Dava Takvimi

September 2020

Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1
2
3
4
5
6
7
8
9
  • Özgür Gündem Ana Davası (Eren Keskin)
  • Rosa Kadın Derneği davaları (Gülcihan Şimşek)
10
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
  • Sevda Çelik Özbingöl
26
27
28
29
30
...

Bir eğitim çalıştayı için İstanbul Büyükada’da toplanan, farklı sivil toplum örgütlerine mensup 10 insan hakları savunucusu, çalıştayın 5. günü olan 5 Temmuz 2017’de düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alındı. 17 Temmuz 2020’de, “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamalarıyla savcılığa çıkarıldılar. 10 hak savunucusundan 8’i tutuklanırken, 2’si adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Haklarındaki iddianame yaklaşık üç ay sonra açıklandı. İddianamede, şüpheliler arasında bir hak savunucusunun daha eklendiği görüldü. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, ulusal ve uluslararası düzeyde tepki ve kampanyalara yol açan davanın karar duruşması 3 Temmuz 2020’de görüldü. Dört hak savunucusu hakkında çeşitli hapis cezaları verilirken yedi hak savunucusu beraat etti.

İnsan Hakları Ortak Platformu’nu oluşturan sivil toplum kuruluşlarının kararıyla ve bilgisi dahilinde 2–7 Temmuz 2017 tarihleri arasında İstanbul’da Büyükada’da sivil toplum kuruluşları için bir eğitim çalıştayı düzenlendi. Bu çalıştayın dördüncü gününde (5 Temmuz 2017) Adalar Başsavcılığı’nın talimatıyla çalıştay polis tarafından basıldı ve 10 hak savunucusu gözaltına alındı. Gözaltı tutanağına 14:30’da gerçekleştiği kaydedilen gözaltı işlemine ilişkin hak savunucularının ailelerine ve avukatlarına haber vermelerine izin verilmezken, kamuoyu 5 Temmuz akşam saatlerinde şans eseri gözaltına alındıklarını öğrendi.

Sonuç olarak hak savunucuları gözaltına alındıktan 30 saat sonra yakınlarına haber verebildi. Önce 7 gün olan gözaltı süresinin 14 güne uzatılması sonucu ancak 17 Temmuz 2017 tarihinde Savcılığa çıkarılan hak savunucularının “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla tutuklanması talep edildi.

18 Temmuz 2017 tarihinde savcılığa çıkarılan hak savunucularından İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü), Özlem Dalkıran (Helsinki Yurttaşlık Derneği), Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Ali Garawi (İsveç vatandaşı – insan hakları eğitimcisi), Peter Steudtner (Almanya vatandaşı – insan hakları eğitimcisi) tutuklanırken; Nalan Erkem (Helsinki Yurttaşlık Derneği), Şeyhmus Özbekli (Hak İnisiyatifi), İlknur Üstün (Kadın Koalisyonu) ve Nejat Taştan (Eşit Haklar İçin İzleme Derneği) adli kontrol ve yurtdışı yasağıyla serbest bırakıldı.

21 Temmuz 2017 tarihinde 4 hak savunucusu hakkında, serbest bırakılmalarına yapılan savcı itirazı sonucu yakalama kararı çıkarıldı. Evlerinden gözaltına alınan Nalan Erkem ve İlknur Üstün tutuklandı. Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli ise haftada iki gün adli kontrol şartı ve yurtdışı yasağıyla bir kez daha serbest kaldı.

Yaklaşık üç ay sonra, 4 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan ve hak savunucularının “Silahlı terör örgütüne üye olma” (TCK 314/2) ve “Silahlı terör örgütlerine yardım etme” (TCK 220/6) suçlarından yargılanmalarını isteyen iddianameye, 9 Haziran 2017 tarihinden  beri “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklu olan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Av. Taner Kılıç da şüpheli olarak eklendi.

İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 25 Ekim 2017 tarihli ilk duruşması öncesi yapılan basın açıklamasında “Bu dava aynı zamanda, dünyanın her yerinde yapılan ve olağanlaşan dijital güvenlik ve travma ile baş etmek ile ilgili, saklısı ve gizlisi olmadan açık ve şeffaf bir biçimde düzenlenen ve temel olarak hak savunucularının esenliğini ve bilgisini artırmayı hedefleyen bir eğitim toplantısının ve katılımcılarının zorla kriminalize edilmesine yönelik bir amaç taşımaktadır,” denilerek sivil toplum çalışmalarının kriminalize edilme çabalarına işaret edildi.

İlk duruşmada Taner Kılıç dışındaki hak savunucularının 113 gün süren tutukluluğun ardından tahliyelerine karar verildi. Ayrıca bu duruşma sonucunda Taner Kılıç’ın İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyası Büyükada dosyasıyla birleştirildi.

Taner Kılıç 31 Ocak 2018 tarihli 3. Duruşmada tahliye edildi ancak savcı itirazıyla 1 Şubat 2018 tarihinde yeniden tutuklandı.  21 Haziran 2018’de gerçekleşen 4. Duruşmada da Kılıç’ın tutukluluğunun devamına karar verildi.

Taner Kılıç ancak 14 ayı aşkın tutukluluğun ardından, 15 Ağustos 2018 tarihinde tutukluğuna yapılan itiraz sonucu serbest bırakıldı.

Halen devam eden Büyükada Davası’nın 9 Ekim 2019 tarihli duruşmasında savcının esas hakkında mütalaasını hazırlamak üzere süre talebi kabul edildi. Davanın 27 Kasım 2019 tarihindeki duruşmasında savcı mütalaasını verdi.

Taner Kılıç’ın “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla; Günal Kurşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran, Nejat Taştan, Veli Acu’nun da “terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım” suçlamasıyla cezalandırılmasını istedi.

Savcı, “terör örgütüne yardım etme suçunu işlediklerine dair inandırıcı delil elde edilemediği” gerekçesiyle Peter Frank Steudtner, Ali Gharavi, İlknur Üstün, Nalan Erkem ve Muhammed Şeyhmus Özbekli hakkında beraat verilmesini talep etti.

19 Şubat 2020‘deki 11. duruşmada sanıkların esas hakkındaki savunmaları dinlendi. Avukat savunmaları 3 Nisan 2020’deki duruşmada dinlenecekti ancak duruşma COVID-19 salgını nedeniyle 3 Temmuz 2020‘ye ertelendi.

Karar duruşması öncesi, BM özel raportörlüğü 30 Haziran 2020’de Türkiye hükümetine bir yazı gönderdi. Yazıda; 11 hak savunucusunun terör bağlantılı suçlarla yargılanmasından duyulan endişe dile getirilirken, davanın Türkiye’deki sivil toplum üzerinde yarattığı olumsuz etkinin altı çizildi.

3 Temmuz 2020‘deki karar duruşmasında, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, Af Örgütü Onursal Başkanı Taner Kılıç’a “örgüt üyeliği” iddiasından 6 yıl 3 ay, hak savunucuları Günal Kurşun, İdil Eser ve Özlem Dalkıran’a ise “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verdi. Nalan Erkem, İlknur Üstün, Ali Gharavi, Peter Steudtner, Veli Acu, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli hakkında ise beraat kararı verdi.

Türkiye hükümetinin, BM özel raportörlüğüne 24 Temmuz 2020’de verdiği cevapta, Türkiye’de herkesin hukuk ve mahkemeler önünde eşit olduğu, ayrım yapılmaksızın herkesin haklarının korunması ve geliştirilmesinin devlet tarafından garanti altına alındığı, ancak bu garantinin hukuk karşısında dokunulmazlık tanımadığı ifade edildi. Mahkumiyet kararları yüksek yargıya gitmeden yapılan insan hakları ihlali yorumunun erken ve ön yargılı olduğu savunuldu.

 

Doğaya ve yaşam alanlarına karşı işlenen suçlara görünürlük kazandırarak bu alanda hak savunuculuğu yapan Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ali Ekber Barmağıç, 30 Haziran 2020’de gözaltına alındı, “dosyada gizlilik kararı” nedeniyle avukatlarına bilgi verilmeden 4 gün gözaltında tutuldu. 3 Temmuz 2020’de mahkemeye çıkarılarak tutuklandı. Dosya hakkındaki gizlilik kararı sürüyor. 

Bölgede ve Türkiye genelinde meydana gelen ekolojik yıkıma, bu yıkıma yol açan hükümet politikalarına karşı mücadele veren Munzur Çevre ve Kültür Derneği kurucu üyesi ve 4. dönem başkanı Ali Ekber Barmağıç, Dersim Ovacık doğumlu. 1980’li yıllarda İstanbul Kazlıçeşme’de, deri iş kolunda çalıştı. 1990’lı yıllarda Munzur Çayı üzerinde inşa edilecek baraj projelerinin gündeme gelmesiyle birlikte ekoloji hareketine katıldı. 2003’te 19 kurucu üye ile Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği’ni kurdular. Barmağıç, Nükleer Karşıtı Platform, Munzur Kültür ve Doğa Festivali, Dersim Ovacık Köy Dernekleri ve Ekoloji Birliği bileşenlerinden olan derneğin 4. dönem (2019-2021) başkanı. Artvin, Fatsa, Sivas Bakırtepe, Aydın ve Kaz Dağları’nda verilen ekoloji mücadelesi ile dayanışma içindeler. 

Ali Ekber Barmağıç, 30 Haziran 2020’de polis baskınıyla gözaltına alındı, “dosyada gizlilik kararı” nedeniyle avukatlarına bilgi dahi verilmeden dört gün gözaltında tutuldu ve 3 Temmuz 2020’de tutuklanarak hapse kondu. Sosyal medya paylaşımlarının gerekçe gösterildiğine dair haberlere rağmen bir iddianame hazırlanmadığından halen hakkındaki suçlama bilinmiyor.

Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği, gözaltı üzerine 1 Temmuz 2020’de İHD İstanbul Şubesi’nde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Dernek bünyesinde yer alan üye ve yöneticilerimiz geçmişten bugüne birçok kez gözaltına alınmış, aileleri rahatsız edilmiş ve buna benzer bir dizi baskı yaşamışlardır-yaşıyoruz. Başkanımızın hangi “gerekçeler” ile gözaltına alındığını şu an için bilmiyoruz” denildi. Yapılan çağrıda Barmağıç’ın derhal serbest bırakılması talep edildiyse de, Barmağıç 3 Temmuz 2020’de tutuklandı. Tekirdağ Muratlı T Tipi Hapishanesi’ne kondu, ilk 20 günlük tutukluluk süresine rağmen hapishane kıyafetleri içeri alınmadı. Dernek bunun üzerine, 25 Temmuz 2020’de “Çevre mücadelesi meşrudur” şiarıyla imza kampanyası başlattı. Bu arada Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği’nin Dersim temsilcisi Özkan Arslan da 24 Temmuz 2020’de, HDP Ekoloji Komisyonu’nun çağrısı ile gerçekleşecek ekoloji buluşması için geldiği İstanbul’da, uçaktan iner inmez gözaltına alındı. Özkan Arslan, 4 gün sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı ve Metris Hapishanesi’ne kondu. 

Tutuklama üzerine Peri Suyu Koruma Platformu öncülüğünde 16 kurum ortak yazılı bir açıklama yaparak, “Peri suyu özgür aksın” diyen Özkan Arslan’ı sahiplenme çağrısı yaptı. 

 

43 yıllık TCDD çalışanı Tugay Kartal, 29 yıldır sendikalı, 15 yıldır Haydarpaşa Dayanışması’nın etkin bir üyesi. Sendikal hak mücadelesi nedeniyle bugüne kadar pek çok kez idari soruşturma ve maaştan kesme cezası ile karşılaştı. İş bırakma eylemleri nedeniyle yargılandı. Bu davalardan biri halen devam ediyor. Haydarpaşa Dayanışması adına bir demiryolcu olarak basına verdiği demeçler nedeniyle başlatılan iki idari tahkikat da sürüyor. Kartal hakkında, Mayıs 2020’de, ‘sürgün’ anlamına gelen bir görev yeri değişim kararı çıkarıldı ancak COVID-19 salgını nedeniyle uygulaması durduruldu.  

Tugay Kartal, aileden demiryolcu. Demiryol Meslek Okulu’ndan mezun olduktan sonra 1977’de, Van Garı’nda hareket memuru olarak göreve başladı. 32 yıldır Haydarpaşa Garı’nda çalışıyor. 13 Kasım 1991’de kurulan Tümray-Sen’e, kurulduğu gün üye oldu. Bu sendika daha sonraki yıllarda aynı iş kolunda örgütlü Dem-Sen ile birleşerek Demiryol-Sen adını aldı. 1995’de ise DHMİ’de örgütlü Hava-Sen ile birleşerek KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) oldu.

Kartal, 1991’den itibaren altı dönem şube yönetim kurulu üyeliği, 2017-2020 arası işyeri temsilciliği görevlerinde bulundu. Halen işyeri temsilcisi olarak görev yapmakta. 

29 yılda yapılan 20 iş bırakma eyleminden 19’una katıldı, eylemler nedeniyle hakkında idari soruşturmalar açıldı, üç kez sicil bozma (yıllık yüzde 4 oranında eksik maaş) ve maaştan kesme cezası aldı. Yaptıkları her iş bırakma eylemi için yargılandılar. Bu davalardan biri hâlâ İstanbul Anadolu 48. Asliye Ceza Mahkemesi’nde sürüyor. 

2004’te TCDD Bölge Müdürlüğü binasında bir bürokratın odasında TCDD ile bir Alman firmasının ortaklığında hazırlanmış projeye ait fotoğrafı görünce Haydarpaşa Garı’nda bir şeyler yapılmak istendiğini fark etti. Araştırma yaptıktan sonra, sendika olarak konuyu Mimarlar Odası’na taşımaya ve İstanbul Büyükkent Şube yöneticilerinden Mücella Yapıcı ile görüşmeye karar verdiler. Görüşmede, gerçekleştirilmek istenenin 1 milyon metrekarelik alanda 7 tane 70 katlı gökdelen inşa edilerek kamuya kapalı bir Dünya Ticaret Merkezi olduğunu öğrendiler. Haydarpaşa Dayanışması’nın tohumları böylece atılmış oldu. Haydarpaşa Dayanışması, BTS ve Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin bir araya gelmesiyle 2005’te kuruldu ve 70’i aşkın bileşeniyle mücadeleye başladı. Ana talepleri, gar ve çevresinin mevcut fonksiyonu ile korunması, Marmaray projesi ile tren sefer hattının dışında bırakılan gara yeniden tren seferlerinin başlaması. 5 Şubat 2012 tarihinden bu yana her pazar 13.00-14.00 arasında, Gar’ın önünde “Haydarpaşa Gardır, Gar Kalacak” nöbeti tutuluyor. Tugay Kartal, yıllık izinde olduğu birkaç hafta dışında her pazar nöbete katıldı. 

Mayıs 2020’de, TCDD bünyesinden 13 BTS üyesi ile birlikte görev yeri isteği dışında, sicil notu yüksek olmasına rağmen ve 4688 sayılı Sendikalar Kanunu’ndaki işyeri güvencesi hiçe sayılarak değiştirildi. BTS, değişikliğin nedenini, Pamukova, Çorlu gibi tren kazaları, Haydarpaşa Garı ve limanı projeleriyle kurumdaki kadrolaşma hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi, yanlışlıkların teşhir edilmesi olarak açıkladı. Tugay Kartal, görev yeri değişimiyle ilgili hakkında yapılan idari işlemin iptali ve yürütmesinin durdurulması için idari mahkemede dava açtı. 

 

Türk-İş’e bağlı Deriteks Sendikası’nın İzmir Şube Başkanı ve Genel Merkez Yöneticisi Makum Alagöz hakkında bugüne kadar pek çok kez deri-tekstil alanında faaliyet gösteren şirketler tarafından tazminat ve ceza davaları açıldı. Şu anda da sendika üyesi işçilerin çalışma koşullarıyla ilgili yaptığı sosyal medya paylaşımlarından dolayı açılmış 4 ayrı davadan yargılanıyor.  

Makum Alagöz, 12 yaşından bu yana dericilik sektöründe çalışıyor. Sendikal faaliyetlerine 2002’de işçi olarak çalıştığı fabrikada başladı, işyeri temsilciliği yaptı. 2005’ten bu yana Deriteks Sendikası İzmir Şube Başkanı.

İlk kez 2009 yılında, bir deri firmasında sendikal faaliyetlerde bulunduğu sırada, işçileri zor, tehdit ve baskıyla sendikalı yaptığı yönünde hakkında savcılığa ve Çalışma Bakanlığı’na şikâyette bulunuldu, dava açıldı. Bu dava daha sonra düştü.

2015’te, sendikalaşma faaliyeti yürüttüğü bir başka deri ve tekstil firmasında 14 işçi işten çıkarıldı, haklarında “haksız rekabet” gerekçesiyle maddi tazminat davası açıldı. Şirket ayrıca, davanın görüldüğü İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne dilekçe vererek bir ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Karara göre şirket isminin geçtiği pankartlara ve dövizlere el konuldu, yapılacak haberlere, sosyal medya paylaşımlarına yasak getirildi. Bu karara rağmen, fabrikada çalışan işçilere uygulanan baskıyla ilgili şirket adını kullanarak sosyal medya paylaşımı yapan Alagöz hakkında, şirket itibarına zarar verdiği gerekçesiyle 2 milyon liralık tazminat davası açıldı. İhtiyati tedbir kararına uymadığı gerekçesiyle idari ceza davası da açıldı. Bunun üzerine işçi sendikaları küresel bir destek kampanyası başlattı. 28 ülkede aynı gün, aynı saatte eylemler düzenlendi. Gelen tepkiler üzerine, açılan davalar geri çekildi. Şirket, işten çıkarılan işçilere sendikal tazminat ödedi.

Aynı şirkette sendikal örgütlenme faaliyetlerinin 2019 Ağustos’unda yeniden başlaması üzerine bu kez dört işçi işten çıkarıldı. İşyerinde direniş başlatıldı ve 28 Temmuz 2020 itibariyle 276 gündür sürüyor. Şirket işten çıkarılan işçilere, 2015’te olduğu gibi “haksız rekabet” gerekçesiyle 200 bin lira değerinde tazminat davası açtı. Yeniden uluslararası düzeyde bir destek kampanyası başlatıldı. Makum Alagöz hakkında şirketin genel müdürü ve müdür yardımcıları, sosyal medya paylaşımlarında özlük haklarına saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle ayrı ayrı savcılığa suç duyurusunda bulundu. Paylaşımlarda, işçilere yönelik baskılar ve bu baskıların kimler tarafından uygulandığı yazıyordu. Arabuluculuk aşamasında işveren, Alagöz’ün bir daha şirket hakkında paylaşım yapmaması, görüş bildirmemesi koşuluyla şikâyeti geri çekeceğini bildirdi. Alagöz ise teklifi, Soma Faciası’nda ölen madencilerin çocuklarının okul masraflarının karşılanması, madencilerin mezarına karanfil bırakılması koşuluyla kabul edeceğini söyleyince, teklif geri çekildi ve dava aşamasına geçildi. Şirket yöneticisi 4 kişi tarafından Alagöz hakkında 4 ayrı dava açıldı. İzmir 24. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşma 2 Temmuz 2020’de görüldü, bir sonraki duruşma tarihi 15 Aralık 2020, saat 10.25.

Deriteks’in faaliyet alanları deri ve tekstil olmasına rağmen, Makum Alagöz bugüne kadar sektör ayırmadan tüm işçilerin yanında oldu. 2018 Kasım’ında sendikalı oldukları için işten çıkarılan zeytincilik işçileriyle dayanışma için gittiği fabrikada, 65 sendikacıyla birlikte gözaltına alındı. Hakkında 2911 sayılı “gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefetten”, söz konusu fabrika yöneticilerinin dışarı çıkmasını engelledikleri gerekçesiyle dava açıldı. Mayıs 2019’da verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası ertelendi. Karar istinafa taşındı.

 

Temel çalışma alanı, kadına yönelik şiddetin her türüyle mücadele etmek olan Rosa Kadın Derneği’nin yöneticileri ve üyeleri, Mayıs 2020’den bu yana art arda düzenlenen polis baskınlarıyla gözaltına alındı, tutuklandı. Kurucularına ve yönetim kurulu üyelerine, “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla dava açıldı. 

 Rosa Kadın Derneği 29 Aralık 2018’den bu yana, Diyarbakır merkezli bir sivil toplum örgütü olarak faaliyet gösteriyor. Bölgede bu alanda çalışan sınırlı sayıda STK’dan biri. Daha önce farklı kurumlarda, kadına yönelik şiddetle mücadele ve kadın çalışmalarında yer almış Adalet Kaya tarafından kuruldu. Kurucu üyeleri ise Ayla Akat Ata, Ruken Ergüneş Özdemir, Narin Gezgör, Fatma Gültekin, Elif Tirenç İpek Ulaş ve Yüksel Baran’dan oluşuyor.

Amaçları, kadına yönelik şiddetin her türüyle mücadele etmek,  kadına yönelik her türlü ayrımcılığın ortadan kaldırılmasını sağlayacak çalışmalar yürütmek, toplumsal cinsiyet eşitliğini yaygınlaştırmak için projeler geliştirmek, uygulamak, sivil toplumun ve kadın örgütlerinin güçlenmesine yönelik çalışmalar yapmak, doğayı ve doğal yaşamı korumak, demokrasi ve barış kültürünü yaymak ve gerçekleştirmek. Kuruluşlarından bu yana, yaklaşık 160 şiddet mağduru başvurucuya ihtiyacına göre destek oldular.

Rosa Kadın Derneği’ne yönelik gözaltı ve tutuklama dalgası, 22 Mayıs 2020’de başladı. Sabah 04:00 sularında Diyarbakır’da yapılan polis baskınlarında gözaltına alınan 18 kişi arasında Rosa Kadın Derneği üye ve yöneticileri de vardı. Gözaltındaki dernek üyelerine “8 Mart’ı tertip etmenizdeki amaç neydi?”, “Gülistan Doku pankartını neden taşıdınız” gibi sorular soruldu.

22 Mayıs’ta gözaltına alının 13 dernek üye ve yöneticisinden aralarında Ayla Akat Ata’nın da bulunduğu 5 kadın ertesi gün adli kontrol şartıyla serbest bırakılırken, 8 kadın tutuklandı. Tutuklulardan ikisi daha sonra tahliye edildi. Derneğe dönük suçlamalar arasında, bir gizli tanığın “Daha geniş kitlelerin desteğini almak için tüm kadınları ilgilendiren ve kamuoyunun yakın ilgi gösterdiği kadın cinayetleri, cinsel tacizler gibi konulara ele alarak legal görünüm imajı verip örgüte eleman kazandırmak,” ifadeleri yer aldı.

Derneğe yönelik operasyonun ikinci dalgası 7 Haziran 2020’de yaşandı. Yöneticilerden Gülistan Nazlıer ile üye Suzan İşbilen gözaltına alındı. İşbilen KOAH hastası olması nedeniyle elektronik kelepçe takılarak ev hapsine alındı, Nazlıer ise tutuklandı. 26 Haziran 2020’de dernek yöneticisi Rojda Barış, evine baskın düzenlenerek gözaltına alındı. Barış, 29 Haziran’da “silahlı terör örgütüne üye olmak” suçlamasıyla tutuklandı.

Polis ve savcılıktaki sorgularında dernek üyelerine yöneltilen suçlamalar arasında, 8 Mart mitingini tertiplemek, trafikteki cinsiyetçiliğe ve şiddete karşı mor konvoy oluşturmak, ‘kadınlar nasıl bir barışı hayal ediyor’ içerikli atölye çalışması yapmak, savaşa karşı basın açıklaması yapmak, kayyum politikalarına karşı eylemde bulunmak ve açıklamalar yapmak, dernekten SMS mesajı almış olmak, kentteki diğer STK’lar ile ortaklaşmak, gazetecilere verdikleri görüşlerin içerikleri, katıldıkları cenaze ve taziyeler, sosyal medya paylaşımları bulunuyordu.

Üç dalga halinde gelen operasyonların ardından, Rosa Kadın Derneği’nden 8 kadın tutuklu, 8 kadın adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, iki kadın hakkında yakalama kararı var, bir kadın ise serbest bırakıldı. Tutuklu hak savunucuların isimleri şöyle: Adalet Kaya, Narin Gezgör, Fatma Gültekin, Rojda Barış, Gülistan Nazlıer, Gülcihan Şimşek, Remziye Sızıcı, Sevim Coşkun. Haklarında açılan davalardaki suçlama, “silahlı terör örgütüne üye olmak”.

Adalet Kaya ile Remziye Sızıcı’nın ilk duruşması, 9 Temmuz 2020’de görülecekti. Ancak mahkeme resen duruşma açtı, sanıksız ve müdafiisiz yapılan duruşma, dosyaların birleştirilmesi talebiyle Eylül ayına ertelendi. Kaya ile Sızıcı’nın tutukluluk hallerinin de devamına karar verildi. Adalet Kaya, 18 Ağustos 2020’de, duruşma tarihinden önce, Narin Gezgör ise 4 Eylül 2020‘de, Diyarbakır 9’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nce yapılan tutukluluk incelemesi sonucu tahliye edildi. 7 Eylül 2020‘de, Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi’nde ilk duruşması görülen Gülistan Nazlıer de tahliye edilirken, Sevim Coşkun’un tutukluluk halinin devamına karar verildi.

COVİD-19 salgını sürecinde işçi sendikaları üzerindeki baskı da ağırlaştı. DİSK’in 1 Mayıs’ta Taksim’e çıkması engellendi, yöneticileri gözaltına alındı. Salgına rağmen fabrikalarda işçilerin çalışmaya zorlandığını sosyal medyadan duyuran ve bu yüzden yerel basın tarafından hedef gösterildikten sonra gözaltına alınan DİSK/Tekstil Gaziantep Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen, savcılığa verdiği ifadenin ardından serbest bırakıldı.

DİSK Tekstil Gaziantep Bölge Temsilcisi Mehmet Türkmen, bir halı dokuma işçisi. Dokuz yaşında Antep’teki Ünaldı Sanayi Bölgesi’ndeki halı atölyelerinde çırak olarak başladığı işçilik hayatı 15 yıl sürdü. Genç bir işçiyken sendikal hareketin içinde yer almaya başladı. Son 25 yıldır Antep’te gerçekleşmiş pek çok önemli grev, direniş ve sendikalaşma mücadelesinde aktif görev aldı.

Türkmen, 2010’da DİSK Tekstil Sendikası’nda, 2011-2013 yılları arasında ise Petrol-İş Sendikası Gaziantep Temsilciliği’nde örgütlenme uzmanı olarak görev yaptı. 2019 Eylül ayından bu yana ise DİSK Tekstil Sendikası Gaziantep Bölge Temsilcisi. Antep, Urfa, Maraş, Adıyaman, Malatya gibi bölge illerindeki tekstil fabrikaları faaliyet alanında bulunuyor.

Türkmen hakkında sosyal medya paylaşımları nedeniyle açılmış, biri beraatle sonuçlanmış, diğeri süren iki dava var. 2016’da, Suruç katliamı sonrası yaptığı, devletin tutumunu eleştiren sosyal medya paylaşımı nedeniyle hakkında “Terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla dava açıldı. Bu dava daha sonra 2014’te, yine sosyal medyada Kobani ile ilgili paylaşımı hakkında aynı suçtan açılan dava ile birleştirildi. Söz konusu dava, Gaziantep 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürmekte. Mehmet Türkmen’in 23 Ocak 2018’de gözaltına alınıp tutuklanması ile başlayan diğer davanın konusu ise hükümetin Afrin harekâtı kararını eleştirdiği sosyal medya paylaşımı. Türkmen, bu nedenle yine “terör örgütü propagandası yapmak”tan yargılandı ve 20 Aralık 2018’de beraat etti.

Mehmet Türkmen’in 3 Nisan 2020’de gözaltına alınmasına yol açan süreç, 1 ve 3 Nisan tarihlerindeki sosyal medya paylaşımları ile başladı. Salgına rağmen fabrikalarda işçilerin çalışmaya zorlandığını duyurdu. Türkmen, haberi duyurduktan sonra yerel bir haber sitesinde hedef gösterildi, provokatörlükle itham edildi. Bununla birlikte sosyal medya paylaşımlarında adı geçen fabrika, işçilerin eylemi üzerine 15 gün süreyle üretimi durdurdu.

Türkmen, yapılan bir ihbar nedeniyle 3 Nisan 2020 gece saatlerinde “halkı kin ve nefrete teşvik veya aşağılama” suçlamasıyla evinden gözaltına alınarak Gaziantep İl Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. Burada verdiği ifadenin ardından ertesi gün savcılığa çıkarıldı. Savcılık ifadesinin ardından mahkemeye sevk edilmeye gerek görülmeden serbest bırakıldı.

Mehmet Türkmen’in yaptığı açıklamalardan sonra bölgede 10 kadar fabrika üretime ara verip işçileri ücretli izne gönderdi.

 

COVID-19 salgınıyla birlikte başlayan sokağa çıkma kısıtlamaları, barışçıl protestoların bastırılmasının, engellenmesinin aracı haline getirildi. Temmuz 2019’dan bu yana Kazdağları’nda tutulan Su ve Vicdan Nöbeti katılımcılarına, sokağa çıkma kısıtlamasına rağmen nöbet alanını terk etmedikleri için 100 bin liraya yakın para cezası kesildi.    

Ekoloji ve çevre hakkı savunucuları, özellikle 2000’li yılların ikinci yarısından itibaren artan baskı ve engellemeler ile karşı karşıya. 2012’de Mersin Akkuyu’da inşa edilmekte olan nükleer santrali protesto eyleminde, Ankara’da 12 çevre aktivisti gözaltına alındı. 2016’da Artvin Cerattepe’deki maden direnişine polis biber gazıyla müdahale etmiş, direnişin liderleri gözaltına alınmıştı. Direnişe İzmir, Kocaeli gibi illerden destek veren eylemlerde de onlarca kişi gözaltına alındı. Geçen yıl Hasankeyf’in Ilıca Barajı’nın suları altında kalmasını protesto eden farklı zamanlardaki eylemlerde yine onlarca kişi gözaltına alındı. Mart 2020’de, Pamukkale Üniversitesi’ne bağlı Yerli Tohum ve Bitki Üretim Merkezi’ni sosyal tesis inşaatına karşı korumak isteyen iki profesör tartaklandı. Bursa Kirazlıyayla köyünde yapılmak istenen flotasyon (cevher zenginleştirme) ve atık tesisine karşı direnen 9 köylü, 7 Haziran 2020 sabah erken saatlerde evlerinden alındı, ertesi gün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

COVİD-19 salgınıyla birlikte başlayan sokağa çıkma kısıtlamaları, barışçıl protestoların bastırılmasının, engellenmesinin aracı haline getirildi. Temmuz 2019’dan bu yana Çanakkale Balaban Tepe’de tutulan Su ve Vicdan Nöbeti katılımcılarına, sokağa çıkma kısıtlamasına rağmen nöbet alanını terk etmedikleri için 100 bin liraya yakın para cezası kesildi.

Su ve Vicdan Nöbeti’nin fitili, Kazdağları’nda altın madeni işleten Alamos Gold’un kestiği 195 bin ağacın ardından çıplak kalan eski ormanlık alan görüntülerinin ortaya çıkmasıyla ateşlendi. Nöbet, 26 Temmuz 2019 tarihinde, Su ve Vicdan Nöbeti Komitesi tarafından gerçekleştirilen çağrı ile başladı. Komitede ilk başta Çanakkale Belediyesi’nden başkan yardımcıları ile İda Dayanışma Derneği yönetici ve üyeleri vardı. Komite, Fazıl Say’ın 18 Ağustos 2019’daki konserinden sonra komite çadırlı nöbeti kaldırma kararı aldı ve alanı boşalttı. Ancak ülkenin dört bir yanından desteğe gelen yaşam savunucuları, yaptıkları forumlarda çadırlı direnişi sürdürme kararı verdi. Nöbet alanında kalanlar Her Yer Kazdağları adıyla bir yapılanma oluşturdu. Çanakkale’den ve Körfez’den çadırlı nöbeti savunan örgütler bir araya geldi ve “Birleşerek Kazanacağız” adı altında çeşitli faaliyetler yürüttü. İstanbul’da yaşayan ve Kirazlı Altın Madeni nöbetine katılan ve aktif destek verenler de bir araya gelerek Kazdağları İstanbul Dayanışması’nı oluşturdu. Şu anda Her Yer Kazdağları tarafından sürdürülen çadırlı direnişe Birleşerek Kazanacağız, İstanbul Dayanışması, Kazdağı Doğal ve Kültürel Varlıkları Koruma Derneği,  Kazdağları Kardeşliği aktif olarak destek olmakta ve katılmakta.

Nöbet, 11 Haziran 2020 itibariyle 322’nci gününde. Balaban Tepe’de bulunanların sayısı her gün değişiyor. Şimdiye kadar en az 4 (pandemi nedeniyle) en çok 200 kişiyle sürdü. Her zaman alan adına konuşacak sözcüler, alanda bulunuyor. Yiyecek ve diğer gerekli ihtiyaçlar, dayanışmayla temin ediliyor. Kazdağları İstanbul Dayanışması da, çeşitli etkinlikler düzenleyerek, nöbet alanıyla birlikte üretilmiş bez çanta, rozet, tişört gibi ürünleri stantlarda satarak, nöbet alanına lojistik destek sağlıyor.

Çanakkale Orman İl Müdürlüğü ve Çanakkale Valiliği nöbet başladığından bu yana, idari para cezaları keserek nöbet alanındaki yaşam savunucuları üzerinde baskı oluşturmaya çalışmakta. Pandemi öncesi yaklaşık 10 kişiye, ‘gece ormanda konaklama’ kabahatinden günlük 150’şer TL para cezası kesildi. Bu cezalara itiraz edildi, süreç devam ediyor.

Salgının başında, nöbet alanında bulunanlar Sağlık Bakanlığı’nın uyarılarını dikkate alarak kendilerini izole etti. Dışarıdan gelişler tedbir amaçlı durduruldu. Durum kolluk kuvvetleri tarafından da bilinmesine rağmen, Orman Bölge Müdürlüğü memurları, İl Umumi Hıfzısıhha Kurulu’nun kararını gerekçe göstererek, nöbetçilerin alanı tahliye etmesini istedi. Bu sırada maden şirketinin çalışmaları ise sürmekteydi. Nöbetçiler, alanı bu şartlarda terk etmeyeceklerini belirtti. Bunun üzerine orada bulunanlara kişi başı 3180 TL olmak üzere 4 gün üst üste toplamda 70 bin 840 TL idari para cezası kesildi. Ardından tüm illerde bayram süresince sokağa çıkma yasağı nedeniyle her gün için 800 lira idari para cezaları kesildi. 1 Haziran 2020 itibariyle salgın önlemleri gevşetilmesine rağmen, jandarma nöbet alanını ziyarete gidenlere tutanak tutmaya devam ediyor. Gerekçe olarak ormanlık alanların açılmamış olması gösteriliyor. 5 Haziran Dünya Çevre Günü’nde de, Su ve Vicdan Nöbeti’nin maden kapısındaki basın açıklamasına şehirden katılım engellendi.

Kazdağları Savunucuları, nöbette yaşanan gözaltılar ve para cezası uygulamalarına karşı 22 Haziran 2020‘de, Cumhuriyet Başsavcılığı’na emri verenlerle ilgili usulsüz uygulamak yapmaktan suç duyurusunda bulundular.

Nöbetin birinci yılında, Kazdağları savunucuları bir çağrı yaptı ve herkesi 25 Temmuz 2020 Cumartesi akşamı meşalelerle Çanakkale Golf Çay Bahçesi önüne; 26 Temmuz 2020 Pazar günü ise Kirazlı Balaban Çeşmesi’ne davet ettiler. Ancak valilik tarafından yıldönümü anmalarına saatler kala, bir hafta süreyle  eylem ve gösteri yasağı  ilan edildi. Merkez ilçesinin kordon bölgesinde eylem hazırlığında olan Su ve Vicdan Nöbetçileri polisin sert müdahalesiyle karşılaştı. Gözaltına alınan 20 eylemci, sabaha karşı 05.00’te serbest bırakıldı. Eylemlere destek olmak için İstanbul’dan gelen çevrecilerin şehre girmesine izin verilmedi.

Türkiye’de avukatlar üzerindeki baskı ve tehdit, ‘savunma hakkı’nın önünde engel oluşturuyor. Savunma hakkının mahkeme salonları içinde ve dışında yok sayılması, toplu gözaltı ve tutuklamalar, barolara yönelik baskı ve soruşturmalar, avukatların müvekkilleri nedeniyle cezalandırılması avukatların karşı karşıya bulundukları başlıca riskleri oluşturuyor. Bu toplu gözaltı olaylarından biri de 12 Mart 2020’de yaşandı. Avukat Sevda Çelik Özbingöl, Diyarbakır, Şırnak ve Şanlıurfa’da düzenlenen ev baskınlarında, üç ilden 12 meslektaşıyla birlikte gözaltına alındı. Özbingöl, 17 Mart’ta tutuklanarak Urfa T Tipi Kapalı Cezaevi’ne gönderildi. Hakkındaki suçlama “silahlı terör örgütüne üye olmak”.

12 Mart 2020 sabahı üç ilde yapılan ev baskınları ile Diyarbakır Barosu’ndan Mesut Beştaş, Özkan Avcı, Zeynep Işık, Bahar Oktay ve Osman Çelik, Şanlıurfa Barosu’ndan Hidayet Enmek, Sevda Özbingöl Çelik, Emrah Baran, Hüseyin İzol, Metin Özbadem, Cemo Tüysüz ve Şeyhmus İnal ile Şırnak Barosu’ndan Gürgün Kadirhan gözaltına alındı.

Gözaltıların ardından pek çok meslek örgütü açıklama yaptı, Uluslararası İnsan Hakları Federasyonu (FIDH) ve Dünya İşkenceyle Mücadele Örgütü (OMCT) ortaklığıyla oluşturulan İnsan Hakları Savunucularının Korunması için Gözlemevi, keyfi gözaltı ve adli tacizin, insan hakları alanında çalışan avukatların yürüttüğü meşru insan hakları faaliyetlerine yaptırım getirmek üzere gerçekleştirildiğini duyurdu ve şiddetle kınadı.

Sevda Özbingöl Çelik, 17 Mart 2020’de “silahlı terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla tutuklandı. 20 yıldır Urfa’da avukatlık yapan Özbingöl, ağırlıklı olarak insan hakları alanında çalışıyor. Şanlıurfa Barosu’nun İnsan Hakları Merkezi ve Kadın Hakları Komisyonu, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Şanlıurfa Şubesi üyesi, HDP’nin Urfa İl Eski Eş Başkanı. Aynı zamanda HDP Eski Eş Genel Başkanı Figen Yüksekdağ’ın “Terör örgütü propagandası yapmak ve silahlı terör örgütüne üye olmak” iddiasıyla Şanlıurfa 5. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandığı davanın avukatı.

Özbingöl’e, Şanlıurfa 3. Sulh Ceza Hakimliği’ndeki sorgusunda mesleki faaliyetleriyle ilgili sorular, gizli tanık “Rüzgar”ın beyanları soruldu. Özbingöl ifadesinde, vekil-müvekkil ilişkisi dışında bir faaliyeti olmadığını, gizli tanık beyanlarında geçen görüşmeleri mesleği nedeniyle yaptığını söyledi, kendisine sorulan isimlerin müvekkilleri olduğunu hatırlattı.

Ancak mahkeme, Sevda Çelik Özbingöl’ün tutuklanmasına karar verdi. Meslektaşları tutuklanmasına tepki göstererek baro binası önünde basın açıklaması yaptı. Açıklamada Özbingöl’ün mesleki faaliyetleri ve yine müvekkilleri ile yaptığı görüşmeler ve gizli tanık beyanıyla ile tutuklandığı vurgulandı.

Sevda Çelik Özbingöl’ün ilk duruşması, yaklaşık 5 aylık tutukluluğun ardından 27 Ağustos 2020 Perşembe günü, saat 09.00’da, Şanlıurfa 6. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Mahkeme, tutukluluğun devamına karar vererek davayı 25 Eylül 2020 tarihine erteledi.

İnsan Hakları Derneği (İHD) Bitlis Şube Başkanı iken gözaltına alınıp tutuklanan, o sırada aynı zamanda Uluslararası Af Örgütü Bitlis temsilcisi olan Hasan Ceylan, ildeki toplu mezarların ülke gündeminde tartışılmasını sağlayan, barış için inisiyatif alan, birçok sivilin yaşam hakkının güvenceye kavuşması için risk ve sonuç alan bir hak savunucusu. Kalp damar hastalığı olan ve düzenli ilaç kullanması gereken Ceylan, “örgüt üyeliği” suçlamasıyla hüküm giydi ve halen cezaevinde. 

İnsan Hakları Derneği, 26 Nisan 2018’deki duruşması öncesi bir duyuru yayımlamış, Hasan Ceylan’ın başta yaşamını tehdit eden kalp-damar hastalığı olmak üzere birçok hastalığı bulunduğunun altını çizerek tahliye edilip Yargıtay aşamasındaki davasının tutuksuz görülmesini talep etmişti. Ancak Ceylan, sonrasında ortaya çıkan COVID-19 riskine rağmen halen Rize Kalkandere Cezaevi’nde bulunuyor.

Ceylan, Bitlis’te insan hakları mücadelesinde İHD İl Temsilciliği ve Şube Başkanlığı görevlerinde bulundu. 2011’de Mutki İlçe Çöplüğü’nde bulunan üç toplu mezarı ülke gündemine taşıdı.

Mutki Belediyesi’nde 1990’lı yıllarda kepçe operatörlüğü yapan bir işçinin beyanları ile 1992, 1996 ve 2003’te öldürülenlerin toplu mezarları ortaya çıkarıldı. Kayıp aileleri de yakınlarının bulunması için İHD Bitlis Temsilciliği’ne başvuru yapmıştı.

Hasan Ceylan, yine 2011’de, Tatvan’a 30 km. uzaklıktaki Yelkenli Köyü Anadere Mevkii’ne arıza gidermek üzere gittiklerinde PKK tarafından kaçırılan üç GSM operatörü çalışanının kurtarılmasında rol oynadı.

Bu faaliyetlerden bazıları, daha sonra hakkında hazırlanan iddianamede deliller arasına girdi.

19 Mart 2017’de gözaltına alınıp 29 Mart 2017’de “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklanan Hasan Ceylan, çoğunluğu İHD tüzük ve programı çerçevesinde gerçekleştirilen faaliyetler nedeniyle yargılandı ve TCK’nın 314/2, 53, 58/9, 63. maddeleri ve 3713 sayılı Yasa’nın 5/1, maddesi uyarınca 4 Nisan 2019’da açıklanan gerekçeli karar ile 7 yıl 6 ay hapis cezası aldı. Aleyhinde gösterilen deliller arasında yakalanan PKK mensuplarının ifadeleri, gizli tanık ifadeleri, katıldığı cenazeler, İHD adına katıldığı toplantılar ve etkinlikler, evinde bulunan gazeteler bulunuyordu. Tanıklardan biri ifadesinin baskı altında alındığını söyleyerek mahkemede ilk ifadelerinin doğru olmadığını söyledi. Bir başkası ise mahkemeye sunulan beyan altındaki imzanın kendisine ait olmadığını ifade etti.

Hasan Ceylan ise savunmasında, aleyhinde gösterilen delillerin büyük bölümünün İHD yöneticisi ve insan hakları savunucusu olarak yer aldığı faaliyetler olduğunu tekrarladı. Kaçırılan kişilerin serbest bırakılması için aracılık görevini de, tarafsız bir insan hakları savunucusu olarak kendisine güven duyulduğunu ve insan hakları savunucusu olarak vazifesi olduğunu belirterek açıkladı. Katıldığı cenazelerle ilgili olarak ise ölünün hukukunun olmayacağını hatırlattı, bölgenin sosyolojik yapısı gereği örgüt mensuplarının cenazelerine katıldığını ifade etti.

Dosyası, 26 Eylül 2019’da açıklanan ve istinaf istemlerini esastan reddederek tutukluluk halinin devamına hükmeden İstinaf Mahkemesi kararının ardından şu anda Yargıtay’da bulunuyor.

 

Urfa Tabip Odası Başkanı Dr. Ömer Melik ile Genel Sekreteri Dr. Osman Yüksekyayla,  Oda’nın sosyal medyadaki COVİD-19 paylaşımları nedeniyle gözaltına alındı ve haklarında soruşturma başlatıldı. Soruşturmaya konu edilen paylaşımların tamamı salgın ile mücadelede halkın ve sağlık çalışanlarının korunması ile ilgiliydi. Haklarındaki suçlama “halkı korku ve paniğe sevk etmek.”

Urfa Tabip Odası’nın iki yöneticisi, 27 Nisan 2020’de siber suçlar bölümünden çağrıldı ve ifade vermeye gitti. İfadeleri tamamlanan iki hekim, odanın Twitter hesabından yapılan koronavirüs paylaşımları gerekçesi ile savcılığa sevk edildi. Paylaşımlar, koruyucu ekipman eksikliklerinin giderilmesi, Urfa’da da PCR testinin yapılabilmesi, tarım işçilerinin yolculuklarında yeterli tedbirlerin alınması, sağlık çalışanlarına yapılan ek ödemelerin herkesi kapsaması gibi meseleleri konu ediyordu.

Salgının başından itibaren ne İl Sağlık Müdürlüğü ne de Valilik, pandemi kurullarında Tabip Odası’na yer vermişti. Pandemi kurullarında yer bulamayan Tabip Odası, sosyal medya üzerinden kamuoyuna ve yetkililere sesini duyurmaya çalıştı. Meslek örgütü olmaları sebebiyle, başta salgında en ön safta yer alan hekimlere, sağlık çalışanlarına ve halka karşı sorumlu olma bilinciyle hareket ettiklerini açıkladılar. Sahadan elde ettikleri verileri değerlendirip kamuoyu ile paylaşarak salgına karşı farkındalık yaratmak üzere hareket ettiler. Bu amaçla yapılan sosyal medya paylaşımlarındaki tespit ve eleştiriler, sürecin daha planlı, sağlıklı ve az hasarlı geçmesini hedefliyordu.

Urfa Tabip Odası, 31 Mart 2020’de bir pandemi raporu yayımladı. Raporda, COVİD-19 vakalarında artışın sürdüğü ifade ediliyordu. 5 Nisan 2020 tarihinde ise ildeki vaka ve ölüm sayılarını bir tweet ile paylaştılar. Ömer Melik, bu paylaşım nedeniyle 8 Nisan 2020’de ifadeye çağrıldı ve yine “halkı korku ve paniğe sevk etmek”ten soruşturma başlatıldı.

Urfa Tabip Odası’na iki yıldır başkanlık yapan Dr. Ömer Melik, 1974 Urfa doğumlu. 20 yıllık hekim ve uzmanlık alanı çocuk sağlığı ve hastalıkları. Halen Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde yenidoğan ve yoğun bakım ünitesinde çalışıyor.

13 Nisan 2020’de Gazete Duvar’da yayımlanan röportajında, “Sadece Urfa’daki olası-kesin vakalar ile yoğun bakımda salgından dolayı yatan ve vefat eden hasta sayılarını içeren bir tweet’ti. Sağlık Bakanı’nın her gece bu verileri paylaştığını biliyoruz. Tabip Odası olarak bu verileri açıkladığımız zaman neden bir suç teşkil ettiğini anlamış değilim,” dedi.

Genel Sekreter Dr. Osman Yüksekyayla 1985 Urfa doğumlu. Dört yıldır Şanlıurfa Eğitim ve Araştırma Hastanesi’nde dâhiliye uzmanı olarak çalışıyor. 2016-2018 yılları arasında Urfa’dan TTB Büyük Kongre Delegesi seçildi. 2018’den bu yana da Urfa Tabip Odası yönetiminde Genel Sekreter olarak görev yapıyor.

Her iki hekim de 27 Nisan 2020’de ifadeleri alındıktan sonra aynı gün adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı, haklarındaki soruşturma sürüyor.

 

eshid/eşit haklar logo hafıza merkezi logo Netherlands Helsinki Committe logo
© 2019