “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla; Günal Kurşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran, Nejat Taştan, Veli Acu’nun da “terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım” suçlamasıyla cezalandırılmasını istedi.

Savcı, “terör örgütüne yardım etme suçunu işlediklerine dair inandırıcı delil elde edilemediği” gerekçesiyle Peter Frank Steudtner, Ali Gharavi, İlknur Üstün, Nalan Erkem ve Muhammed Şeyhmus Özbekli hakkında beraat verilmesini talep etti.

19 Şubat 2020‘deki 11. duruşmada sanıkların esas hakkındaki savunmaları dinlendi. Avukat savunmaları 3 Nisan 2020’deki duruşmada dinlenecekti ancak duruşma COVID-19 salgını nedeniyle 3 Temmuz 2020‘ye ertelendi.

Karar duruşması öncesi, BM özel raportörlüğü 30 Haziran 2020’de Türkiye hükümetine bir yazı gönderdi. Yazıda; 11 hak savunucusunun terör bağlantılı suçlarla yargılanmasından duyulan endişe dile getirilirken, davanın Türkiye’deki sivil toplum üzerinde yarattığı olumsuz etkinin altı çizildi.

3 Temmuz 2020‘deki karar duruşmasında, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, Af Örgütü Onursal Başkanı Taner Kılıç’a “örgüt üyeliği” iddiasından 6 yıl 3 ay, hak savunucuları Günal Kurşun, İdil Eser ve Özlem Dalkıran’a ise “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verdi. Nalan Erkem, İlknur Üstün, Ali Gharavi, Peter Steudtner, Veli Acu, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli hakkında ise beraat kararı verdi.

Türkiye hükümetinin, BM özel raportörlüğüne 24 Temmuz 2020’de verdiği cevapta, Türkiye’de herkesin hukuk ve mahkemeler önünde eşit olduğu, ayrım yapılmaksızın herkesin haklarının korunması ve geliştirilmesinin devlet tarafından garanti altına alındığı, ancak bu garantinin hukuk karşısında dokunulmazlık tanımadığı ifade edildi. Mahkumiyet kararları yüksek yargıya gitmeden yapılan insan hakları ihlali yorumunun erken ve ön yargılı olduğu savunuldu.

 

güncelleme: 18/09/2020, 11:05
 
eshid/eşit haklar logo hafıza merkezi logo Netherlands Helsinki Committe logo
© 2019