Dava Takvimi

March 2021

Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1
2
3
  • Tahir Elçi Davası
4
5
6
7
8
9
  • Ali Ekber Barmağıç
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
  • Cumartesi Anneleri/İnsanları
26
27
28
29
30
31
  • Rosa Kadın Derneği/Gülcihan Şimşek
...

Göç İzleme Derneği (Göç-İz), özellikle zorla göç ettirilen gruplar arasında sosyal dayanışmayı geliştirmek ve göç mağdurlarının insanca yaşama yönelik taleplerini yükseltmek amacıyla, 2016’da İstanbul’da kuruldu. Zorunlu göç olaylarını kaydetmek, yaşananlara tanıklık etmek ve gözlem raporları hazırlamak gibi hafıza oluşturmaya yönelik çalışmaları bulunuyor. Derneğin bugüne kadar iki çalışması hakkında dava açıldı, yöneticilerine “Dernekler Kanunu’na Muhalefet”ten para cezası kesildi, “Devletin Askeri veya Emniyet Teşkilatını Alenen Aşağılama” suçlamasıyla soruşturma açıldı. 

Çalışmalarına beş yıl önce başlayan Göç İzleme Derneği (Göç-İz), bir insan hakları ihlali olarak zorunlu göç ile ilgileniyor. İnsan hakları mağduriyetine uğramış kişilerin adalet arayışlarında onları desteklemeyi, bu ihlaller ile ilgili toplumsal hafızayı güçlendirerek toplumsal barışa ve demokrasiye katkı sağlamayı, ağır insan hakları ihlallerine uğramış kişilerin mağduriyetlerinin tanınması ve onarılmasına katkı sağlamayı hedefliyor.

Türkiye’de zorunlu göç dendiğinde, Kürt illerinde özellikle 1989-1999 yılları arasında yoğun olarak yaşanan, kamu yönetiminin uyguladığı politikaların yol açtığı nüfus hareketliliği anlaşılmakta. Göç-İz hem bu on yıllık dönemde mülksüzleşen ve vasıfsızlaşan Kürt yurttaşların durumunun iyileştirilmesi (geri dönüş formülleri aranması, köylerin mayınlardan temizlenmesi gibi), geçmişle hesaplaşılabilmesi için öneriler sunmakta hem de bugün gerçekleşen göç hareketlerini raporlaştırmakta.

Göç-İz’in yakın dönemli çalışmalarından biri Mart 2020’de sınır kapılarının açılmasının ardından yaşanan gelişmeleri yerinde gözlemleyerek hazırladıkları Edirne Mülteci Gözlem Raporu. 2015-2016 yılları arasında ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına dair Dernek tarafından toplanan veriler ve izlenimler ise 25 Haziran 2019’da raporlaştırıldı. Çalışmada, özellikle kadınların yaşamış olduğu temel hak ihlalleri ortaya konuyor. Diyarbakır, Mardin, Hakkari ve Şırnak il ve ilçelerinin yanı sıra göçten etkilenen İstanbul, Mersin ve Van’da 480 kadınla görüşmeler temel alınarak hazırlanmış.

Aynı yıl yayımladıkları İç Göç Raporu, Türkiye’de en çok göç veren sekiz ilden hareket eden otobüs yolcularını kapsayan bir araştırmaya dayanarak göç etme eğilimlerini ölçmeyi hedefliyor.

Kasım 2018’de Van’ın Erciş ilçesine bağlı Çobandüzü (Hespenek) Köyü’ne kolluk kuvvetleri tarafından bir operasyon düzenlenmiş, yapılan baskında bir evde yangın çıkmıştı. Evi yanan aile köyü terk etmek zorunda kaldı. Göç-İz söz konusu operasyon sonucu yaşanan olaylara ilişkin de bir inceleme-değerlendirme raporu yayımladı. 2019’da bir de “Türkiye’de Yerinden Edilenlere Yönelik Hak Arama Kılavuzu” hazırladılar.

Göç-İz’e yönelik İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan denetim sonrası 4 Mart 2020’de yazılan raporda, gelen ve giden evraklardan bazılarının Evrak Kayıt Defteri’ne işlenmediği tespiti ve derneğin iki çalışması bulunuyordu. İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü, savcılığa 4 Haziran 2020’de bir yazı yazarak dernek hakkında soruşturma açılmasını istedi. Gerekçe olarak eksik evrakların yanısıra  “Türkiye’de Yerinden Edilenlere Yönelik Hak Arama Kılavuzu” ile “Sokağa Çıkma Yasakları ve Zorunlu Göç Sürecinde Kadınların Yaşadıkları Hak İhlalleri ve Deneyimleri Raporu”nda geçen bazı ifadeler gösterilerek, “devletin meşru kurumlarının kendi vatandaşlarını zorla yerinde ettiği algısı oluşturduğu, bölücü terör örgütünü meşrulaştırma çabaları bulunduğu, devletin kurumlarının aşağılandığı” iddia ediliyordu.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma dosyasındaki “Dernekler Kanununa Muhalefet” ile “Devletin Askeri ve Emniyet Teşkilatını Alenen Aşağılama” suçlamaları 17 Eylül 2020’de tefrik edildi ve 27 Kasım 2020’de Bakırköy 38. Asliye Ceza Mahkemesi, dernek yöneticilerine “Dernekler Kanununa Muhalefet” suçlamasından 15 bin TL para cezası kesilmesine karar verdi.

“Devletin Askeri veya Emniyet Teşkilatını Alenen Aşağılama” suçlamasına ilişkin soruşturma ise devam ediyor.

 

 

 

İnsan hakları savunucusu Özlem Dalkıran aynı zamanda bir çevirmen ve yazar. Uluslararası Af Örgütü Türkiye şubesinin kurucu üyesi. Yurttaşlık Derneği’nin (eski adıyla Helsinki Yurttaşlar Derneği) kuruluşundan bu yana çok çeşitli pozisyonlarda, kampanya ve projelerde yer aldı. Dalkıran, 2017’de Büyükada’da Yurttaşlık Derneği’ni temsilen bulunduğu eğitim çalıştayı sırasında kendisi gibi dokuz hak savunucusuyla birlikte gözaltına alındı ve tutuklandı. Sonraki üç yıllık yargılama süreci tüm hayatını değiştirdi. Büyükada Davası olarak bilinen, ulusal ve uluslararası düzeyde tepki ve kampanyalara yol açan davanın karar duruşması 3 Temmuz 2020’de görüldü. Özlem Dalkıran’a “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi, istinaf başvurusu esastan reddedildi. Dalkıran hayatını ve hak savunuculuğunu yurtdışında sürdürüyor.

Çevirmenlik ve yazarlık da yapan Özlem Dalkıran, 30 yılı aşkın süredir bir sivil toplum çalışanı ve insan hakları savunucusu. Uluslararası Af Örgütü Türkiye şubesinin kurucuları arasında yer aldı. Af Örgütü’nde iki dönem yönetim kurulu başkanlığı ve basın sözcülüğü görevlerini üstlendi. Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Danışmanlık Kurulu üyeliği görevinde bulundu. “Sinema ve İnsan Hakları” adlı bir çalışma yürüttü. Helsinki Yurttaşlar Derneği Mülteci Destek Programı koordinatörlüğü yaptı. Uzun yıllar Hrant Dink Vakfı Ödül Komitesi üyesiydi. Vakfın “Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi” projesinde çalıştı. Yazıları bianette yayımlandı.

Özlem Dalkıran, Temmuz 2017’de farklı kurumlardan insan hakları savunucularıyla birlikte İstanbul Büyükada’da bulunuyordu. İnsan Hakları Ortak Platformu’nu oluşturan sivil toplum kuruluşlarının kararıyla ve bilgisi dahilinde 2–7 Temmuz tarihleri arasında bir eğitim çalıştayı düzenleniyordu. Çalıştayın ana konusu “verilerin korunması ve stresle baş etme yöntemleri”ydi. Amaç, arşivleri koruma, belgeleri dijital ortama aktarma ve güvenliğini sağlama, iletişim ve web sitelerini saldırılardan koruma gibi konulardaki bilgi eksikliğini gidermek, yanı sıra stresle baş etmek üzerine eğitim almaktı. Konu stres olunca çalıştay yeri olarak İstanbul’un sayfiyesi Büyükada seçilmişti.

5 Temmuz 2017’de Adalar Başsavcılığı’nın talimatıyla çalıştay polis tarafından basıldı ve 10 hak savunucusu gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Özlem Dalkıran da bulunuyordu. Hak savunucularının saatlerce ailelerine ve avukatlarına haber vermelerine izin verilmedi. Yedi gün olan gözaltı süresi 14 güne uzatılarak ancak 17 Temmuz 2017 tarihinde Savcılığa çıkarıldılar. Hak savunucularının “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” ve “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla tutuklanması talep edildi.

Özlem Dalkıran, 18 Temmuz 2017’de İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü), Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Ali Garawi (İsveç vatandaşı – insan hakları eğitimcisi) ve Peter Steudtner (Almanya vatandaşı – insan hakları eğitimcisi) ile birlikte tutuklandı. Üç yıl sürecek Büyükada Davası böylece başlamış oluyordu.

İddianame yaklaşık üç ay sonra, 4 Ekim 2017’de hazırlandı ve yargılanan hak savunucularının sayısı 11’e çıktı. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 25 Ekim 2017 tarihli ilk duruşması öncesi yapılan basın açıklamasında “Bu dava aynı zamanda, dünyanın her yerinde yapılan ve olağanlaşan dijital güvenlik ve travma ile baş etmek ile ilgili, saklısı ve gizlisi olmadan açık ve şeffaf bir biçimde düzenlenen ve temel olarak hak savunucularının esenliğini ve bilgisini artırmayı hedefleyen bir eğitim toplantısının ve katılımcılarının zorla kriminalize edilmesine yönelik bir amaç taşımaktadır,” denilerek sivil toplum çalışmalarının kriminalize edilme çabalarına işaret edildi.

Özlem Dalkıran ilk duruşmadaki savunmasında, üç ay özgürlüğünden mahrum bırakılmasının nedenini iddianameyi defalarca okumasına rağmen anlayamadığını, bir grup hak savunucusunun bilgilerini artırmak için biraraya geldiği bir atölye çalışmasının, “silahlı terör örgütüne yardım etmek” suçlamasına nasıl yol açtığı çözemediğini söyledi. 30 yıllık çalışmalarının odağında her zaman hak, hukuk, adalet ve barış olduğunu hatırlatarak hakkındaki suçlamayı reddetti.

Dalkıran 113 gün süren tutukluluğun ardından ilk duruşmada tahliye edildi. Savcı mütalaasını 27 Kasım 2019’daki duruşmada verdi ve Dalkıran’ın “terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım” suçlamasıyla cezalandırılmasını istedi.

3 Temmuz 2020‘deki karar duruşmasında, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, Özlem Dalkıran’a “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verdi. İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, istinaf başvurusunu temyiz yolu açık olmak kaydıyla 26 Kasım 2020‘de esastan reddetti.

Özlem Dalkıran hayatını ve hak savunuculuğunu şu anda ailesinden ve sevdiklerinden uzakta, yurtdışında sürdürüyor.

 

 

Sendikacı Başaran Aksu, hayatını emek hareketinin içinde ve sahada geçirdi. Farklı işkollarından pek çok işyerindeki sendikal örgütlenmede görev aldı, bağımsız sendikaların kuruluşunda rol oynadı. Yaptığı konuşmalar ve katıldığı eylemler nedeniyle sayısız kez gözaltına alındı, hakkında onlarca soruşturma açıldı. 2014’te Soma’da, Dev Maden-Sen örgütlenmesi için çalışırken yaklaşık 400 kişinin linç girişimine uğradı, üç ay hastanede yattı. Başaran Aksu hakkında süren iki dava ile bir soruşturma bulunuyor.   

Başaran Aksu, 1974 Hopa doğumlu. 30 yıldır sendikal mücadelenin içinde. Başka bir mesleği, işi yok. Bir gün bile sigortalı çalışan olmadı. Parayla ilgili görevlerden ilkesel olarak uzak durduğundan profesyonel sendikacılık da yapmadı. Bir konfederasyon aidiyeti yok. Üzerinde çalıştığı işkolunun gerektirdiklerine, gerçeklerine göre yaklaşımını belirliyor. Hayatını emek hareketinin, örgütlenme çalışmalarının içinde özellikle de organize sanayi bölgelerinde geçirdi. Yemek, barınma gibi ihtiyaçlarını görev aldığı örgütlenmenin içinde karşılıyor, gittiği yerlerdeki işçilerin evinde konaklıyor.

Aksu 2008’de, işçi sınıfının sendikal mücadelesini güçlendirmeyi amaç edinen bir kolektif olan Umut-Sen’in kuruluşunda rol aldı. Şu anda kolektifin örgütlenme koordinatörü. Bugün DİSK’e bağlı olan Güvenlik-Sen’i kurdu, Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası DGD-Sen’in kuruluşunda gönüllü örgütlenme uzmanlığı yaptı. Lastik, deri, tekstil, metal, nakliye, kimya gibi iş kollarında DİSK veya Türk-İş’e bağlı sendikalarının işyeri veya havza örgütlenmesine yardım etti. Soma Katliamı sonrası Kamil Kartal ile Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın kuruluşunda yer aldı. Şu anda Bağımsız Emek Sendikası ile genel iş kolunda Göçmenler Sendikası kurulması için çalışıyor.

Başaran Aksu 2014’te Soma Katliamı’nın yaşandığı günden bu yana bölgede bulunuyor. Katliam gerçekleştiği sırada Samsun’da güvenlik işçileri ile örgütlenme çalışması yapıyordu, doğrudan Soma’ya geçti. Samsun’a gitmeden önce de Çerkezköy’de bir plastik fabrikasındaki direnişe destek veriyordu. Soma’da birlikte Bağımsız Maden-İş’i kurdukları Kamil Kartal ile bir linç girişimine uğradı.

Başaran Aksu, Bağımsız Maden-İş Sendikası kuruluşu öncesi, Kamil Kartal ile Soma’da ev ev gezerek işçilerin kendi komitelerini oluşturması ve Dev Maden-Sen’de örgütlenmesi için çalışma yürütüyordu. 2 Eylül 2014’te, iş cinayetinde yaşamını yitiren bir işçinin ailesinin evine taziyeye gittiler. Bu sırada yaklaşık 400 kişilik bir grubun planlı saldırısına uğradılar. Grubun hali hazırda madenlerde örgütlü olan sendika ve işverenler tarafından kışkırtıldığı iddia edildi. Saldırı sonucu Aksu’nun belinde, elmacık ve burun kemiklerinde kırıklar meydana geldi, üç ay hastanede yattı. Çıkar çıkmaz Soma’ya döndü. Bu arada saldıranlarla birlikte kendisi de müşteki sanık olarak yargılandı, beraat etti. Saldıranlara verilen cezalarda hükmün açıklanması geri bırakıldı. Ölen işçinin olayın ertesi günü gerçekleşen cenazesine ise 7 bin kişi katıldı.

Yine Soma’da, 16 Şubat 2019’da tazminat mağduru maden işçilerinin hak mücadelesi için yürütülen eylemler sırasında Türkiye Kömür İşletmeleri önünde yaptığı konuşmalar nedeniyle hakkında “suç işlemeye tahrik etme” gerekçesiyle dava açıldı. İlk duruşması Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 22 Aralık 2020’de görülen davanın ikinci duruşması 15 Nisan 2021’de.

Aksu, bölgedeki maden şirketleri tarafından kriminalize de ediliyor. Hakkında İmbat Madencilik’in şikayeti üzerine başlatılan bir soruşturma var. Şirket yöneticileri Aksu’nun kendilerini ölümle tehdit ettiğini iddia ediyor.

Aksu bugüne kadar yaptığı konuşmalar ve katıldığı işçi eylemleri nedeniyle pek çok kez gözaltına alındı, hakkında takipsizlikle sonuçlanan onlarca soruşturma açıldı. Yargılamaya dönüşenlerden ise bugüne kadar hiç ceza almadı. Kocaeli’nin Gebze ilçesinde, sendikal haklarının tanınması talebiyle Ankara’ya yürümek isteyen metal işçilerine destek vermeye gitti, Kamil Kartal’la birlikte gözaltına alındı. Her ikisi de aynı gün serbest bırakıldı. 31 Aralık 2020‘de, ödenmemiş ücret ve kıdem tazminatları için Bimeks işçileri tarafından, şirket sahibi Vedat Akgiray’ın ders verdiği Boğaziçi Üniversitesi önünde yapılan basın açıklamasına Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü olarak katıldı. Müdahale eden polisin gözaltına aldığı altı kişi arasındaydı. Polisteki ifadesinin ardından aynı gün serbest bırakıldı.

 

 

Türkiye’deki hekimlerin yüzde 88’ini temsil eden Türk Tabipleri Birliği’nin (TTB) üye ve yöneticileri, 2018 yılından bu yana soruşturma ve yargılama süreçlerine maruz kalıyor, hedef gösteriliyor. “Zeytin Dalı” askeri operasyonu sonrası yaptıkları “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” açıklaması nedeniyle 11 eski yöneticiye “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan hapis cezası verildi. Covid-19 pandemisi sırasında yaptıkları açıklamalar nedeniyle illerdeki yöneticilerine soruşturmalar açıldı. Ekim 2020’de Merkez Konsey Başkanı seçilen Şebnem Korur Fincancı, Cumhurbaşkanı tarafından hedef gösterildi. Yüksek Onur Kurulu Üyesi Şeyhmus Gökalp’in “terör örgütü üyeliği” iddiasıyla 15 yıla kadar hapsi isteniyor. 

TTB; halk sağlığını korumak, geliştirmek ve herkesin kolay ulaşabileceği kaliteli ve uygun maliyetli sağlık hizmeti için çalışmak, meslek ahlakını korumak, mesleğin ve üyelerinin maddi, manevi haklarını korumak için 1953 yılında kuruldu. Meslek disiplinini sağlamak, hasta yakınmalarını araştırmak, hekimlerin özel çalışma ücretlerini belirlemek gibi konularda çalışan örgütün Merkez Konseyi Ankara’da bulunuyor.

TTB geçmişte de baskılarla karşılaştı.1980 askeri darbesi ile kapatıldı, tüm belgelerine el konuldu, yönetim kurulu üyeleri yargılandı. 1984’te yeniden açıldığında Merkez Konsey Başkanı Prof. Dr. Nusret Fişek oldu. Gündemde idam cezası tartışmaları vardı. Milletvekillerine ve Cumhurbaşkanı’na hitaben mektuplar göndererek insanı yaşatmanın, hekimlik mesleğinin en temel etik kuralı olduğunu, idamın infazı sırasında hekim bulundurmanın doğru olmadığını hatırlattılar. Prof. Fişek ve Merkez Konsey üyeleri hakkında dava açıldı. Ölüm cezasına karşı bildiri hazırlamak suçuyla yargılandılar.
Fişek ve arkadaşları, “Hekimlerin idama ve idamın infazı sırasında hekimin bulundurulmasına karşı olmaları” nedeniyle yargılandıkları davadan beraat etti.

2004’te Merkez Konsey Başkanı Füsun Sayek ile 2. Başkanı Dr. Metin Bakkalcı ,5 Kasım ve 24 Aralık 2003 tarihlerinde TTB’nin gerçekleştirdiği iş bırakma eylemleri dolayısıyla düzenlenen basın toplantılarında, dönemin Sağlık Bakanı Prof. Dr. Recep Akdağ’a hakaret ettikleri iddiasıyla yargılandı ve beraat etti.

TTB’ye yönelik güncel baskılar, 20 Ocak 2018 tarihinde Türk Silahlı Kuvvetleri’nin ulusal güvenliğin tehdit altında olduğu iddiasıyla düzenlediği “Zeytin Dalı” operasyonu sonrası başladı. Operasyonu protesto eden yürüyüşler yasaklanır, sosyal medyada aksi yönde düşüncelerini paylaşanlar gözaltına alınırken TTB Merkez Konseyi, 24 Ocak 2018 günü “Savaş Bir Halk Sağlığı Sorunudur” başlıklı açıklamasını yaptı ve konsey üyeleri hakkında hızla soruşturma açıldı. “Savaşa hayır, Barış hemen şimdi” diye biten açıklama devlet yetkilileri tarafından sıkça gündeme getirilip yorumlanınca TTB “her türden çarpıtmayı reddettiklerini” içeren ikinci bir açıklamaya gerek duydu.

28 Ocak 2018 tarihinde İçişleri Bakanlığı TTB Merkez Konseyi üyeleri hakkında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulacağını açıkladı. Hemen ertesi gün Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı TTB Merkez Konsey üyesi 11 kişiyi kapsayan bir soruşturma başlattı.

30 Ocak 2018’de 7 farklı kentte düzenlenen operasyonla Merkez Konsey üyesi 11 hekim gözaltına alındı: Prof. Dr. Mehmet Raşit Tükel, Prof. Dr. Taner Gören (İstanbul), Dr. Hande Arpat, Prof. Dr. Sinan Adıyaman, Dr. Mehmet Sezai Berber, Dr. Selma Güngör (Ankara), Dr. Bülent Nazım Yılmaz (Eskişehir), Dr. Funda Barlık Obuz (İzmir), Dr. Dursun Yaşar Ulutaş (Adana), Dr. Ayfer Horasan (Van), Dr. Şeyhmus Gökalp (Diyarbakır).

Gözaltı operasyonunun 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu çerçevesinde düzenlendiğini açıklayan Savcılık soruşturma dosyasına gizlilik kararı getirdi.

Gözaltıların ardından İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü Prof. Dr. Raşit Tükel ve Prof. Dr. Taner Gören hakkında 3 ay süreli görevden uzaklaştırma kararı aldı. Dr. Şeyhmus Gökalp de görev yaptığı Diyarbakır Merkez Bankası’ndaki işinden çıkarıldı.

Aynı gün Dünya Tabipler Birliği (WMA), İnsan Hakları İçin Hekimler Örgütü (PHR), Avrupa Hekimler Daimi Komitesi (CPME), Avrupa Tabip Birlikleri Forumu (EFMA) ve Uluslararası İşkence Mağdurları Rehabilitasyon Konseyi (IRCT) yöneticileri gözaltına alınan hekimlerin bir an önce serbest bırakılmasını talep eden bir mektubu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’a gönderdi. Mektup aynı zamanda Başbakanlık, Dışişleri ve İçişleri Bakanlıkları başta olmak üzere ilgili kurumlara da gönderildi.

Çeşitli meslek örgütleri ve avukatlar tarafından, gözaltına alınan hekimlerle dayanışma amaçlı açıklama ve eylemler yapıldı. Her hafta Çağlayan Adliyesi’nde “Adalet Nöbeti”nde buluşan avukatlar 1 Şubat 2018 tarihli 44. buluşmada TTB’nin açıklamasını okuyarak gözaltıları protesto etti. Açıklamayı okuyan ve hakkında gözaltı kararı olduğu iddiasıyla evi basılan Av. Kemal Aytaç 5 Şubat’ta avukatlarıyla birlikte geldiği adliyede ifadesinin ardından serbest bırakıldı. Daha sonra bu soruşturmanın genişletildiği ve 14 kişiye aynı açıklama nedeniyle soruşturma açıldığı öğrenildi.

2 Şubat 2018 tarihinde Prof. Dr. Sinan Adıyaman, Dr. Ayfer Horasan ve Dr. Şeyhmus Gökalp; 5 Şubat 2018 tarihinde ise diğer 8 konsey üyesi hekim Sulh Ceza Hakimliği’nce adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

9 Şubat 2018’de, gözaltına alınmalarının hemen ardından görev yapmakta oldukları İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü’nce 3 ay süreli olmak üzere görevden uzaklaştırılan Raşit Tükel ve Taner Gören hakkındaki karar iptal edildi.

1 Ekim 2018 tarihli iddianameye göre 11 hekim “Terör örgütü propagandası yapmak” (TMK 7/2) ve “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek”le (TCK 216/1) suçlanıyordu.

Davanın ilk duruşması 27 Aralık 2018 tarihinde Ankara 32. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşti. Hekimler beyanda bulundular. Savcı esas hakkındaki mütalaasını açıkladı.

3 Mayıs 2019 tarihli 3. duruşmada yargılanan 11 eski Merkez Konsey üyesine “halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçundan 2’şer kez 10’ar ay hapis cezası verilmesine karar verildi. Dr. Hande Arpat’a 2014 yılındaki bazı sosyal medya paylaşımlarında “terör örgütü propagandası” yaptığı gerekçesiyle ayrıca 1 yıl 6 ay 22 gün hapis cezası verilirken, Dr. Şeyhmus Gökalp ise “terör örgütü propagandası” suçundan beraat etti.

Covid-19 salgını dönemi

Aralık 2019’da başlayan küresel Covid-19 salgınında, Türkiye’de ilk vakanın tespit edildiğinin açıklandığı 11 Mart 2020 sonrası virüsün yayılımıyla ilgili sorumlu oldukları iller ve halk sağlığı üzerine açıklamaları nedeniyle TTB’ye bağlı tabip odalarının başkanları ifadeye çağrıldı, haklarında soruşturmalar açıldı. Van-Hakkari, Mardin ve Urfa Tabip Odası başkanları “halk arasında korku ve panik yaratmak” ile suçlandı. TTB Covid-19 İzleme Grubu üyesi Prof. Dr. Kayıhan Pala hakkında Bursa Valiliği’nin talebiyle Uludağ Üniversitesi tarafından “halkı yanlış bilgilendirmek” suçlamasıyla soruşturma açıldı. Bu soruşturma daha sonra sonlandırıldı.

TTB’nin 27 Eylül 2020’de yapılan 72. Seçimli Büyük Kongresi’nde Şebnem Korur Fincancı, 2020-2022 dönemi Merkez Konsey Başkanı seçilince kendini iktidarın hedefinde buldu. AKP Genel Başkanı ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, partisinin 14 Ekim 2020’deki grup toplantısında, “Ne zamandan beri terörle iç içe olanlar TTB gibi önemli bir kuruluşun başına geçebiliyor? TTB, bunun gibi kimi meslek kuruluşları açıkça Anayasa’ya aykırı faaliyet içindedir. Çoklu baro çalışmasının bir benzerini yapacağız,” diyerek Fincancı’yı ve TTB’yi hedef gösterdi.

TTB Yüksek Onur Kurulu üyesi olan Şeyhmus Gökalp ise, 20 Kasım 2020’de Demokratik Toplum Kongresi’ne (DTK) yönelik soruşturma kapsamında gözaltına alındı. TTB bir açıklama yayımlayarak, Gökalp’in serbest bırakılmasını istedi. Savcılığın tutuklama istemiyle Diyarbakır 2. Sulh Ceza Hakimliği’ne sevk ettiği Gökalp, “örgüt üyesi olmak” iddiasıyla 23 Kasım 2020’de tutuklandı. Hakkında 7 yıl 6 ay’dan 15 yıla kadar hapis cezası istenen Şeyhmus Gökalp’in ilk duruşması 10 Şubat 2021’de görülecek.

22 Ocak 2021’de Ankara Şehir Hastanesi’nde sağlık çalışanlarının özlük haklarının iyileştirilmesi talebiyle bir eylem düzenlendi. Eyleme Ankara Tabip Odası (ATO) Başkanı Dr. Ali Karakoç ve yönetim kurulu üyeleri de katıldı. Polisin sert müdahalesi sonrası Karakoç’un yanı sıra ATO Yönetim Kurulu Üyesi Dr. Ayşe Uğurlu gözaltına alındı.

 

Bağımsız Maden-İş Sendikası Örgütlenme Uzmanı Kamil Kartal, hayatı boyunca sendikal mücadele içinde yer aldı. Hakkında sayısız dava açıldı, pek çok kez gözaltına alındı. Kartal’a Akhisar Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilen 33 aylık hapis cezası Yargıtay aşamasında.

İşçi ve sendikacı Kamil Kartal, 1956 İstanbul doğumlu ancak kendini Artvin Şavşatlı olarak tarif ediyor. Babası İETT eski tramvay vatmanlarından ve TÜMTİS Sendikası’nın kurucu üyelerinden biri. Kartal, lise eğitimini yarıda bırakıp 16 yaşında işçiliğe başladı. Ağırlıklı olarak enerji iş kolunda çalıştı. İstanbul Elektrik Tramvay ve Tünel İşletmeleri (İETT), metal, maden, basın işçiliği yaptı. 18 yaşından itibaren sendikal hareket içinde yer aldı, farklı konfederasyon ve sendikalarda işyeri temsilcisi, örgütlenme uzmanı, yönetici olarak görev yaptı. 

Sendikal faaliyetlerinin büyük bölümünü DİSK çatısı altında sürdürdü, 12 Eylül 1980 darbesiyle DİSK kapatılınca 1992’ye kadar Türk-İş’te yer aldı. 1992 sonrasında DİSK’in yeniden örgütlenmesi için çalıştı, Yeraltı-Maden İş örgütlenme sorumlusu oldu. Cumhuriyet Gazetesi’nde matbaa işçisi olarak çalıştı, Basın-İş Sendikası’nın genel sekreterliğini ve genel başkanlığını üstlendi. Devrimci Sağlık-İş’in örgütlenme çalışmalarına katıldı. Bağımsız Enerji-Sen’in kuruluşuna destek verdi. 2010-2013 arasında DİSK’e bağlı Enerji İşçileri Sendikası’nın genel başkanlığını yaptı. 

Kamil Kartal, 13 Mayıs 2014’te Soma Katliamı’nın yaşandığı günden bu yana bölgede. Katledilen maden işçilerinin aileleriyle dava süreçlerini takip etti, işçilerin hakları için mücadeleyi sürdürdü, 2018’de Bağımsız Maden İşçileri Sendikası’nın kuruluşunda rol aldı. Şu anda aynı sendikanın örgütlenme ve eğitim uzmanı. 

Kartal sendikal faaliyetleri ve eylemleri nedeniyle bugüne kadar sayısız kez gözaltına alındı, hakkında pek çok dava açıldı. Bu davaların tamamı 1980 sonrası döneme ait. 12 Eylül darbesinin hemen ardından 700 sanıklı İETT Devrimci Yol davasında yargılandı, 1983’e kadar 80 günü bulan ve aşan gözaltıları oldu. 2011’de yapılan Enerji-Sen eyleminde, İstanbul Boğaziçi Köprüsü’nün trafiğe kapatılması nedeniyle 18 ay hapis cezası aldı. Adana TEDAŞ binasının işgali, Taksim BEDAŞ binasının işgalinden aldığı cezalar da var ancak hepsi ertelendi. 

Şu anda hakkında Akhisar Emniyet Müdürü’ne hakaret ettiği gerekçesiyle Akhisar Asliye Ceza Mahkemesi tarafından verilmiş ve Yargıtay aşamasında bulunan 33 aylık bir hapis cezası bulunuyor. Soma’da katledilen madencilerin dava sürecinde emniyet güçleriyle Kartal’ın da aralarında bulunduğu sendika temsilcileri karşı karşıya gelmişti. Aynı olayda bir de “Halkı kin ve düşmanlığa sevk etmek”ten dava açılmıştı ancak bu davadan beraat etti. 

Kamuoyu Kamil Kartal’ı, tazminatsız işten çıkarılan ve alacakları ödenmeyen Somalı madencilerin Ankara’ya başlattığı yürüyüşle tanımıştı. Kartal’ın, kıdem ve ücret alacakları için yürümek isteyen Somalı maden işçilerinin, jandarma tarafından engellenmesinin ardından jandarma komutanına yönelik yaptığı ve  “Öyle mi alay komutanı?” diye başlayan konuşması gündem olmuştu. Bu olayın ardından Kocaeli’nin Gebze ilçesinden sendikal haklarının tanınması talebiyle Ankara’ya yürümek isteyen metal işçilerine destek vermeye giden Kamil Kartal, kendisi gibi Bağımsız Maden-İş Sendikası’nda örgütlenme uzmanı olan Başaran Aksu’yla birlikte gözaltına alındı. Kartal ve Aksu aynı gün serbest bırakıldı. 

 

İnsan Hakları Derneği (İHD) Balıkesir Şube Başkanı Rafet Fahri Semizoğlu, jandarma tarafından sabaha karşı evine yapılan baskınla gözaltına alındı, beş gün sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı ve hakkında soruşturma açıldı. İfadesi alınırken kendisine bir buçuk yıl evvel yaptığı cezaevi görüşmeleri soruldu. Hakkındaki suçlama “terör örgütüne finansal destek sağlamak”.

Rafet Fahri Semizoğlu, 1962 Ankara doğumlu, 28 yıldır Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde yaşıyor. Üç yıl önce İHD’nin Balıkesir Şubesi’ne üye oldu ve ilk genel kurulda başkan seçildi. Seçildiği günden itibaren İHD’nin Balıkesir’de görünürlüğünü, etkinliğini artırmak için çalıştı. Balıkesir’in haklar alanında öncelikli konuları olan mülteciler, cezaevleri ve ekoloji üzerine çalışmalar yürüttü. Semizoğlu, 2019’daki açlık grevleri sırasında cezaevlerine ziyaretler yaptı, görüşmelerini, hak ihlallerini raporlaştırarak İHD Genel Merkezi’ne iletti.

31 Ekim 2020 Cumartesi sabah saat 05:00 civarında Burhaniye’de 28 yıldır yaşadığı ev jandarma, polis ve mahalle muhtarı eşliğinde, kalabalık şekilde basılarak arama yapıldı. “Terör örgütü üyeliği” iddiasıyla gözaltına alınarak Burhaniye Jandarma Karakolu’na götürüldü. Yaklaşık 24 saat sonra sağlık raporu alınmak üzere hastaneye götürüldü. İfadesi, Balıkesir Üniversitesi Çağış Yerleşkesi içindeki Jandarma Karakol Komutanlığı’nda alındı.

Semizoğlu gözaltındayken İHD Genel Merkezi bir basın açıklaması yaparak, CMK uyarınca çağrı üzerine ifade alınarak soruşturma yürütülmesi gereken bu gibi durumlarda, CMK’nın açıkça çiğnendiğinin altını çizdi ve Balıkesir Şube Başkanı’nın derhal serbest bırakılmasını istedi.

İfadesi alınırken Semizoğlu’na 20’ye yakın soru soruldu. Bazı isimleri tanıyıp tanımadığı, bir buçuk yıl önceki cezaevi görüşmelerinin içeriği, bazı yayınların cezaevlerine yasadışı olarak girip girmediği, PKK üyesi akrabası olup olmadığı bu sorulardan bazılarıydı. Beş gün gözaltında tutulduktan sonra mahkemeye çıkarıldı. Mağdur beyanına göre, mahkemeye götürülürken aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan kişiler ayrı araçlara bindirilerek bir konvoy oluşturuldu ve şehirde dolaştırıldı. Savcı mahkemede Semizoğlu’nun “Terör örgütü üyeliği” yerine  “Terör örgütüne finansal destek sağlamak” iddiasıyla tutuklanmasını talep etti ancak adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

 

Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak amacıyla başlatılan “Bir Günlük Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyası 3 Mayıs 2016’da başladı, 7 Ağustos 2016’da sona erdi. Kampanyaya katılan 56 nöbetçi yayın yönetmeninden 49’una soruşturma açıldı. 11 soruşturma takipsizlikle sonuçlandı, 38 dosya davaya dönüştü. Yedi kişi beraat ederken, 27 kişiye ceza verildi. Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu hakkında verilen beraat kararı, İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu. 

Çözüm sürecinin kesintiye uğraması sonrası 24 Temmuz 2015’le başlayan çatışmalı süreçte, Kürt basınının en önemli yayın organlarından Özgür Gündem sayısız soruşturma, dava ve sansürle karşı karşıya kaldı.

Bu baskı politikasına karşı 3 Mayıs 2016 Basın Özgürlüğü Günü’nde “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyası başlatıldı. Kampanyanın ilan edildiği basın toplantısında gazetenin Genel Yayın Koordinatörü Ahmet Birsin, 2015 Temmuz ayından itibaren Özgür Gündem’e dönük 80 dava açıldığını duyurdu. Birsin’in verdiği bilgilere göre o tarihe dek Terörle Mücadele Kanunu kapsamında açılan 99 soruşturmadan 51’i, basın savcılığının 301. maddeden açtığı 47 soruşturmadan da 29’u davaya dönüşmüştü.

Adli baskıya karşı başlatılan dayanışma kampanyasında “1 Günlük Nöbetçi Yayın Yönetmeni” olarak 100 gazeteci, sanatçı, yazar, akademisyen, sivil toplum temsilcisi ve siyasetçi görev aldı. Ancak bu kez de kampanyaya katılanlar hakkında ardı ardına “örgüt propagandası” iddiasıyla davalar açıldı. 20 Haziran 2016’da üç Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni, Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı tutuklandı, 10 gün tutuklu kaldılar. Üç isim üç yıl sonra, 17 Temmuz 2019’da, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davanın karar duruşmasında “suç koşulu oluşmadığı” gerekçesiyle beraat etti. Haklarında verilen beraat kararı, 3 Kasım 2020’de İstanbul Bölge Adliyesi 3’üncü Ceza Dairesi tarafından bozuldu. İstinaf Mahkemesi beraat kararını veren İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını usule aykırı olduğu gerekçesi ile ret etti. Önderoğlu, Nesin ve Fincancı’nın yeniden yargılanmasına 3 Şubat 2021‘de başlandı. İlk duruşmada dosyalarının 23. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki 2020/51 esas sayılı dosya ile birleştirilmesi istendi. Bir sonraki duruşma 6 Mayıs 2021′de görülecek.

Kampanyaya dayanışma amaçlı katılan 100 kişiden 50’sine soruşturma açıldı. Bu soruşturmalardan 11’i takipsizlikle sonuçlandı, 38 dosya davaya dönüştü. 38 nöbetçi yayın yönetmeni 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2 maddesi (Terör örgütü propagandası yapmak) ve 6/2 maddesini (Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basma veya yayınlamak) ihlalden hâkim karşısına çıktı. Deniz Türkali hakkındaki dava, soruşturma süresinin zamanaşımına uğramasından ötürü düştü.

Nöbetçi genel yayın yönetmenlerine ilişkin süren davalarda bugüne dek, 27 kişiye toplam 293 ay 15 gün hapis cezası verildi. Nöbetçi yayın yönetmenlerinden Murat Çelikkan, Ayşe Düzkan, Ragıp Duran ve Celalettin Can’a verilen hapis cezalarında Hükmün Açıklanmasının Ertelemesi (HAGB) uygulanmadı.

Cezası ertelenmeyen nöbetçi genel yayın yönetmenlerinden Murat Çelikkan, 14 Ağustos 2017’de Kırklareli Cezaevi’ne girdi, 14 Ekim 2017’de açık cezaevine alındı, 21 Ekim 2017’de tahliye edildi. Ayşe Düzkan ise, İstinaf Mahkemesi’nin 1 yıl 6 aylık hapis cezasını onamasının ardından cezasının infazı için 29 Ocak 2019’da teslim olarak Bakırköy Kadın Cezaevi’ne konuldu. Yaklaşık 4 buçuk aylık tutukluluğunun ardından 12 Haziran 2019’da tahliye edildi.

Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenleri Can Dündar, Said Sefa ve Veysi Altay hakkında açılan davalar ise İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor.

Bu arada, dayanışma kampanyası kapsamında açılan 38 davanın hepsinde gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya da sanık olarak yargılandı. Kızılkaya’nın dosyaları daha sonra İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Özgür Gündem Ana Davası ile birleştirildi.

Takipsizlik kararı verilenler: İhsan Eliaçık, Melda Onur, Sabahat Tuncel, Ahmet Abakay, Eşber Yağmurdereli, Hasip Kaplan, Işın Eliçin, Kemal Can, Mustafa Sönmez, Uğur Karadaş, Nurcan Baysal.

Beraat kararı verilenler: Erol Önderoğlu (istinafta bozuldu), Şebnem Korur Fincancı (istinafta bozuldu), Ahmet Nesin (istinafta bozuldu), Hasan Hayri Şanlı, Nevin Erdemir, Hüseyin Tahmaz ve Hakkı Boltan. 

Haklarında dava açılanlar: A. Kumru Başer, Ahmet Nesin, Ayşe Batumlu, Ayşe Düzkan, Beyza Üstün, Can Dündar, Celal Başlangıç, Celalettin Can, Cengiz Baysoy, Çilem Küçükkeleş, Derya Okatan, Dicle Anter, Erol Önderoğlu, Ertuğrul Mavioğlu, Faruk Balıkçı, Faruk Eren, Fehim Işık, Hüseyin Tahmaz, Hakkı Boltan, Hasan Cemal, Hasan Hayri Şanlı, İ. Aydın, İbrahim Bodur, İhsan Çaralan, Jülide Kural, Murat Çelikkan, Murat Uyurkulak, Nadire Mater, Necmiye Alpay, Nevin Erdemir, Öncü Akgül, Ragıp Duran, Said Sefa, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Tuğrul Eryılmaz, Veysi Altay ve Yıldırım Türker.

 

İzmirli LGBTİ+ aktivisti İsmail Temel, 5 Ağustos 2020’de İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak için Alsancak’ta düzenlenen eylemde polis tarafından darp edildi. Gözaltına alınırken gördüğü şiddet üzerine bayılan Temel, ambulans yerine polis aracına alınarak hastaneye götürüldü. Daha sonra “polise mukavemet etmek” iddiasıyla ifadeye çağrıldı. Rızası dışında ailesine cinsel yönelimi açıklanan Temel, evini ve işini kaybetti.

İstanbul Sözleşmesi Savunucuları’ndan İsmail Temel 20 yaşında. 2019’dan bu yana İzmir Kızıl Okyanus LGBTİ+ örgütünde hak mücadelesi veriyor. Bu mücadelenin bir parçası olarak 5 Ağustos 2020’de, İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasını protesto etmek üzere İzmir Alsancak’ta düzenlenen eyleme katıldı.

Eylemin ardından alandan ayrılırken, taksiye binmek üzere olduğu ara sokakta polis tarafından dışarı çekilerek araçtan indirildi. Darp edilip yerde sürüklendi, kendisine ve ailesine yönelik hakaret edildi, nefret söyleminde bulunuldu, ters kelepçe takılmak istendi. Gördüğü şiddetin etkisiyle kriz geçirerek bayıldı. Polisler, ambulans çağrılmış olmasına rağmen Temel’i polis aracına bindirip Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdü. İsmail Temel burada uzun süre kimseyle iletişim kuramadı.

Daha sonra karakola çağrıldı ve “polise mukavemet etmek” iddiasıyla ifadesi alınmak istendi. İsmail Temel susma hakkını kullanarak, imza vermedi.

Ailesiyle yaşadığı eve döndüğünde, ailesinin polis tarafından arandığını, cinsel yöneliminin rızası dışında açıklandığını, yasadışı bazı örgütlere üye olmakla itham edildiğini öğrendi. Bu nedenle evini ve eviyle aynı mahalledeki işini terk etmek zorunda kaldı.

Olaydan sonra Temel’in çevresinde örülen dayanışma ağı sayesinde kendisine yeni bir iş ve ev bulundu. Genç LGBTİ+ Derneği, 29 Ağustos’ta pek çok hak örgütünün imzacısı olduğu bir basın açıklaması yaparak, İsmail Temel’in maruz kaldığı şiddet ve ayrımcılık üzerine sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu bildirdi. Olaydan sonra Temel’in avukatlığını üstlenen Eren Keskin de darp eden polislerin kimliklerinin tespit edilerek Türk Ceza Kanunu’nun 94. Maddesi, İstanbul Sözleşmesi’nin 12. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddesi dayanak yapılarak dava açılmasını istedi. Şu anda dava açılması bekleniyor.

2020’nin son günü Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın eski AK Parti milletvekili aday adayı Melih Bulu’yu üniversitelerine rektör olarak atanmasına karşı çıkan Boğaziçi Üniversitesi öğrencileri, barışçıl protesto başlıttı. Bu kapsamda okul içinde düzenledikleri bir sergide, üzerinde LGBTİ+ bayrağı ve Şahmeran figürü bulunan bir Kabe fotoğrafının yer alması LGBTİ+ öğrencileri hedef haline getirdi, iki öğrenci tutuklandı.

1 Şubat 2021‘de İzmir’de arkadaşlarına destek olmak ve öğrencilerin tutuklanmasını protesto etmek isteyen LGBTİ+ grupları, Alsancak Kıbrıs Şehitleri Caddesi’nde toplandı. Yürüyüş yapmak isteyen gruba polis sert bir şekilde müdahale etti. Müdahale sonrası çok sayıda kişi gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında İsmail Temel de bulunuyordu. Temel, akşam saatlerinde serbest bırakıldı.

11 Ocak 2016’da, 89 üniversiteden 1128 akademisyen, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriye imza verdiğini bir basın açıklaması ile duyurdu. Bildiri, Kürt illerinde çatışmaların başlaması sonrası ilan edilen sokağa çıkma yasakları süresince bölge halkına yönelik şiddetin durması, kalıcı barış için çözüm yollarının oluşturulması çağrısıydı. Sonraki hafta ilk gruba destek olmak için imza atan akademisyenlerle birlikte toplam imzacı sayısı 2 bin 212 oldu. Bu akademisyenlerin yüzlercesi işten atıldı, pasaportlarına el konuldu, başka yerlerde iş bulmaları engellendi, bulundukları yerellerde tehdit edilip saldırıya uğradılar, defalarca karakola çağrıldılar, hedef gösterildiler. Haklarında bireysel davalar açıldı. Büyük bölümünün, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “hak ihlali” kararı sonrası beraat etmesine rağmen yüzde 88’i işine iade edilmedi. 

Barış İçin Akademisyenler, Kasım 2012’de, Kürt tutukluların başlattığı açlık grevleri sırasında, açlık grevinin barış talebini desteklemek amacıyla kaleme alınan ve 50’nin üzerinde üniversiteden 264 akademisyen tarafından imzalanan bir bildirinin sonrasında kuruldu. Ancak bugün Barış İçin Akademisyenler olarak anılan grup, Ocak 2016’da yayınlanan “Bu suça ortak olmayacağız!” metnine imza atanlardan oluşmakta.

11 Ocak 2016’da bildirinin bir basın toplantısıyla duyurulmasının ardından, 15 Ocak 2016 itibariyle ülke çapında onlarca akademisyen gözaltına alındı, görevden uzaklaştırıldı, adli ve idari soruşturmayla karşı karşıya kaldı.

Haklarında soruşturma başlatılan akademisyenlere 14 Ocak 2016 itibariyle gazeteciler, sinemacılar ve edebiyatçılardan destek geldi. Akademisyenlere desteğini açıklayan gazeteci sayısı 300’ü, sinemacı sayısı 400’ü, edebiyatçı sayısı ise 500’ü geçti. Destek bildirisi yayınlayan 433 sinemacı hakkında da “suçu ve suçluyu övmek” suçlamasıyla soruşturma açıldı.

21 Ocak 2016’da bildiri 2212 imzayla TBMM’ye sunuldu. Sunulan dosyada yurtdışından 2215 akademisyen ve araştırmacının da destek imzası bulunuyordu.

10 Mart 2016’da yaşananları kamuoyuyla paylaşmak üzere düzenlenen basın toplantısında açıklama yapan 4 akademisyen hakkında yakalama kararı çıkarılarak 14 Mart 2016’da evlerine baskın düzenlendi. Yurtdışında olan Meral Camcı dışındaki üç akademisyen (Esra Mungan, Muzaffer Kaya, Kıvanç Ersoy) kendileri Emniyet’e gitti. 15 Mart 2016’da çıkarıldıkları mahkemece “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisi gerekçe gösterilerek “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklandılar. Hakkında yakalama ve gözaltı kararı çıkarılan Meral Camcı, “Barış sözümün arkasında duracağım, mücadeleye devam edeceğim” diyerek Türkiye’ye döndü ve emniyete kendisi gittikten sonra 31 Mart’ta tutuklandı. Dört akademisyen 22 Nisan 2016 tarihli ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Savcının talebi üzerine Adalet Bakanlığı “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama”yı düzenleyen TCK 301. maddeden yargılanma izni verdi. Dört akademisyen süren bu davadan 30 Eylül 2019 tarihinde beraat etti.

Bildiriye imza veren akademisyenler hakkında da 3713 sayılı TMK’nın 7/2 maddesine dayanarak “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla dava açıldı. Davalardan ilki 5 Aralık 2017’de İstanbul Çağlayan’da görülmeye başlandı.

Anayasa Mahkemesi’nin 10 akademisyenin başvurusunu dikkate alarak 26 Temmuz 2019 tarihinde verdiği ihlal kararı akademisyenlere yönelik dosyaların kaderini değiştirdi. Bu tarihten sonra devam eden duruşmalardan ilk tahliye haberi 6 Eylül 2019’da geldi. 19 Ekim 2020 tarihi itibariyle beraat eden akademisyen sayısı 622

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Akademi, Barış Akademisyenlerine ilişkin, 27 Ağustos 2020’de “Barış İçin Akademisyenler Güncel Durum Raporu”nu açıkladı. Rapora göre, 20 Temmuz 2018’de OHAL’in resmen sona ermesini takiben, ihraç edilen Barış Akademisyenlerinden bazıları idare mahkemelerine başvurarak ihraç işlemleri hakkında “OHAL KHK’ları ile tesis edilen işlemlerin OHAL kalktıktan sonra da uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma davası açtı. Ancak Danıştay ve AYM içtihatlarına rağmen davalar reddedildi. Barış Akademisyenlerinin göreve iade edilip edilmeyeceği OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kararına bağlı bırakıldı. Pasaport başvurusu yapan akademisyenler arasında yasal süre içinde kendisine olumlu veya olumsuz hiçbir cevap verilmeyenler, başvurular olumsuz sonuçlananlar bulunmakta.

 

Türkiye, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da yapılan Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanları toplantısında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi’ne (tam adıyla Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) ilk imza koyan ülke. Sözleşme, 12 Mart 2012’de oybirliği ile parlamentodan geçti ve yürürlüğe girdi. Sözleşmenin yürürlüğe girmesinin ardından, özellikle son bir yılda artan biçimde, muhafazakâr medyada “Türk aile yapısını bozduğu”, “eşcinselliğe yasal zemin hazırladığı” argümanıyla aleyhte kampanya yürütüldü, yürütülüyor. Konu, pandemi öncesinde Erdoğan başkanlığında yapılan toplantılarda da erkek milletvekilleri tarafından gündeme getirildi, kimi parti  yöneticileri ve milletvekilleri sözleşmeden imzanın çekilmesi gerektiğini savundu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un “Nasıl usulünü yerine getirerek bu sözleşme imzalanmışsa, aynı şekilde usulü yerine getirilerek bu sözleşmeden çıkılır” sözleri üzerine tepkiler arttı.

Sözleşmenin uygulanmayışından doğan sorunları 8 yıldır gündemde tutan kadın hareketi, sözleşmeden çekilme tartışmaları üzerine eylemliliğini artırdı. Pandemi koşullarına uyarak büyük kentlerde eylemler, mitingler, toplantılar düzenlendi. Sözleşme ile koruma altına alınan kadınların ve LGBTİ+ ların sesini yükseltmesi, kadın ve LGBTİ+ hak savunucularına yönelik polis baskısını artırdı.

8 Temmuz 2020’de, Kırkyama Kadın Dayanışması ve FeminAmfi üyesi kadınlar, İstanbul’daki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü binasına pankart astı. Binaya “Artık yeter! Kadınlar yaşam güvencesi istiyor” pankartı asan kadınlar, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganı attı. Bina penceresinden yaptıkları konuşmada “Kazanılmış haklarımızdan vazgeçmeye hiç niyetimiz yok. İstanbul Sözleşmesi yürürlükten kalkmayacak. Kadınlar, erkek şiddeti ile yaşamaya mahkûm ediliyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı neyi bekliyor? Sosyal medyada ismimizin gündeme düşmesini mi bekliyor?” dediler. Eylemi gerçekleştiren 7 kadın polis tarafından gözaltına alındı, ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.

Birleşik kadın hareketinin bir sonraki eylem çağrısı, İstanbul Beşiktaş’taki Abbasağa Parkı’nda buluşmak ve burada İstanbul Sözleşmesi Forumu düzenlemekti. Ancak 26 Temmuz 2020 günü parka gittiklerinde, parkın polis tarafından kapatıldığını gördüler. Parka girişlerin Beşiktaş Kaymakamlığı tarafından yasaklandığı söylendi. Abbasağa Parkının F kapısında toplanan çok sayıda kadın örgütü mensubu, siyasi parti, sendika ve kurum temsilcisi kadınlar engellemeyi alkışlarla, zılgıtlarla protesto etti. Beşiktaş Barbaros Meydanı’na kadar sloganlar eşliğinde yürüyen kadınlar, forumu burada gerçekleştirdi. Forum sonrası dağılan forum düzenleyicisi bazı kadınlar bindikleri vapur ve oturdukları kafelerde tek tek gözaltına alındı.  Gözaltına alınan Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros ile kadın hareketinden Tuğçe Özçelik, Rüya Kurtuluş, Feride Eralp, Fulya Dağlı ve Tülay Korkutan, emniyetteki ifadelerinde, haklarındaki suçlamaları kabul etmediklerini, emniyette ifade vermeyi reddettiklerini beyan etti, daha sonra serbest bırakıldı.

Polisin hak savunucularını gözaltına aldığı bir sonraki eylem İzmir’de gerçekleşti. İzmir Kadın Platformu, 5 Ağustos 2020’de Alsancak’ta yaptıkları basın açıklaması sonrası yürüyüş düzenlemek istedi ancak yürüyüş polis tarafından engellendi. Sert müdahalenin ardından 15 kadın ve LGBTİ+ aktivisti İsmail Temel gözaltına alındı. Eylem bittikten sonra girdiği sokakta gözaltına alınan İsmail Temel, bu sırada baygınlık geçirdi.

Bir hafta sonra İstanbul Sözleşmesi savunucularının eylem adresi Ankara’ydı. 13 Ağustos 2020’de hak savunucuları bir “yaşam zinciri” oluşturmak istedi. Polis müdahalesinin ardından aralarında aktivist ve gazetecilerin bulunduğu 30 kadın gözaltına alındı. Emniyette haklarında “2911 sayılı kanuna ve polise mukavemet” gerekçesiyle işlem yapıldı ve serbest bırakıldılar.

18 Ağustos 2020’de İstanbul Sözleşmesi’ni savunan üç kadın hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ortaya çıktı. Sözleşme aleyhtarı, Adalet Platformu Başkanı ve Türkiye Aile Meclisi Başkanı Adem Çevik; CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka, Türkiye’nin kadına karşı şiddetin önlenmesi için izleme grubu GREVIO’daki temsilcisi, AKP eski milletvekili ve Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Aşkın Asan ve Demokrasi Platformu Başkanı avukat Kezban Hatemi’ye karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yaptı. “Aileyi ifsat projesi” olarak suçladığı İstanbul Sözleşmesi nedeniyle maddi-manevi zarar gördüğünü öne sürdü. Şüpheliler hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik, iftira, hakaret ve nefret suçu, suçların basın yoluyla işlenmesi, inanç ve düşünce hürriyetini engelleme, birden fazla kişiye karşı işlenen suçlar, birlikte işlenen suçlar, insanlığa karşı işlenen suçlar ve Cumhurbaşkanına hakaret suçundan” işlem yapılmasını talep etti.

26 Temmuz 2020’de, İstanbul Beşiktaş’ta gözaltına alınan İstanbul Sözleşmesi savunucularına 20 Eylül 2020’de idari para cezası tebligatı gönderildi. Beşiktaş Kaymakamlığı tarafından, 1593 Sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’na muhalefetten, COVİD-19 önlemlerine uymadıkları gerekçesiyle 789 lira para cezası kesildiği bildirildi. Hak savunucuları söz konusu cezalara itiraz etti ancak itirazları kabul edilmedi.

Mersin’deki kadınlara da Mayıs 2020’den itibaren İstanbul Sözleşmesi ve kadın cinayetleriyle ilgili yaptıkları eylemlerden dolayı Kabahatler Kanunu ve Hıfzısıhha Kanunu’ndan defalarca para cezası kesildi. Toplamda kesilen ceza miktarı Ekim 2020 itibariyle 70 bin liraya yaklaşmıştı. Mersin Kadın Platformu, Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden kadın avukatların desteği ile hukuki süreç başlattı. Konuyu Türkiye gündemine getirmek için 15 Ekim 2020‘de ‘CezalarKadınlarıYıldıramaz’ etiketiyle bir sosyal medya kampanyası düzenlediler.

22 Ekim 2020‘de, Dicle Amed Kadın Platformu (DAKP), Diyarbakır’da kardeşi tarafından katledilen Melek Aslan için biraraya geldi. Polis, üzerinde ‘İstanbul Sözleşmesini Uygula’ yazan dövizi indirmelerini istedi. Kadınlara gerekçe olarak “Konu ile alakası yok” dendi ve İstanbul Sözleşmesi’ne dair tüm dövizler kaldırılmadan açıklama yapılmasına izin verilmedi.

eshid/eşit haklar logo hafıza merkezi logo Netherlands Helsinki Committe logo
© 2019