Dava Takvimi

June 2021

Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1
2
3
4
5
6
7
  • Sevda Çelik Özbingöl
8
9
10
  • Las Tesis İstanbul
11
12
13
14
15
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
  • Diyarbakır Barosu
26
27
28
29
30
...

Uluslararası Af Örgütü Türkiye eski direktörü İdil Eser, İstanbul Büyükada’daki eğitim çalıştayı sırasında, 5 Temmuz 2017’de düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alınan 10 hak savunucusu arasında bulunuyordu. “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamalarıyla savcılığa çıkarıldı, tutuklandı. Hakkındaki iddianame yaklaşık üç ay sonra açıklandı. 3 Temmuz 2020’de görülen karar duruşmasında, “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi. Eser hayatını yurtdışında sürdürüyor.

İdil Eser, İstanbul’daki Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden mezun oldu. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde, yüksek lisansını ise Columbia Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yaptı. Chicago Üniversitesi’nde Rus Tarihi doktorası yaparken, annesinin rahatsızlanması üzerine Türkiye’ye döndü.

TEMA Vakfı, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın da aralarında yer aldığı hak örgütleri için raporlar yazdı, projeler yürüttü, strateji ve program geliştirme görevleri aldı. Sivil Toplum-Kamu İşbirliği (SKIP) projesinde ağ oluşturma uzmanı olarak çalıştı. Bilgi Üniversitesi’nin Sosyal Projeler ve Sivil Toplum Kuruluşları Yönetimi Programı’nda proje bütçesi hazırlama dersleri verdi. Aynı üniversitenin Sivil Toplum Çalışmaları Birimi tarafından üretilen ve STK Çalışmaları-Eğitim Dizisi altında hazırlanan Proje Döngüsü Yönetimi kitabının yazarlarından biriydi. 2 Mayıs 2016’da Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü oldu. Bir yandan da serbest çevirmen olarak pek çok eseri Türkçeye kazandırdı.

İdil Eser babasını lise yıllarında, annesini üniversite eğitimi sırasında kaybetti. Birinci derece yakını olmadığından tutuklu bulunduğu sürenin büyük bölümünde tek ziyaretçisi avukatıydı. Arkadaşları, Eser’le görüşebilmek için Adalet Bakanlığı’na başvurdu ancak reddedildi. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetty, Adalet Bakanlığı ile görüşerek izin almayı başardı. İdil Eser, 25 Ekim 2017’de İstanbul 10, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmalarının ardından serbest bırakıldı.

Davanın karar duruşması 3 Temmuz 2020’de görüldü. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, İdil Eser’e “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verdi. İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, 26 Kasım 2020’de istinaf başvurusunu, temyiz yolu açık olmak kaydıyla esastan reddetti.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Haziran 2021’de İdil Eser’in bireysel başvurusunu haklı buldu. Kararda, toplantının gizli olmadığı, gizli olsa bile bunun suç oluşturmayacağı, Eser’in üzerinden çıkan dijital materyallerin suç unsuru taşımadığı, biber gazına karşı yürütülen kampanya gibi etkinliklerin suç olarak gösterilmesinin de hukuka uygun olmadığı belirtildi. Karara göre, Eser’e 40 bin TL tazminat ödenecek.

İdil Eser şimdi Oslo’da yaşıyor.

1996’da bir araya gelen Mersin Kadın Platformu, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çalışıyor. 28 bileşeni bulunan Platform, idari para cezaları ile engellenmeye çalışılıyor. Türkiye’nin 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğinin duyurulduğu günden bu yana tuttukları İstanbul Sözleşmesi Nöbeti’ne kesilen para cezasının toplamı 120 bin TL’yi geçti. 

90’lı yıllarda metropollerde başlayan kadın mücadelesi, dalga dalga Türkiye’nin tüm illerine yayıldı. Bu dönem, kadına yönelik şiddetin görünür olması, yasal düzenlemeler yapılması için feministlerin başlattığı “Bağır herkes duysun”, “Mor iğne” eylemleri ile kadın mücadelesinin örgütlendiği, sokaklara indiği dönemdi. Büyüyen mücadele dalgası Mersin’de de yankı buldu ve 1996’da Bağımsız Kadın Derneği’nin çağrısı ile partilerin, sendikaların, STK’ların kadın komisyonlarından kadınlar ile bağımsız kadın aktivistlerin katıldığı ilk Mersin Kadın Platformu toplantıları yapılmaya başlandı.

Platform kurulduğu yıl Mersin’in ilk 8 Mart mitingini düzenledi. Miting, yüzlerce kadını bir araya getirdi ve taleplerini sokağa taşıdı. O günden bu yana Platform, tüm engelleme ve yasaklara rağmen büyümeye ve çalışmalarına devam ediyor.

Platformun bugün 28 bileşeni var. Mersin’de çalışma yürüten sendika ve odaların kadın komisyonları/meclislerinin yürütücüleri ve üyeleri, siyasi partilerin kadın meclisleri temsilcileri, kadın dernekleri, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşlarından kadınlar ve bağımsız feminist aktivistler ile LGBTİ+’lar birlikte çalışıyor. Yaklaşık 25 yıldır yerel yönetimler ve kamu kurumlarıyla işbirlikleri kurarak kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çalışmalar yürütüyorlar. Eğitim, kültür, sanat gibi alanlarda kadınların güçlendirilmesine dair çalışmalar yapıyorlar. Zamanla bu çalışmalara hukuki bilgilenme/ bilgilendirme etkinlikleri, dava takipleri ve davaları gündeme getirme çalışmaları da eklendi. Her kadının sözünü söyleyebildiği, rengini alana verdiği bir eylem biçimi olarak ‘serbest kürsü’ eylemleri de özellikle öne çıkarmaya çalıştıkları bir yöntem. Bazen de forumlar düzenleyerek Mersin’deki kadınların hakları, yaşamları ve kadın mücadelesi alanında sözlerini birleştirmelerini sağlıyorlar. Belediyelerle kurdukları iletişimler üzerinden özellikle sığınaklar ve kadın danışma merkezlerinin kurulması ve İstanbul Sözleşmesi’ne uygun şekilde işlemesine dair çalışmaları da sürüyor. Türkiye’de 8 Mart’ta Feminist Gece Yürüyüşü düzenlenen dört şehirden biri Mersin.

2019’da başlattıkları ‘Kadın Cinayetlerini Acil Önle!’ kampanyasından bu yana Platform’a kesilen para cezalarının ardı arkası kesilmiyor. Yalnızca 2020 yılının başından bu yana kesilen cezalar şöyle:

  • 21 Temmuz’da Pınar Gültekin’in katledilmesi üzerine yapılan eylemde beş kadına Kabahatler Kanunu’ndan toplam 960 TL,
  • 5 Ağustos’ta İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak için yapılan eyleme katılan 12 kadına 1593 sayılı Umum Hıfzısıhha Kanunu’na uymamaktan 3 bin 150 TL,
  • 18 Ağustos’ta izinsiz basın açıklaması yapmak veya katılmak gerekçesiyle altı kadına 392’şer TL,
  • 20 Mart’ta yine 1593 Sayılı Kanun’a muhalefetten altı kadına 3 bin 469 TL,
  • 27 Mart’ta 1593 Sayılı Kanun’a muhalefetten 12 kişiye para cezası kesildi.

Mersin Kadın Platformu bu yıldırma politikasına dayanışmayla cevap vermeye çalışıyor. Gönüllü avukatların kurduğu Dava Takip Grubu hukuki destek sağlarken, cezalara itiraz süreçlerinde ekonomik olarak zorlanacak üyelerle dayanışma gösteriliyor. 2020 yazında kesilen cezalardan sadece birine iptal kararı çıktı. Umum Hıfzısıhha Kanunu’na muhalefetten kesilen bin 150 TL’lik bir ceza ise 789 liraya indirildi. Cezaların hepsi AYM’e taşındı.

Platform, Türkiye’nin 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğinin duyurulduğu günden bu yana İstanbul Sözleşmesi Nöbeti tutuyor. Nöbet nedeniyle kesilen para cezasının toplamı 120 bin TL’yi geçti.

 

Yeşil Gerze Platformu 2009’da, Sinop’un Gerze ilçesine bağlı Yaykıl Köyü’nde yapılmak istenen termik santrale karşı yaşam alanlarını savunmak üzere kuruldu. Platformun 24 bileşeni var. Süreç 2015’te Gerzelilerin kazanımıyla sonuçlandı ve proje iptal edildi. Aralarında platform üyelerinin de bulunduğu 37 kişiye açılan dava ise 10 yıl sonra sonuçlandı. Haklarında “iş ve çalışma hürriyetini ihlal”, “güvenlik güçlerine görevini yaptırmamak için direnme”, “kamu malına zarar verme”, “arazide kasten yangın çıkarma”, “kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne silahlı olarak katılmak”, “kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek ve yönetmek” suçlarından toplam 42 yıl 10 ay hapis ve 63 bin TL para cezası verildi.

Gerze halkı, Yaykıl Köyü Çakıroğlu Mahallesi’ne termik santral kurulmasının planlandığını 2008’de duydu. Şirketin, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (EPDK) üretim lisansı almasıyla ilk itirazlar başladı. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Olumlu kararı alınmadan üretim lisansı alındığından köy muhtarı Ahmet Tiryaki, Sinop Barosu ve Sinoplu eski Ulaştırma Bakanı Yaşar Topçu adına  “Yürütmenin Durdurulması ve Üretim Lisansının İptali” için dava açıldı. Danıştay 13. Dairesi, 20 Temmuz 2009’da yürütmeyi durdurma kararı verdi. Santralin yapılacağı yer tarım alanı, orman arazisi ve sulak alanların, ayrıca Geç Roma-Erken Bizans kalıntılarının yakınında bulunuyordu. 

Buna rağmen şirket 7 Aralık 2009’da Çevre ve Orman Bakanlığı’na ÇED başvurusunda bulundu. Kısa adı YEGEP olan Yeşil Gerze Çevre Platformu da tam bu noktada kuruldu. YEGEP öncülüğünde bilgilendirme toplantıları, seminerler, paneller düzenlendi. Üniversitelerden termik santralin olası zararlarına ilişkin raporlar alındı. Bakanlıklara dilekçeler yazıldı, protesto eylemleri düzenlendi. 

3 Mayıs 2010’da Gerze Kapalı Spor Salonu’nda binlerce kişinin katıldığı ÇED bilgilendirme toplantısı yapılmak istendi. Halkın yoğun protestosu ve kolluk kuvvetlerinin biber gazlı müdahalesinden sonra proje sunumu yapılamadan toplantı sona erdi. 

Yaykıl Köyü’nde kurulan çadırda yaşam savunucuları üç yıl boyunca 24 saat aralıksız nöbet tuttu. Düzenlenen imza kampanyasına 8 bin 460 kişi imza verdi. İmzalar Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa ve Çevre Bakanlığı’na gönderildi. Bileşenlerden ve halktan 40 kişi, termik santrallerin bulunduğu Afşin-Elbistan, Sugözü yörelerini ziyaret etti, oradaki halkla ropörtajlar yaptı ve bunları Gerze halkıyla paylaştı.

Platform, şirketin temsilciliğini yaptığı uluslararası markalara, kredi alabileceği bankalara mektuplar yazarak santralin neden kurulmaması gerektiğini anlattılar. 

Bu süre boyunca sondaj için gelen şirket çalışanları üç kez köye girmeyi denedi ancak yöre halkı geçit vermedi. 5 Eylül 2011’de bu kez jandarma eşliğinde geldiler. Platform bileşenleri ve köylüler hakkında şirkete ait iş makinelerini bölgeye sokmadıkları için “iş ve çalışma hürriyetini ihlal”, “güvenlik güçlerine görevini yaptırmamak için direnme”, “kamu malına zarar verme”, “arazide kasten yangın çıkarma”, “kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne silahlı olarak katılmak”, “kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek ve yönetmek” suçlarından dava açıldı. 

2011’de Greenpeace ile işbirliğine gittiler. Greenpeace, söz konusu şirketin merkez binasının yarısını pankartla kapladı, yöneticilerine Gerze halkından bir mektup bırakıldı.

Şirket, 2012 ve 2013’te revize ettiği ÇED dosyasıyla yeni başvurular yaptı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, en son 2 Ağustos 2013’te, sunulan ÇED Raporu’nu iade etti. Haziran 2014’te şirket yenilenmiş bir proje ile yeniden izin talebinde bulundu ancak termik santral projesi 23 Şubat 2015’te  resmen sonlandırıldı. 

ABD merkezli çevre örgütü Sierra Club, Gerze Direnişi’ni kömür karşıtı hareketin önemli kazanımlarından biri olarak anıyor. 

37 kişi hakkında 2011’de açılan ve Gerze Asli Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 32’nci duruşması 10 yıl sonra, 26 Ocak 2021’de görüldü. Yargılananlara toplamda 42 yıl 10 ay hapis cezası verildi.

 

 

Mardin Tabip Odası Eşbaşkanı, iç hastalıkları uzmanı, acil servis hekimi Osman Sağlam ise 28 Mart 2020’de “halk arasında korku ve panik yaratmak” suçlamasıyla ifade vermek üzere Mardin İl Emniyet Müdürlüğü’ne çağrıldı. Mezopotamya Ajansı ve Gazete Duvar’a yaptığı açıklamalar gerekçe olarak gösterildi. Salgına karşı alınan önlemlerin yetersiz olduğunu söyleyen ve Mardin İl Sağlık Müdürlüğü’nün kendileri ile bilgi paylaşmamasını eleştiren Osman Sağlam hakkında İl Sağlık Müdürlüğü tarafından şikâyette bulunulduğu ortaya çıktı.

Dr. Osman Sağlam 2016’dan bu yana Mardin Tabip Odası’nda görev yapıyor. Aynı zamanda Sağlık ve Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mardin Şubesi üyesi. 8 Ekim 2014’te Kobani’ye yapılan destek yürüyüşünde gözaltına alınanlara yardım etmeye çalışırken kendisi de gözaltına alındı, daha sonra serbest bırakıldı. 6 Şubat 2015’te, sağlıkçılara yönelik şiddetin kurbanlarından biri oldu ve Mardin merkeze bağlı Artuklu İlçesi Ortaköy Mahallesi’ndeki Aile Sağlık Merkezi’nde hasta yakınlarının saldırısına uğradı. 2 Kasım 2018’de “Sağlıkta Şiddet Yasası”nın sağlıkta şiddeti önlemede hiçbir caydırıcılığının olmadığını açıklayan grubun içindeydi. Mardin Tabip Odası, Mardin Diş Hekimleri Odası ve KESK Mardin Şubeler Platformu, “Sağlıkta Şiddet Yasası”na ilişkin bir basın açıklaması yaptı ve ortak açıklamayı okuyan Mardin Tabip Odası adına Osman Sağlam’dı.

Sağlam, 18 Mart 2020’de basına “Hekimler virüs teşhisi koymaya çekiniyor” başlıklı bir beyan verdi. “Kentte virüs teşhisi koyan bir doktor hastalığı açıklaması nedeniyle izne çıkarıldı. Hekimler teşhis koymaya çekiniyor” diyordu. Sağlam, 25 Mart 2020’de de Gazete Duvar’a görüş verdi. Haberde, Mardin’de 500 kişinin karantinada olduğunu aktarıyordu. “Yöneticilerin alkışlamasına değil, güvenli koruyucu ekipmana ihtiyacımız var” diyen Sağlam, “Sağlık Müdürlüğü’nden randevu talebimiz oldu. İl Sağlık Müdürü’nün şahsi telefonunu iki gün boyunca aradık, mesaj attık ama talebimize herhangi bir cevap alamadık, dolayısıyla herhangi bir paylaşım ve ortak çalışma yapamıyoruz” ifadelerini kullanıyordu. Sağlam, ifade vermek üzere 28 Mart’ta Mardin İl Emniyet Müdürlüğü’ne çağrıldı.

Bununla birlikte, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, 30 Mart 2020‘de valiliklere gönderdiği bir yazı ile Covid-19 Pandemi İl Koordinasyon Kurulu ve İl Hıfzısıhha Meclisi çalışmalarına Tabip Odası temsilcilerinin dâhil edilmesini istedi.

Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden, kriz deneyimine sahip tek sağlık örgütü olan TTB’nin bu süreçte yönetim tarafından devre dışı bırakılması; bir yandan devleti yönetenlerin sadece yandaş örgütlerle iş yapma ve yandaşlara hizmet verme anlayışını ortaya sererken bir yandan da kriz yönetimi konusunda gelebilecek eleştirel sesleri bastırma politikalarının bir devamı olarak okunabilir.

Van-Hakkari Tabip Odası’nın 2018-2020 Dönem Başkanı, Türkiye Psikiyatri Derneği üyesi, psikiyatr doktor Özgür Deniz Değer, 19 Mart 2020’de Mezopotamya Ajansı’nda yayımlanan ‘Tek bir virüs vakası tüm cezaevini hasta eder’ başlıklı röportajı nedeniyle ifadeye çağrıldı. Değer röportajın bir bölümünde korona virüs salgınına karşı büyük risk altında olan hapishanelerin durumunu değerlendiriyordu. Değer’in Van Emniyet Müdürlüğü’nde “Halk arasında korku ve panik yaratmak” suçlamasıyla ifadesi alındı.

Özgür Deniz Değer, 1979 Van doğumlu. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Van Muradiye Devlet Hastanesi’nde Pratisyen Hekim olarak çalıştı. 2007’de Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde ihtisasına başladı. İstanbul’da bulunduğu dönem, Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul şube başkan yardımcılığı görevini yürüttü. Sivas Şarkışla Devlet Hastanesi’nde çalıştıktan sonra 2014’te yeniden Van’da hizmet vermeye başladı.

2015’te, Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Türkiye Psikiyatri Derneği’nin (TPD) yayımladığı Nusaybin, Cizre, Silopi, Van, Bitlis ve Tatvan ile ilgili inceleme-değerlendirme raporunu hazırlayan heyette yer aldı

Değer, bugüne kadar Tabip Odası adına yaptığı açıklamalarda ve verdiği röportajlarda sağlık ve hak odaklı beyanlarda bulundu. Türkiye’de artan intihar vakalarının siyasi, ekonomik, politik ya da yaygın toplumsal bir sorun olduğunu hatırlattı, koronavirüs karşısında Van’daki sağlık kurumlarının yetersiz kaldığını açıkladı, açlık grevindeki tutukluların sağlık durumuna dikkat çekti.

Bu röportajlardan biri 19 Mart 2020’de Mezopotamya Ajansı’nda yayımlandı. Özgür Deniz Değer, koronavirüs (Covid-19) salgınına ilişkin yapılan açıklamalar, alınan tedbirler ve büyük bir risk altında olan hapishanelerin durumunu değerlendirdiği röportaj nedeniyle 24 Mart 2020’de Van Emniyet Müdürlüğü’nde “Halk arasında korku ve panik yaratmak” suçlamasıyla ifade verdi. İfadesinin alınmasının ardından serbest bırakılan Değer, mülakatta söylediği sözlerin sorulduğunu ifade etti. Tabip Odası Başkanı ve hekim olması nedeniyle halkı bilgilendirmek amacıyla bu açıklamaları yaptığını anlatan Değer, halka karşı sorumluluğunu yerine getirdiğini söyledi.

Özgür Deniz Değer, Temmuz 2020’de gerçekleştirilen olağan genel kurul sonrası görevinden ayrıldı. Yeni dönemde odanın üst kurul delegesi olarak görev yapan Deniz, 26 Ekim 2020‘de jandarma tarafından gözaltına alındı, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Kendisine Van’da helikopterden atıldığı iddia edilen iki siville ilgili sosyal medya paylaşımları soruldu.

Bununla birlikte, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, 30 Mart 2020‘de valiliklere gönderdiği bir yazı ile Covid-19 Pandemi İl Koordinasyon Kurulu ve İl Hıfzısıhha Meclisi çalışmalarına Tabip Odası temsilcilerinin dâhil edilmesini istedi.

Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden, kriz deneyimine sahip tek sağlık örgütü olan TTB’nin bu süreçte yönetim tarafından devre dışı bırakılması; bir yandan devleti yönetenlerin sadece yandaş örgütlerle iş yapma ve yandaşlara hizmet verme anlayışını ortaya sererken bir yandan da kriz yönetimi konusunda gelebilecek eleştirel sesleri bastırma politikalarının bir devamı olarak okunabilir.

Türkiye, LGBTİ+ aktivisti Yıldız İdil Şen’i Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanması protestoları nedeniyle gözaltına alınınca tanıdı. Ocak-Nisan 2021 arasında üç kez gözaltına alınıp bir kez ifadeye çağrılan Şen hakkında bugüne kadar katıldığı gösteri ve eylemler nedeniyle “toplantı ve gösteri kanununa muhalefet”, “polise görevini yaptırmama”, “terör örgütü propagandası” ve “kamu malına zarar vermek”ten açılmış yedi dava bulunuyor. İstanbul’da 6 Mart 2021’deki Büyük Kadın Buluşması sonrası da gözaltına alınan Yıldız İdil Şen’e ev hapsi verildi.  

21 yaşındaki Yıldız İdil Şen, lise yıllarından bu yana devrimci sol hareket içinde örgütlü ancak kendisini hak savunucusu olarak tanımlamaya başlaması, cinsiyet kimliğini fark ettiği döneme denk geliyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde 2021 yılı başından bu yana süren, Melih Bulu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından rektör atanması protestoları nedeniyle gözaltına alındığından hakkında Boğaziçi öğrencisi veya mezunu olduğuna dair haberler yayımlandı. Ancak o ne Boğaziçi öğrencisi ne de mezunu. İmam Hatip Lisesi öğrencisiyken siyasi ve cinsiyet kimliği nedeniyle okuldan atıldı. Açık Öğretim Lisesi üzerinden mezun olmaya çalışıyor. 

Yıldız İdil Şen’in hak savunuculuğu LGBTİ+ hareketiyle sınırlı değil. 15 Eylül 2018’de, kötü çalışma koşulları nedeniyle eylem başlatan 3. Havalimanı İşçileri’ne destek vermek üzere Kadıköy’de düzenlenen eyleme katılan ve gözaltına alınan 23 kişiden biriydi. 9 Şubat 2020’de yine Kadıköy’de Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS) ücret zammını protesto eylemi nedeniyle gözaltına alındı. 

2021 yılı başında, Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı kararıyla eski AKP milletvekili aday adayı Prof. Melih Bulu’nun rektör atanmasının ardından protestolar başladı. 5 Ocak 2021 sabahı, polis protestolara katılanlardan bazılarının evlerine baskın düzenledi. Evine kapısı kırılarak girilen Yıldız İdil Şen de bu isimler arasındaydı. Savcılıktaki ifadesinde sosyal medya paylaşımları üzerinden örgüt üyeliği olup olmadığı da soruldu. “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “görevli memura mukavemet” suçlamasıyla 7. Sulh Ceza Hakimliği’ne tutuklama istemiyle sevk edildi. Mahkeme adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi. 

Yıldız İdil Şen daha sonra gözaltında cinsel tacize ve tecavüz tehdidine maruz kaldığını, cinsiyet kimliğinden dolayı tek kişilik hücrede tutulduğunu, hormon ilacına erişemediğini, bazı basın organları tarafından hedef gösterildiğini açıkladı. 18 Ocak 2021’de ise süreçte yer alan kolluk görevlileri hakkında, “kasten yaralama”. “işkence”, “cinsel taciz”, “tehdit”, “konut dokunulmazlığının ihlali”, “hakaret”, “mala zarar verme”, “görevi kötüye kullanma”, kişi dokunulmazlığı kapsamında “Anayasa’nın 17. Ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. Maddesinin ihlali”, nefret suçu ve ayrımcılık yasağı kapsamında “Anayasa’nın 10. ve AİHS’nin 14. maddesinin ihlali” suçlamalarıyla suç duyurusunda bulundu.   

6 Mart 2021’de, İstanbul 8 Mart Kadın Platformu’nun çağrısıyla Kadıköy’de bir miting düzenlendi. Gün boyunca LGBTİ+ pankartları, trans ve gökkuşağı bayrakları ile şemsiyelerini alana almayan, kürsüdeki konuşmalarının ardından mikrofonu kapattıran polis, eylemin ardından LGBTİ+ aktivisti trans kadınları takip etti. Kürsüde konuşma yapan Yıldız İdil Şen ile Agrin Xan, Rukan Açkani, Hejar Çiya, Güneş Çetin
ve Eren Kaya’yı bindikleri taksiden indirdi, darp etti ve gözaltına aldı. Trans kadınların gözaltına alınmasına tepki gösteren Şener Yılmaz Aslan, Sedef çelik ile Tuğçe Nevruz da gözaltına alındı.

Gözaltına alınan dokuz kişi önce Kadıköy İskele Polis Amirliği’ne, sağlık kontrollerinin ardından ise İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. COVID-19 testlerinin yapılması unutulduğu için tekrar hastaneye ve ardından yine Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne getirildiler. Avukatların müvekkilleriyle görüşmesi engellendi. Savcılık “görevi yaptırmamak için polise direnmek” suçlamasıyla dokuz kişiyi ifade dahi almadan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. Yıldız İdil Şen mahkemedeki ifadesinde İskele Polis Amirliği’nde, sağlık kontrolü için götürüldüğü Haydarpaşa Numune ve Bayrampaşa Devlet hastanelerinde ve Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde şiddet ve kötü muameleye maruz kaldığını söyledi. Kartal Anadolu Adliyesi 3. Sulh Ceza Hakimliği, Yıldız İdil Şen hakkında bir ay süreyle ev hapsi kararı verdi. 

25 Mart 2021’de Boğaziçi Üniversitesi’nin önünde LGBTİ+ bayrağı açtığı gerekçesiyle dört, ardından gözaltılara tepki gösterenlerden de 8 kişi olmak üzere 12 öğrenci gözaltına alındı. 26 Mart’ta savcılığa çıkacak bu kişiler için Boğaziçi Dayanışması ve BÜLGBTİ+ dayanışma çağrısında bulundu. Çağlayan Adliyesi önüne gidenler arasında Yıldız İdil Şen de vardı ve kalabalık bir grupla birlikte yeniden gözaltına alındı. Ertesi gün tutuklama talebiyle sevk edildiği mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

Yıldız İdil Şen, bazı basın organları ve sosyal medya hesapları tarafından cinsiyet kimliği nedeniyle tehdit ediliyor, hedef gösteriliyor. 24 Mart 2021’de dört isim hakkında sosyal medya paylaşımları üzerinden “hakaret”, “iftira”, “özel hayatın gizliliğinin ihlali”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, “verileri hukuka aykırı olarak vermek veya ele geçirmek” suçlamalarıyla suç duyurusunda bulundu. 

 

 

 

 

 

Bugün artık bir “torba dava” olarak anılmaya başlanan 16 sanıklı Gezi Parkı davası, birkaç aşamadan, beraat ve yeniden yargılama kararlarından, birleştirilmiş dosyalardan oluşuyor. İlk aşamada “örgüt kurmak ve yönetmek” iddiasıyla yargılanan 26 sanık beraat etti. Üç yıl sonra yeni bir iddianame hazırlandı ve hak savunucuları bu kez  “Gezi eylemlerini organize ve finanse ettiği” iddia edilen iş insanı Osman Kavala ile birlikte hiyerarşik bir düzen içinde hareket etmekle suçlandı. Bu dava da Türkiye’deki tüm sanıkların beraati ile sonuçlandı ancak karar daha sonra kaldırıldı. Osman Kavala hakkında ise “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “siyasal ve askeri casusluk” suçlamalarıyla yeni bir dava açıldı ve Gezi davasıyla birleştirilmesine karar verildi.

Gezi Davası’na yol açan Gezi Parkı eylemleri, 28 Mayıs 2013’te, İstanbul Taksim’deki Gezi Parkı’na, eski Topçu Kışlası’nın imar izni olmaksızın yeniden inşası kararı ve Taksim Yayalaştırma Projesi çerçevesinde parktaki ağaçların kesildiğinin öğrenilmesiyle başladı. Eylemler kısa sürede tüm Türkiye’ye yayıldı ve haftalar sürdü. İçişleri Bakanlığı’nın verilerine göre 80 ilde gerçekleştirilen eylemlere 3,6 milyon insan katıldı, 5 bin 513 kişi gözaltına alındı, 189’u tutuklandı. Türk Tabipleri Birliği verilerine göre 7 bin 478 kişi eylemler sırasında yaralandı. Sekiz sivil ve iki güvenlik görevlisi öldü.

Temmuz 2013‘te Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi Çevresel Etki Değerlendirme Danışma Kurulu Sekreteri Mücella Yapıcı ile İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu’nun da bulunduğu 26 kişi olaylarla ilgili olarak gözaltına alındı. İfadelerinin ardından serbest bırakıldılar ancak Mart 2014‘te haklarında “örgüt kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla dava açıldı. İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi, 29 Nisan 2015‘te tüm sanıkların beraatine karar verdi.

1 Kasım 2017’de iş insanı Osman Kavala iki hafta süren gözaltı sürecinin ardından tutuklandı. Kavala’ya yöneltilen suçlamalardan biri de “Gezi eylemlerinin yöneticisi olmak”tı. Osman Kavala’nın hapiste tutulmasına neden olan “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” ve “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” iddiaları bir yıldan fazla süre iddianameye dönüşmedi. İkinci “Gezi Davası” iddianamesine giden süreç 16 Kasım 2018’de 13 hak savunucusu ve akademisyenin evlerine yapılan baskınla gözaltına alınmasıyla başladı.

İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün basınla paylaştığı bilgi notuna göre İstanbul, Adana, Antalya ve Muğla illerinde 20 kişi hakkında çıkartılan gözaltı kararının nedeni, bu kişilerin bir yılı aşkın süredir iddianame düzenlenmeksizin Silivri Cezaevi’nde tutulan ve “Gezi eylemlerini organize ve finanse ettiği” iddia edilen iş insanı Osman Kavala ile birlikte hiyerarşik bir düzen içinde hareket etmeleriydi.

Gözaltına alınan kişilerden 12’si 17 ve 18 Kasım 2018 tarihlerinde adli kontrol ve yurtdışı yasağı şartıyla serbest bırakılırken, Yiğit Aksakoğlu çıkarıldığı İstanbul 6. Sulh Ceza Hakimliği’nce “Türkiye Cumhuriyeti hükümetini ortadan kaldırmaya ve görevlerini yapmasına kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs etme” şüphesiyle tutuklandı.

19 Şubat 2019 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı Gezi Parkı protestolarına ilişkin yürütülen soruşturma kapsamında iddianamenin tamamlanarak İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’ne iletildiğini açıkladığında Osman Kavala’nın cezaevinde 1 yıl 4 ayı, Yiğit Aksakoğlu’nun ise  3. ayı dolmuştu.

FETÖ/PDY üyeliğinden aranan savcı Muammer Akkaş’ın topladığı delillerin de yer aldığı soruşturma 2019 yılında tamamlandı. 4 Mart 2019 tarihinde İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi kendisine gönderilen iddianameyi kabul etti. 657 sayfadan oluşan bu iddianamede, aralarında 1 Kasım 2017’den beri tutuklu iş insanı Osman Kavala’nın ve Kasım 2018’de gözaltına alınan biri tutuklu dört kişinin de (Çiğdem Mater Utku, Ali Hakan Altınay, Yiğit Aksakoğlu, Yiğit Ali Ekmekçi) yer aldığı 16 kişi*, “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” ile suçlandı ve ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları istendi. İddianamenin “Davacı Mağdurlar” kısmında Gezi protestoları döneminde başbakanlık görevini yürüten Recep Tayyip Erdoğan ile birlikte kabine üyesi 27 ismin yanı sıra  746 kişi yer alıyordu.

Davanın ilk duruşması 24-25 Haziran 2019 tarihlerinde İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşti. Duruşmada hazır bulunan dokuz kişinin savunmalarını yaptığı duruşma sonucunda mahkeme heyeti Yiğit Aksakoğlu’nun tahliyesine ve hakkında adli kontrol tedbiri uygulanmasına, davanın diğer tutuklu sanığı Osman Kavala’nın tutukluluğunun ise devamına karar verdi.

Atanan yeni mahkeme heyetiyle devam edilen üçüncü duruşma 8 Ekim 2019’da gerçekleşti. Sanık sorgularının yapıldığı duruşma sonrasında Osman Kavala için bir kez daha tahliye kararı çıkmadı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM), 10 Aralık 2019’da, Osman Kavala’nın makul şüphe olmadan siyasi sebeplerle tutuklanması ve Anayasa Mahkemesi’nin başvuruyu makul bir sürede incelememesi nedeniyle Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin ihlal edildiğine karar verdi.

24 Aralık 2019 tarihindeki duruşmada, AİHM kararına rağmen mahkeme Osman Kavala’yı tahliye etmedi. Bir sonraki duruşma 28 Ocak 2020’de yapıldı. Mahkeme AİHM kararına rağmen Osman Kavala’yı yine tahliye etmedi.

Savcı 6 Şubat 2020’de açıkladığı mütalaasında;

  • haklarında yakalama kararı bulunan Ayşe Pınar Alabora, Can Dündar, Gökçe Yılmaz, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, Memet Ali Alabora ve İnanç Ekmekçi hakkındaki kovuşturmanın dosyadan tefrik edilerek haklarındaki yakalama kararının infazının beklenmesini,
  • Osman Kavala, Yiğit Aksakoğlu ve Mücella Yapıcı’nın TCK’nin 312. maddesinde düzenlenen “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs ” suçundan cezalandırılmasını,
  • Çiğdem Mater, Ali Hakan Altınay, Mine Özerden, Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Ekmekçi’nin ise TCK’nin 312. maddesinde düzenlenen “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçunu TCK’nin 39. maddesi uyarınca yardım eden sıfatıyla işlemekten cezalandırılmasını istedi.

Davanın 18 Şubat 2020’deki 6. duruşmasında Osman Kavala ve diğer 8 sanık hakkında beraat kararı verildi.

Ancak Kavala tahliye edilmeden başka bir soruşturma nedeniyle yeniden tutuklandı. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, aynı gün Silivri’de yeniden gözaltına alınan Kavala’yı, tutuklanması istemiyle mahkemeye sevk etti. Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği, 15 Temmuz soruşturması kapsamında  “Türkiye Cumhuriyeti devletinin anayasal düzenini cebir, şiddet kullanarak değiştirmeye teşebbüs etme” suçundan, “suçun ağırlığı ve Gezi davasından beraat etmesi nedeniyle kaçma tehlikesi olduğu” gerekçesiyle 19 Şubat 2020’de Kavala’nın tutuklanmasına karar verdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, yeni iddianamede Kavala hakkında “anayasal düzeni ortadan kaldırmak” başlıklı 309. maddeden ağırlaştırılmış müebbet hapis ve ‘casusluk’ başlıklı 328. maddeden 20 yıla kadar hapis cezası istedi.

22 Ocak 2021’de İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi 3. Ceza Dairesi ise, Gezi Davası’nda verilen beraat kararlarını kaldırdı. Daire, dava dosyasının yeniden incelenmek ve hüküm kurulmak üzere ilk derece mahkemesine gönderilmesine hükmetti. Eksik delillerin sağlanması ile yargılamanın devamına karar verildi. Kavala’yı yargılayan İstanbul 36. Ağır Ceza Mahkemesi, 5 Şubat 2021’deki duruşmada “anayasal düzeni ortadan kaldırmaya teşebbüs” ve “siyasal ve askeri casusluk” suçlamalarıyla açılan davanın Gezi davasıyla birleştirilmesine karar verdi.

28 Nisan 2021‘de bir başka birleştirma kararı geldi. İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi, Gezi davasında ‘hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ iddiasıyla yargılanan ve ‘yurtdışında oldukları için’ dosyası ayrılan Can Dündar, Mehmet Ali Alabora, Ayşe Pınar Alabora, Gökçe Tüylüoğlu, Handan Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu ve İnanç Ekmekçi’nin ayrılan dosyalarının Osman Kavala’nın da yargılandığı ana dava dosyasıyla yeniden birleştirilmesine hükmetti.

Dosyaların birleştirilmesi sonrası 16 sanıklı yeni Gezi Davası’nın ilk duruşması 21 Mayıs 2021‘de yapıldı. Davanın tek tutuklu sanığı Osman Kavala’nın tutukluluğunun devamına oy çokluğuyla karar verildi. Mahkeme başkanı karara muhalif kaldı. Bir sonraki duruşma 6 Ağustos 2021‘de.

* 4 Mart 2019’da kabul edilen iddianamede “Şüpheli” sıfatıyla yer alan isimler: M. Osman Kavala, A. Mücella Yapıcı, A. Pınar Alabora, Can Dündar, Çiğdem Mater Utku, Gökçe Yılmaz, H. Meltem Arıkan, Hanzade Hikmet Germiyanoğlu, İnanç Ekmekçi, Ali Hakan Altınay, Mehmet Ali Alabora, Mine Özerden, Ş. Can Atalay, Tayfun Kahraman, Yiğit Aksakoğlu, Yiğit Ali Ekmekçi.

 

Göç İzleme Derneği (Göç-İz), özellikle zorla göç ettirilen gruplar arasında sosyal dayanışmayı geliştirmek ve göç mağdurlarının insanca yaşama yönelik taleplerini yükseltmek amacıyla, 2016’da İstanbul’da kuruldu. Zorunlu göç olaylarını kaydetmek, yaşananlara tanıklık etmek ve gözlem raporları hazırlamak gibi hafıza oluşturmaya yönelik çalışmaları bulunuyor. Derneğin bugüne kadar iki çalışması hakkında dava açıldı, yöneticilerine “Dernekler Kanunu’na Muhalefet”ten para cezası kesildi, “Devletin Askeri veya Emniyet Teşkilatını Alenen Aşağılama” suçlamasıyla soruşturma açıldı. 

Çalışmalarına beş yıl önce başlayan Göç İzleme Derneği (Göç-İz), bir insan hakları ihlali olarak zorunlu göç ile ilgileniyor. İnsan hakları mağduriyetine uğramış kişilerin adalet arayışlarında onları desteklemeyi, bu ihlaller ile ilgili toplumsal hafızayı güçlendirerek toplumsal barışa ve demokrasiye katkı sağlamayı, ağır insan hakları ihlallerine uğramış kişilerin mağduriyetlerinin tanınması ve onarılmasına katkı sağlamayı hedefliyor.

Türkiye’de zorunlu göç dendiğinde, Kürt illerinde özellikle 1989-1999 yılları arasında yoğun olarak yaşanan, kamu yönetiminin uyguladığı politikaların yol açtığı nüfus hareketliliği anlaşılmakta. Göç-İz hem bu on yıllık dönemde mülksüzleşen ve vasıfsızlaşan Kürt yurttaşların durumunun iyileştirilmesi (geri dönüş formülleri aranması, köylerin mayınlardan temizlenmesi gibi), geçmişle hesaplaşılabilmesi için öneriler sunmakta hem de bugün gerçekleşen göç hareketlerini raporlaştırmakta.

Göç-İz’in yakın dönemli çalışmalarından biri Mart 2020’de sınır kapılarının açılmasının ardından yaşanan gelişmeleri yerinde gözlemleyerek hazırladıkları Edirne Mülteci Gözlem Raporu. 2015-2016 yılları arasında ilan edilen sokağa çıkma yasaklarına dair Dernek tarafından toplanan veriler ve izlenimler ise 25 Haziran 2019’da raporlaştırıldı. Çalışmada, özellikle kadınların yaşamış olduğu temel hak ihlalleri ortaya konuyor. Diyarbakır, Mardin, Hakkari ve Şırnak il ve ilçelerinin yanı sıra göçten etkilenen İstanbul, Mersin ve Van’da 480 kadınla görüşmeler temel alınarak hazırlanmış.

Aynı yıl yayımladıkları İç Göç Raporu, Türkiye’de en çok göç veren sekiz ilden hareket eden otobüs yolcularını kapsayan bir araştırmaya dayanarak göç etme eğilimlerini ölçmeyi hedefliyor.

Kasım 2018’de Van’ın Erciş ilçesine bağlı Çobandüzü (Hespenek) Köyü’ne kolluk kuvvetleri tarafından bir operasyon düzenlenmiş, yapılan baskında bir evde yangın çıkmıştı. Evi yanan aile köyü terk etmek zorunda kaldı. Göç-İz söz konusu operasyon sonucu yaşanan olaylara ilişkin de bir inceleme-değerlendirme raporu yayımladı. 2019’da bir de “Türkiye’de Yerinden Edilenlere Yönelik Hak Arama Kılavuzu” hazırladılar.

Göç-İz’e yönelik İçişleri Bakanlığı tarafından yapılan denetim sonrası 4 Mart 2020’de yazılan raporda, gelen ve giden evraklardan bazılarının Evrak Kayıt Defteri’ne işlenmediği tespiti ve derneğin iki çalışması bulunuyordu. İl Sivil Toplumla İlişkiler Müdürlüğü, savcılığa 4 Haziran 2020’de bir yazı yazarak dernek hakkında soruşturma açılmasını istedi. Gerekçe olarak eksik evrakların yanısıra  “Türkiye’de Yerinden Edilenlere Yönelik Hak Arama Kılavuzu” ile “Sokağa Çıkma Yasakları ve Zorunlu Göç Sürecinde Kadınların Yaşadıkları Hak İhlalleri ve Deneyimleri Raporu”nda geçen bazı ifadeler gösterilerek, “devletin meşru kurumlarının kendi vatandaşlarını zorla yerinde ettiği algısı oluşturduğu, bölücü terör örgütünü meşrulaştırma çabaları bulunduğu, devletin kurumlarının aşağılandığı” iddia ediliyordu.

Bakırköy Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından açılan soruşturma dosyasındaki “Dernekler Kanununa Muhalefet” ile “Devletin Askeri ve Emniyet Teşkilatını Alenen Aşağılama” suçlamaları 17 Eylül 2020’de tefrik edildi ve 27 Kasım 2020’de Bakırköy 38. Asliye Ceza Mahkemesi, dernek yöneticilerine “Dernekler Kanununa Muhalefet” suçlamasından 15 bin TL para cezası kesilmesine karar verdi.

“Devletin Askeri veya Emniyet Teşkilatını Alenen Aşağılama” suçlamasına ilişkin soruşturma ise devam ediyor.

 

 

 

İnsan hakları savunucusu Özlem Dalkıran aynı zamanda bir çevirmen ve yazar. Uluslararası Af Örgütü Türkiye şubesinin kurucu üyesi. Yurttaşlık Derneği’nin (eski adıyla Helsinki Yurttaşlar Derneği) kuruluşundan bu yana çok çeşitli pozisyonlarda, kampanya ve projelerde yer aldı. Dalkıran, 2017’de Büyükada’da Yurttaşlık Derneği’ni temsilen bulunduğu eğitim çalıştayı sırasında kendisi gibi dokuz hak savunucusuyla birlikte gözaltına alındı ve tutuklandı. Sonraki üç yıllık yargılama süreci tüm hayatını değiştirdi. Büyükada Davası olarak bilinen, ulusal ve uluslararası düzeyde tepki ve kampanyalara yol açan davanın karar duruşması 3 Temmuz 2020’de görüldü. Özlem Dalkıran’a “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi, istinaf başvurusu esastan reddedildi. Dalkıran hayatını ve hak savunuculuğunu yurtdışında sürdürüyor.

Çevirmenlik ve yazarlık da yapan Özlem Dalkıran, 30 yılı aşkın süredir bir sivil toplum çalışanı ve insan hakları savunucusu. Uluslararası Af Örgütü Türkiye şubesinin kurucuları arasında yer aldı. Af Örgütü’nde iki dönem yönetim kurulu başkanlığı ve basın sözcülüğü görevlerini üstlendi. Açık Toplum Enstitüsü Türkiye Danışmanlık Kurulu üyeliği görevinde bulundu. “Sinema ve İnsan Hakları” adlı bir çalışma yürüttü. Helsinki Yurttaşlar Derneği Mülteci Destek Programı koordinatörlüğü yaptı. Uzun yıllar Hrant Dink Vakfı Ödül Komitesi üyesiydi. Vakfın “Medyada Nefret Söyleminin İzlenmesi” projesinde çalıştı. Yazıları bianette yayımlandı.

Özlem Dalkıran, Temmuz 2017’de farklı kurumlardan insan hakları savunucularıyla birlikte İstanbul Büyükada’da bulunuyordu. İnsan Hakları Ortak Platformu’nu oluşturan sivil toplum kuruluşlarının kararıyla ve bilgisi dahilinde 2–7 Temmuz tarihleri arasında bir eğitim çalıştayı düzenleniyordu. Çalıştayın ana konusu “verilerin korunması ve stresle baş etme yöntemleri”ydi. Amaç, arşivleri koruma, belgeleri dijital ortama aktarma ve güvenliğini sağlama, iletişim ve web sitelerini saldırılardan koruma gibi konulardaki bilgi eksikliğini gidermek, yanı sıra stresle baş etmek üzerine eğitim almaktı. Konu stres olunca çalıştay yeri olarak İstanbul’un sayfiyesi Büyükada seçilmişti.

5 Temmuz 2017’de Adalar Başsavcılığı’nın talimatıyla çalıştay polis tarafından basıldı ve 10 hak savunucusu gözaltına alındı. Gözaltına alınanlar arasında Özlem Dalkıran da bulunuyordu. Hak savunucularının saatlerce ailelerine ve avukatlarına haber vermelerine izin verilmedi. Yedi gün olan gözaltı süresi 14 güne uzatılarak ancak 17 Temmuz 2017 tarihinde Savcılığa çıkarıldılar. Hak savunucularının “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek” ve “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla tutuklanması talep edildi.

Özlem Dalkıran, 18 Temmuz 2017’de İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü), Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Ali Garawi (İsveç vatandaşı – insan hakları eğitimcisi) ve Peter Steudtner (Almanya vatandaşı – insan hakları eğitimcisi) ile birlikte tutuklandı. Üç yıl sürecek Büyükada Davası böylece başlamış oluyordu.

İddianame yaklaşık üç ay sonra, 4 Ekim 2017’de hazırlandı ve yargılanan hak savunucularının sayısı 11’e çıktı. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 25 Ekim 2017 tarihli ilk duruşması öncesi yapılan basın açıklamasında “Bu dava aynı zamanda, dünyanın her yerinde yapılan ve olağanlaşan dijital güvenlik ve travma ile baş etmek ile ilgili, saklısı ve gizlisi olmadan açık ve şeffaf bir biçimde düzenlenen ve temel olarak hak savunucularının esenliğini ve bilgisini artırmayı hedefleyen bir eğitim toplantısının ve katılımcılarının zorla kriminalize edilmesine yönelik bir amaç taşımaktadır,” denilerek sivil toplum çalışmalarının kriminalize edilme çabalarına işaret edildi.

Özlem Dalkıran ilk duruşmadaki savunmasında, üç ay özgürlüğünden mahrum bırakılmasının nedenini iddianameyi defalarca okumasına rağmen anlayamadığını, bir grup hak savunucusunun bilgilerini artırmak için biraraya geldiği bir atölye çalışmasının, “silahlı terör örgütüne yardım etmek” suçlamasına nasıl yol açtığı çözemediğini söyledi. 30 yıllık çalışmalarının odağında her zaman hak, hukuk, adalet ve barış olduğunu hatırlatarak hakkındaki suçlamayı reddetti.

Dalkıran 113 gün süren tutukluluğun ardından ilk duruşmada tahliye edildi. Savcı mütalaasını 27 Kasım 2019’daki duruşmada verdi ve Dalkıran’ın “terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım” suçlamasıyla cezalandırılmasını istedi.

3 Temmuz 2020‘deki karar duruşmasında, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, Özlem Dalkıran’a “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verdi. İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, istinaf başvurusunu temyiz yolu açık olmak kaydıyla 26 Kasım 2020‘de esastan reddetti.

Dalkıran’ın tutukluluğuyla ilgili Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) yaptığı başvuru 23 Mart 2021‘de sonuçlandı. Mahkeme, Anayasa’nın 19. Maddesinde güvence altına alınan kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının ihlal edildiğine oybirliğiyle karar vererek Dalkıran’a 40 bin lira manevi tazminat ödenmesine hükmetti. AYM kararında, Büyükada’daki toplantının gizli olduğuna dair bir delil olmadığı, ayrıca toplantı gizli de olsa bunun tek başına suç teşkil etmeyeceği ifade edildi.

Özlem Dalkıran hayatını ve hak savunuculuğunu şu anda ailesinden ve sevdiklerinden uzakta, yurtdışında sürdürüyor.

 

 

Sendikacı Başaran Aksu, hayatını emek hareketinin içinde ve sahada geçirdi. Farklı işkollarından pek çok işyerindeki sendikal örgütlenmede görev aldı, bağımsız sendikaların kuruluşunda rol oynadı. Yaptığı konuşmalar ve katıldığı eylemler nedeniyle sayısız kez gözaltına alındı, hakkında onlarca soruşturma açıldı. 2014’te Soma’da, Dev Maden-Sen örgütlenmesi için çalışırken yaklaşık 400 kişinin linç girişimine uğradı, üç ay hastanede yattı. Başaran Aksu hakkında süren iki dava ile bir soruşturma bulunuyor.   

Başaran Aksu, 1974 Hopa doğumlu. 30 yıldır sendikal mücadelenin içinde. Başka bir mesleği, işi yok. Bir gün bile sigortalı çalışan olmadı. Parayla ilgili görevlerden ilkesel olarak uzak durduğundan profesyonel sendikacılık da yapmadı. Bir konfederasyon aidiyeti yok. Üzerinde çalıştığı işkolunun gerektirdiklerine, gerçeklerine göre yaklaşımını belirliyor. Hayatını emek hareketinin, örgütlenme çalışmalarının içinde özellikle de organize sanayi bölgelerinde geçirdi. Yemek, barınma gibi ihtiyaçlarını görev aldığı örgütlenmenin içinde karşılıyor, gittiği yerlerdeki işçilerin evinde konaklıyor.

Aksu 2008’de, işçi sınıfının sendikal mücadelesini güçlendirmeyi amaç edinen bir kolektif olan Umut-Sen’in kuruluşunda rol aldı. Şu anda kolektifin örgütlenme koordinatörü. Bugün DİSK’e bağlı olan Güvenlik-Sen’i kurdu, Depo, Liman, Tersane ve Deniz İşçileri Sendikası DGD-Sen’in kuruluşunda gönüllü örgütlenme uzmanlığı yaptı. Lastik, deri, tekstil, metal, nakliye, kimya gibi iş kollarında DİSK veya Türk-İş’e bağlı sendikalarının işyeri veya havza örgütlenmesine yardım etti. Soma Katliamı sonrası Kamil Kartal ile Bağımsız Maden-İş Sendikası’nın kuruluşunda yer aldı. Şu anda Bağımsız Emek Sendikası ile genel iş kolunda Göçmenler Sendikası kurulması için çalışıyor.

Başaran Aksu 2014’te Soma Katliamı’nın yaşandığı günden bu yana bölgede bulunuyor. Katliam gerçekleştiği sırada Samsun’da güvenlik işçileri ile örgütlenme çalışması yapıyordu, doğrudan Soma’ya geçti. Samsun’a gitmeden önce de Çerkezköy’de bir plastik fabrikasındaki direnişe destek veriyordu. Soma’da birlikte Bağımsız Maden-İş’i kurdukları Kamil Kartal ile bir linç girişimine uğradı.

Başaran Aksu, Bağımsız Maden-İş Sendikası kuruluşu öncesi, Kamil Kartal ile Soma’da ev ev gezerek işçilerin kendi komitelerini oluşturması ve Dev Maden-Sen’de örgütlenmesi için çalışma yürütüyordu. 2 Eylül 2014’te, iş cinayetinde yaşamını yitiren bir işçinin ailesinin evine taziyeye gittiler. Bu sırada yaklaşık 400 kişilik bir grubun planlı saldırısına uğradılar. Grubun hali hazırda madenlerde örgütlü olan sendika ve işverenler tarafından kışkırtıldığı iddia edildi. Saldırı sonucu Aksu’nun belinde, elmacık ve burun kemiklerinde kırıklar meydana geldi, üç ay hastanede yattı. Çıkar çıkmaz Soma’ya döndü. Bu arada saldıranlarla birlikte kendisi de müşteki sanık olarak yargılandı, beraat etti. Saldıranlara verilen cezalarda hükmün açıklanması geri bırakıldı. Ölen işçinin olayın ertesi günü gerçekleşen cenazesine ise 7 bin kişi katıldı.

Yine Soma’da, 16 Şubat 2019’da tazminat mağduru maden işçilerinin hak mücadelesi için yürütülen eylemler sırasında Türkiye Kömür İşletmeleri önünde yaptığı konuşmalar nedeniyle hakkında “suç işlemeye tahrik etme” gerekçesiyle dava açıldı. İlk duruşması Soma 2. Asliye Ceza Mahkemesi’nde 22 Aralık 2020’de görülen davanın ikinci duruşması 15 Nisan 2021’de.

Aksu, bölgedeki maden şirketleri tarafından kriminalize de ediliyor. Hakkında İmbat Madencilik’in şikayeti üzerine başlatılan bir soruşturma var. Şirket yöneticileri Aksu’nun kendilerini ölümle tehdit ettiğini iddia ediyor.

Aksu bugüne kadar yaptığı konuşmalar ve katıldığı işçi eylemleri nedeniyle pek çok kez gözaltına alındı, hakkında takipsizlikle sonuçlanan onlarca soruşturma açıldı. Yargılamaya dönüşenlerden ise bugüne kadar hiç ceza almadı. Kocaeli’nin Gebze ilçesinde, sendikal haklarının tanınması talebiyle Ankara’ya yürümek isteyen metal işçilerine destek vermeye gitti, Kamil Kartal’la birlikte gözaltına alındı. Her ikisi de aynı gün serbest bırakıldı. 31 Aralık 2020‘de, ödenmemiş ücret ve kıdem tazminatları için Bimeks işçileri tarafından, şirket sahibi Vedat Akgiray’ın ders verdiği Boğaziçi Üniversitesi önünde yapılan basın açıklamasına Umut-Sen Örgütlenme Koordinatörü olarak katıldı. Müdahale eden polisin gözaltına aldığı altı kişi arasındaydı. Polisteki ifadesinin ardından aynı gün serbest bırakıldı.

 

 

eshid/eşit haklar logo hafıza merkezi logo Netherlands Helsinki Committe logo
© 2019