Dava Takvimi

September 2021

Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1
2
3
4
5
6
  • Adalet Kaya (Rosa Kadın Derneği)
7
8
9
10
11
12
13
14
  • Ali Ekber Barmağıç
15
  • ÇHD Kozağaçlı ve Timtik
16
17
18
19
20
21
22
23
24
25
26
27
28
29
30
  • Özgür Gündem Dayanışma
...

Nurcan Kaya, bir insan hakları savunucusu, avukat ve yazar. Kendini tarif ederken hak savunuculuğunu özellikle en öne alıyor. Kaya hakkında, altı yıl öncesine ait aynı sosyal medya paylaşımı nedeniyle üç kez üç farklı suçtan dava açma girişiminde bulunuldu. Sonunda “terör propagandası”ndan dava açıldı ve mahkeme 1 yıl 3 ay hapis cezası vererek hükmün açıklanmasını geri bıraktı. 

Nurcan Kaya, 1977’de Diyarbakır’da doğdu. Hukuk eğitimini ve avukatlık stajını burada tamamladı. Stajyer avukat iken hukuk yoluyla hak savunuculuğu yapabileceğine karar verdi ve stajını Diyarbakır Barosu eski başkanlarından Fethi Gümüş’ün yanında yaptı. İHD’de gönüllü olarak çalıştı, çevirmenlik yaptı. Diyarbakır Barosu komisyonlarında görev aldı. Ancak daha sonrasında kariyerine sivil toplum örgütlerinde devam etti.

Onu bir insan hakları savunucusu olmaya götüren kırılma anı, 1993’te Lice’nin yakılması olayı oldu. Ablası askeri operasyon yapıldığı sırada Lice’deydi. Şehir merkezinde büyümüş, pek politik olmayan, esnaf bir ailenin çocuğu iken şahit olduğu bu olayla sarsıldı.

İngiltere’de Uluslararası İnsan Hakları Hukuku yüksek lisansı yaptı. Londra’daki sivil toplum örgütlerinde, ardından İstanbul Bilgi Üniversitesi İnsan Hakları Merkezi’nde uzman olarak çalıştı. Bir süre sonra Londra’ya dönerek Minority Rights Group International’da görev yapmaya başladı. Burada AB’nin ayrımcılık yasağına ilişkin mevzuatının üye ülkelerde uygulanmasıyla ilgili çalışmalar yürüttü. Ayrımcılık yasağı ve azınlık hakları üzerinden Türkiye ve Kıbrıs ile ilgili projelerde yer aldı, raporlar yazdı.

2004 yılında Prof. Dr. İbrahim Kaboğlu ile Prof. Dr. Baskın Oran tarafından hazırlanan Azınlık Hakları ve Kültürel Haklar Raporu’nun yayımlanması sonrası süreçte, raporun yazarlarına ve azınlık haklarıyla ilgili çalışanlara yönelik tehdit ve baskılar arttı. Birkaç yıl süren bu dönemde Minority Rights Group da aynı konuda bir rapor hazırladı. Dönemin Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt, bir basın toplantısında henüz yayımlanmamış bu rapor üzerinden Londra merkezli STK’yi Türkiye’de azınlık yaratmak ve Türkiye’yi bölmekle suçladı. Bu açıklamadan sonraki süreçte Kaya, azınlıklarla ilgili çalışmaları nedeniyle Türkiye’den telefonlar almaya başladı. Bu telefonlar Ergenekon ve Balyoz davaları sürecine kadar sürdü.

Kaya 2009’da Türkiye’ye döndü. Uluslararası sivil toplum için çalışmaya devam etti. Üç yıl önce ise doğduğu Diyarbakır’a yerleşti ve avukatlık yapmaya başladı. Aynı zamanda köşe yazarlığı ve sivil topluma danışmanlık yapıyor. Avukatlığı aktivizm aracı olarak görüyor ve öyle icra ediyor. Sivil topluma ve hak savunucularına yönelik adli süreçleri bu sayede daha kolay ve yakından takip edebiliyor, yazarak kamuoyuna duyuruyor.

Nurcan Kaya, 27 Ekim 2019’da Tunus’a gitmek üzereyken İstanbul Havalimanı’nda gözaltına alındı. Aynı gün Çağlayan Adliyesi’nde ifade verdikten sonra serbest bırakıldı. Sorgusunda Suriye’ye yönelik operasyonla ilgili paylaştığı bir tweet soruldu, yurtdışına çıkış yasağı kondu. Yasak 2020 Ocak sonunda kaldırıldı.

Bu tweet nedeniyle TCK 216’dan “halkı kin ve dümanlığa tahrik veya aşağılama” iddiasıyla bir soruşturma açıldı. Kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Ardından TCK 301’den “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin Kurum ve Organlarını Aşağılama” iddiasıyla soruşturma açıldı ancak Adalet Bakanlığı onay vermedi. Yine aynı tweet yanına başka birkaç tweet daha eklenerek örgüt propagandasından soruşturma açıldı ve bu kez 5 Ekim 2020’de davaya dönüştü.

Savcılık mütalaasında bahsedilen tweet şöyle: “Kobane’de yalnızca Kürtler değil, orada yaşayan bütün halklar direniyor. Demokrat Araplar da direniyorlar; şehitler verdiler maalesef.” Bu ifade tırnak içinde yazılmış bir tweet, yani alıntı. Bu alıntı 2014 Ekim’de, Çözüm Süreci devam ederken Kaya’nın İstanbul’da katıldığı, Kobane’yle ilgili halka açık panele video ile bağlanan bir konuşmacının sözleri. Nurcan Kaya bu süreci kimliğine ve yazdıklarına yönelik bir yargı tacizi olarak değerlendiriyor.

Karar duruşması 27 Eylül 2021’de Diyarbakır 9. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görüldü. Mahkeme heyeti Kaya’ya 1 yıl 3 ay hapis cezası vererek hükmün açıklanmasını geri bıraktı.

 

Muğla İkizköy halkı, Yeniköy-Kemerköy termik santrallerine yakıt sağlayan linyit madeni sahasının genişletilmesi için yok edilmek istenen Akbelen Ormanı’nı, Ekim 2019’dan bu yana savunuyor. Bu süre boyunca şirket tarafından suları kesildi, madende çalışan köylüler işsizlik baskısı gördü, nöbet alanlarına jandarma tarafından müdahale edildi.

Milas-Ören karayolu üzerinde bulunan İkizköy, Işıkdere, Karadam, Ova ve Akbelen mevkilerinden oluşuyor. Tarım ve hayvancılıkla uğraşan halkı, orta yaş ve üzerinde. Gençler iş olanakları nedeniyle şehre göçmüş veya üniversitede okuyor. Erkeklerin büyük bölümü köy dışında, madende, Işıkdere’deki arkeolojik kazıda çalışıyor. Köyü ayakta tutan, Akbelen direnişine önderlik eden ise kadınlar.

İkizköy’ün Akbelen Ormanı direnişi Ekim 2019’da başladı. Madeni ve linyit sağladığı termik santralleri işleten şirket, o tarihte köylüye topraklarını şirkete satmaları yönünde ihbarname gönderdi. Akbelen Nöbeti’nin başlaması ile İkizköy Çevre Komitesi’nin kurulması da aynı dönemde oldu. İkizköy Çevre Komitesi’nde yaşam savunucusu gönüllüler ve köyden isimler var. Mücadeleye destek vermek isteyen herkese kapıları açık. Çekirdek grup yaklaşık 15 kişi. Karar almayı kolaylaştıran bir mekanizma olan komite, Muğla Çevre Platformu Milas Meclisi üyesi.

Karadam’ın komşusu Işıkdere, 2017-2018’de aynı maden için istimlak edilmişti. Burada yaklaşık 40-50 hane yerinden edildi. Büyük bölümü toprağını, tarımı bırakıp Milas ilçe merkezine yerleşti. Bir bölümü ise yakındaki Ova mevkiine yerleşip düzen kurdu.

Işıkdere’deki kaybı, mülksüzleştirmeyi gören Karadamlılar, sıra kendilerine geldiğinde dur demeye karar verdiler. Verimli topraklarını, çiftçiliği, yetiştiriciliği bırakmayacaklardı. Zeytin ağaçlarıyla yemyeşil Işıkdere, kapkara bir maden alanına dönüşmüştü. Buradaki maden faaliyetleri nedeniyle komşu mahallelerdeki zeytin verimi de düşmüş, ağaç ve hayvan ölümleri başlamıştı.

Köylü doğayı, zeytinlikleri, ormanı korumak için mücadele etmeye karar verdi ancak nereden başlayacaklarını, kime gideceklerini bilmiyorlardı. Daha evvel böyle bir tecrübeleri olmamıştı. Köyün aydınlarından, Milli Eğitim Müdürlüğü’nden emekli Mehmet Oğultürk, itiraz hakları olduğunu anlattı. Şirketin istediği bilgilendirme toplantısı onun önderliğinde köylünün topraklarını satmama kararı aldığı toplantıya dönüştü. Oğultürk onları Muğla Çevre Platformu ile tanıştırdı.

2019 ve 2020 dönemi idari başvurularla geçti. Avukatlarla tanıştılar, Muğla Büyükşehir Belediyesi’ne, TBMM’ye gittiler. İlgili tüm bakanlıklara kamulaştırmayı istemediklerine dair dilekçeler yazdılar. Mecliste Muğla vekilleri dahil AKP’li hiçbir yetkiliyle görüşemediler. Görüşmeleri muhalefet partilerinin temsilcileriyle sınırlı kaldı.

Ankara’dan dönüşte maden şirketi köylüyü cezalandırmak için 10 gün boyunca köyün suyunu kesti. Patlatılan dinamitler nedeniyle evlerin duvarları çatladı.

Direniş, madende çalışan erkekler üzerinde baskı kurulmasına da neden oldu. İşten çıkarmakla tehdit edilmeye başladılar. İşçilerin kendisi ve/veya ailesinden biri nöbet yerine giderse işten atılmakla tehdit ediliyordu.

23 Nisan 2021’de sokağa çıkma yasağı sonrası tıpkı Rize’nin İkizdere ilçesinde olduğu gibi işçiler kesim için Akbelen Ormanı’na gitti. Durumu fark eden İkizköylüler, kesime engel oldu.

Karadam Karacahisar Mahalleleri Doğayı Doğal Hayatı Koruma Güzelleştirme ve Dayanışma Derneği (KARDOK) bilgi edinme kapsamında bir başvuru yaptı ve bu sayede 740 dönümlük Akbelen Ormanı’nda Tarım ve Orman Bakanlığı onayıyla linyit madeni işletmesi açılması izni verildiği öğrenildi. 4 Mayıs 2021’de KARDOK aracılığıyla bölge sakinleri, Orman Genel Müdürlüğü’ne karşı Muğla 1. İdare Mahkemesi’ne yürütmeyi durdurma davası açtı.

Akbelen direnişini Türkiye gündemine taşıyan, köyden ve direnişin önderlerinden Nejla Işık’ın gözyaşları içinde feryat ettiği ve herkesi yardıma çağırdığı kısa videonun sosyal medyada yayılması oldu. İkizköylüler, Milas Orman Genel Müdürlüğü’nün 15 Temmuz’da Akbelen Ormanı’nda kesim yapacağı iddiası üzerine suç duyurusunda bulunmuşlardı. 17 Temmuz sabahı kesim başladı. Işık’ın videosunu izleyen çevre örgütleri ve bireyler desteğe koştu. O gün alana kurulan çadırlarda başlayan nöbet hala 7/24 sürüyor. İkişerli gruplar halinde sırayla nöbet tutuyorlar. Akşamları ise herkes işini bitirdikten sonra nöbet alanına gidiyor.

Temmuz 2021’in son günlerinde Ege ve Akdeniz bölgelerinde orman yangınları başladı. 8 Ağustos 2021’de Akbelen Ormanı’ndaki ağaçlar, Denizli’den orman yangınlarını söndürmek için gönüllü gelen ve Milas Orman İşletme Müdürlüğü tarafından görevlendirilen işçilere kestirilmek istendi. Yangın gerekçe gösterilerek 105 ağaç kesildi. Kesimi yapanların kullandığı elektrikli testerelerin maden şirketi logolu olduğu görüldü. Köylüler ağaç kesimini durdurmayı başardı.

İki gün sonra, 10 Ağustos 2021’de nöbet alanına giden yaklaşık 250 jandarma, direniş alanının boşatılmasını istedi. Oysa bulundukları yer sahipli ve izin alınmış bir alandı. Köylülerin alanı terk etmemesi üzerine güç kullanan jandarma köylüleri sürükleyerek alanın dışına çıkardı. Köylülere destek için bölgeye giden avukatlar da darp edildi.

12 Ağustos 2021’de Muğla 3. İdare Mahkemesi’nde açılan Entegre Tesis ÇED Muafiyeti iptal davası ile Muğla 1. İdare Mahkemesi’nde açılan orman kesimi iptal davasında, her iki mahkeme de yürütmenin durdurulmasına karar verdi. Karar uyarınca 7 Eylül 2021‘de, bölgede yeniden keşif ve bilirkişi incelemesi yapıldı.

Bilirkişi heyeti incelemesi hakimin davacı avukatlar dışında keşfe kimseyi almak istememesi nedeniyle gergin başladı. Hâkim Murat Yüksel, keşif sırasında davanın avukatları Arif Ali Cangı ve İsmail Hakkı Atal’a ‘ruh hastası’, çevre gönüllüsü Çevre Mühendisi Deniz Gümüşel’e ‘geri zekalı’ dedi. Olay üzerine davacı İkizköy avukatları Arif Ali Cangı ve İsmail Hakkı Atal ile Adana Barosu’ndan Şiar Rişvanoğlu reddi hakim başvurusu yaptı.

Hâkim Yüksel’in ayrıca, taraflı tutumu nedeniyle hâkimlik mesleğinden el çektirilmesi için, avukat Atal tarafından Hâkimler ve Savcılar Kuruluna şikayet dilekçesi verildi.

Muğla’da bugüne kadar sekiz köy kömür madenleri nedeniyle yok edildi, halkı göç ettirildi. Yaklaşık 55 bin dönüm alan maden alanı oldu, bunun yaklaşık 30 bin dönümü orman arazisiydi. Kalanı ise nitelikli tarım arazisi ve zeytinlikti.

 

12 Eylül askeri darbesi sonrasından bu yana insan hakları mücadelesinin önde gelen isimlerinden biri olan Nimet Tanrıkulu, darbe sonrası gözaltına alındı, işkence gördü. İnsan Hakları Derneği, 78’liler Girişimi, Barış İçin Kadın Girişimi kurucularından. Cumartesi Anneleri/İnsanları arasında yer alıyor. Savunuculuk faaliyetlerinden dolayı sayısız kez gözaltına alındı, hakkında onlarca dava açıldı. Şu anda Tanrıkulu hakkında süren iki dava ile iki soruşturma bulunuyor. 

Nimet Tanrıkulu Dersimli bir Kürt. Kökleri, Dersim’in Pülümür ilçesi Çobanyıldızı köyünden. Kendisi, ailesinin göç ettiği İstanbul Feriköy’de dünyaya geldi. Ancak annesinin rahatsızlığı nedeniyle Dersim’e döndüler. İlkokula Pülümür Tosniye’de (Gökçekonak) başladı. Ailesi, yoksulluk ve çocukların eğitimi için bir süre sonra İstanbul’a tekrar göç etti. Öğrencilik yıllarında babasının teşvikiyle Tuncelililer Eğitim ve Sağlık Vakfı’na üye oldu. Bir dönem yöneticiliğini yaptı. Vakıf adındaki “Tunceli”nin “Dersim” olarak değişmesi ancak 2004’te oldu.

Tanrıkulu iktisat fakültesi sonrası iki yıllık Adalet Yüksekokulu’nda okudu. Bilgi Üniversitesinde İnsan Hakları Hukuku yüksek lisansı yaptı. Tezinin konusu “Kadın ve Barış”. İş idaresi alanında uzun yıllar çalıştı ancak iş yerine yönelik güvenlik sorunu nedeniyle ayrıldı.

12 Eylül darbesi olduğunda liseyi bitirme sınavlarına giren, üniversiteye hazırlık için dershaneye giden bir öğrenciydi. Annesinin haykırışları arasında evden “iki gün sonra bırakırız” denerek gözaltına alındı. İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün Gayrettepe’deki Siyasi Şubesi’nde sorgulandı, işkence gördü. İşkencede bir dişi kırıldı, sol kolunu kullanamaz hale geldi, çenesi çıktı, saçlarının bir kısmı köklerinden koparıldı, çıplak bırakılan bedenine elektrik verildi, Filistin askısına alındı, meydan dayağı denen işkenceye maruz kaldı. İşkence sonucu kulağında başlayan çınlama hâlâ devam ediyor. Metris Cezaevi’ne kondu, çıkarıldığı ilk duruşmada serbest bırakıldı.

Bu süreç, Tanrıkulu’nun yaşamını insan hakları mücadelesine adamasına yol açtı. Tutuklu yakınlarıyla birlikte cezaevi koşullarının düzeltilmesi için çaba harcadı. Sosyalist feminist hareket içinde yer aldı. İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) kurucuları arasındaydı. 25 yılı aşkın bir süre İHD’de hak mücadelesi verdi. İstanbul Şube Başkanlığı, Genel Merkez Yönetim Kurulu üyeliği yaptı.

İdam cezalarının affı, cezaevlerinde tek tip elbise uygulamalarına karşı mücadele, gözaltında kayıplar, barış zincirleri, barış yürüyüşleri, barış trenleri, kadınların cezaevleri için siyahlı protestosu, Arkadaşıma Dokunma, Munzur’uma Dokunma kampanyalarında ve Cumartesi Anneleri/İnsanları arasında yer aldı. İlk 200 hafta buluşmasının neredeyse tamamına katıldı. Galatasaray Meydanı’ndaki oturmalar sırasında coplandı, gözaltına alındı, tutuklandı. Bu dönem kaç kez gözaltına alındığını, hakkında açılan davaların sayısını hatırlamıyor bile.

10 Aralık 1996’da, Uluslararası İnsan Hakları Ligi tarafından verilen Carl Von Ossietzky Ödülü’nü Cumartesi Anneleri adına aldı. Sonrasında Sevinç Özgüner Ödülü de Nimet Tanrıkulu’na verildi.

30 Mayıs 1998’de Arjantinli Plaza del Mayo Anneleri, Galatasaray’da Cumartesi Anneleri’yle buluştu. Arjantinli kadınlar dokuz gün boyunca Tanrıkulu’nun misafiri oldu.

2009’da ‘Barış İçin Kadın Girişimi kurucuları arasında yer aldı. ‘78’liler Girişimi’ bünyesinde mücadele yürüttü. ‘78’liler Girişimi’, 1978’lilerden başlayarak toplumun yoksul kesimlerine doğru genişleyen ilişkiler zemininde bir hak ile özgürlükler hareketi, 12 Eylül’le hesaplaşmanın, tarihi güncellemenin, dayanışmanın demokratik yolunu bulmanın düşüncesi ve hareketi olarak ortaya çıktı. İki yıl sürdürülen ‘Yurttaşlık Haklarını İstiyoruz’ kampanyasının içinde oldu. Akabinde darbecilere dokunulmazlık zırhı sağlayan Anayasa’daki Geçici 15. maddenin kaldırılması, 12 Eylül Gerçeklerini Araştırma ve Adalet Komisyonu kurulması için mücadele yürüttü. Diyarbakır Cezaevi Gerçeğini Araştırma ve Adalet Komisyonu’na katkı sundu.

Tanrıkulu aynı zamanda Uluslararası Af Örgütü üyesi.

İnsan hakları alanında yaptığı çalışmalardan dolayı sayısız kez gözaltına alındı. Hakkında 35’ten fazla dava açıldı. Susurluk döneminde ölüm tehditleri aldı. Bu dönem ailesi, işyeri de izlendi. Çalışma arkadaşlarının güvenliği için işten ayrıldı.

Şu anda hakkında süren iki dava ile iki soruşturma var. Diyarbakır 8. Ağır Ceza Mahkemesi’nde, 2011-2012’de yürüttüğü çalışmalardan dolayı hakkında sekiz yıl sonra dava açıldı. “DTK (Demokratik Toplum Kongresi) Şahsiyet ve Kurum Delegesi olarak faaliyet yürüttüğü, toplantılarına katıldığı, DTK Marmara Sorumlusu olduğu” iddia ediliyor. Uluslararası İnsan Hakları İzleme Örgütü temsilcisi Emma Sinclair Webb ile yaptığı telefon konuşması suç delili olarak gösteriliyor. 2013’te Barış Süreci devam ederken PKK’nin silahlı güçlerinin yurtdışına çıkışlarını, sürecin taraflarının daveti üzerine izlemesi PKK/KCK ile ilişkilendiriliyor. Davanın bir sonraki duruşması 26 Ekim 2021’de görülecek.

Hakkındaki iki soruşturma ise katıldığı kadın eylemleriyle ilgili. Tanrıkulu, 8 Mart 2021’de İstanbul Taksim’de gerçekleştirilen Feminist Gece Yürüyüşü sonrası, geceyarısı “Cumhurbaşkanı’na hakaret” iddiasıyla evinden gözaltına alınmış, hakkında soruşturma başlatılmıştı. 10 Ağustos 2021’de, aynı eylemde gözaltına alınan 17 kadın hakkında hapis cezası istemiyle hazırlanan iddianame, 10. Asliye Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

İddianamede ”Şüphelilerin, 08/03/2021 tarihinde ‘8 Mart Feminist Gece Yürüyüşü’ adı altında düzenlenen yürüyüş esnasında ‘Tayyip kaç kaç kaç kadınlar geliyor’ ve ‘Zıpla zıpla zıplamayan Tayyiptir’ şeklinde sloganlar atmalarının, Cumhurbaşkanına Hakaret suçu kapsamında değerlendirilebileceği” kanaatiyle TCK 299/3 maddesi uyarınca kovuşturma izni verilmekle birlikte, şüphelilerin eleştiri hakkı ve ifade özgürlüğü kapsamını aşan, Cumhurbaşkanının onur, şeref ve saygınlığını zedeleyen nitelikte olduğu değerlendirilen ve aynı kanaat doğrultusunda Adalet Bakanlığı Ceza İşleri Genel Müdürlüğünce kovuşturma izni verilen beyanları neticesinde TCK 299/1 maddesinde hüküm altına alınan Cumhurbaşkanına Hakaret suçunu aynı yasanın 299/2 maddesi uyarınca aleni şekilde işlediklerine dair haklarında ayrı ayrı kamu davası açılması için gereken yeterli şüpheyi oluşturmaya muktedir delil elde edildiği…” belirtilerek her iki maddeden ayrı ayrı cezalandırılmaları istendi.

Davanın ilk duruşması, 1 Mart 2022‘de görülecek.

 

 

 

Temmuz 1995’te Cerattepe’de altın ve bakır madeni tehdidine karşı kurulan Yeşil Artvin Derneği’nin yaklaşık 425 üyesi, 70 kadar bileşeni var. Üye ve yöneticileri defalarca hedef gösterildi, haklarında pek çok dava açıldı. Bu davaların bir kısmı istinaf ve AYM sürecinde bulunuyor.  

Yeşil Artvin Derneği’nin kuruluşuna giden süreç 1985’te Maden Tetkik Arama Enstitüsü’nün (MTA) Cerattepe’deki araştırma çalışmasıyla başladı. Yapılan sondajlar sonucunda ekonomik olabilecek bir kaynak bulunamadığı belirtildi. Buna rağmen Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, 1988’de Kanadalı Cominco Şirketi’ne alanda maden arama ve ön işletme ruhsatı verdi.

Artvinlilerin olup bitenden haberdar olup araştırmaya başlaması, 1994’te Cerattepe’deki maden sondajları sonrası görülen kirlilik ve hayvan ölümleriyle oldu. Örgütlü mücadele edilmesi gerektiği anlaşılınca, 17 Temmuz 1995’te Yeşil Artvin Derneği’ni kurdular. Aynı yılın eylül ayında, farklı üniversite ve bölümlerden öğretim üyelerini davet ederek Cerattepe’de inceleme yapmalarını talep ettiler. İncelemelerin ardından Altın Madenciliği ve Çevresel Etkileri adlı bir panel gerçekleşti. Bu panel, Artvin halkının endişelerinde haklı olduğunu gösterdi. Yaşam mücadelesi böyle başladı.

Haziran 1997’de ilk miting düzenlendi. Bir yandan da imza kampanyası başlatıldı, kapı kapı dolaşılıp imza toplandı. Esnaf camlarına madene karşı olduklarını ifade eden afişler astı. Artvin’deki tüm siyasi partiler, sivil toplum kuruluşları ziyaret edildi, destek istendi. Şubat 1998’de, yanlarında yaklaşık 10 bin imza ile otobüslerle Ankara’ya gittiler. Dönemin Çevre Bakanı İmren Aykut’la görüşüp imzaları teslim ettiler.

2002 yılında madene karşı tekrar bir imza kampanyası düzenlendi. Toplanan imzalar bu kez Orman Bakanlığı’na sunuldu. Aynı yıl, Cominco Şirketi projeden çekildi ve ruhsatını başka bir Kanada şirketi olan INMET Mining’e devretti.

Bergama’daki benzer mücadele hukuki kazanımla sonuçlanınca, Yeşil Artvin Derneği ve Artvin Barosu Haziran 2005’te yargıya gitti ve Erzurum İdare Mahkemesi’nde ruhsat iptali için dava açtı. Mahkeme Temmuz 2005’te yürütmeyi durdurma kararı verdi. Ekim 2008’de ruhsat tamamen iptal edildi. Ruhsat iptali üzerine şirket tünelin ağzını ördü ve Cerattepe’yi terk etti. Ruhsat iptali daha sonra Danıştay’da onandı. Dernek de dikkatini HES’ler gibi Artvin’in diğer ekoloji sorunlarına verdi.

Ancak Mart 2011’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Yeni Maden Kanunu çerçevesinde, içinde Artvin Cerattepe ve Genya’nın da bulunduğu 1343 maden alanının ihale edileceğini duyurdu. Şubat 2012’de süreç Artvin için yeniden başladı. Toplantılar yapıldı, imzalar toplandı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile görüşmek üzere Ankara’ya gidildi. 6 Nisan 2013’te 10 bin kişinin katılımıyla Madene Hayır Mitingi yapıldı. Ardından 3 Mayıs 2013’te, şirketin bürosu önünde oturma eylemlerine başlandı. 26 Eylül 2013’te ise ÇED Olumlu Kararının iptali için 281 kişi ile dava açtılar. 2014’te başlayan dönemsel nöbetler 2015’te düzenli nöbete dönüştü ve Cerattepe’de tam 245 gün, 24 saat esasıyla nöbet tuttular. 2016 Şubat’ında direniş kolluk kuvvetlerinin gaz ve plastik mermi ile müdahalesi sonrası sona erdi. Bu sırada altı kişi gözaltına alındı. Bugün Kalyon ve Cengiz grubu ortaklığı 22 hektarlık alanda madencilik yapıyor.

Artvin Cumhuriyet Başsavcılığı, 16 Şubat 2016’daki eylemde yolu kapattıkları ve ‘2911 sayılı toplantı ve gösteri yürüyüş yasasına muhalefet‘ ettikleri suçlamasıyla 21 kişi hakkında dava açtı. Sanıklar arasında Yeşil Artvin Derneği üye ve yöneticileri de bulunuyordu. Artvin Asliye Ceza Mahkemesi, 18 Ekim 2019’da Dernek Başkanı Nur Neşe Karahan ile dernek avukatı Bedrettin Kalın’ın yanı sıra Ali Yücel Kurt, Ali Uğur Çağal, Dursun Noyan, Burak Esen ve Tolga Odabaş’ın bulunduğu sanıklar hakkında atılı suçu işledikleri sabit olmadığına hükmederek beraatlerine karar verdi.

Yeşil Artvin Derneği’ne yönelik yargı süreci bununla sınırlı değil. Dernek üye ve yöneticilerine yönelik pek çok dosya bulunuyor. Yanı sıra 2016’da ÇED iptal davası duruşması öncesinde derneğin yönetim kurulu üyeleri Bahattin Altuntaş, Erdem Karslıoğlu ve Nurcan Ay Katıcı telefonla aranarak tehdit edildi, hakaretlere maruz kaldı.

29 Haziran 2015’te dernek yöneticisi Bahattin Altuntaş’a iş ve çalışma hürriyetinin engellenmesi suçlamasıyla dava açıldı ancak Altuntaş hakkındaki kamu davası düştü.

2016’da Nur Neşe Karahan ile dernek yöneticileri Nursal Bülbül ve Hikmet Çelik hakkında “Orman alanlarının işgali ve ormanlardan faydalanma” suçundan iddianame düzenlendi. Bu davadan dernek yöneticilerinin hepsi beraat etti. Dava şu an istinaf aşamasında.

1 Şubat 2016’daki protesto gösterileri dolayısıyla aralarında Nur Neşe Karahan’ın da bulunduğu 25 kişi hakkında “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşünde yasaklara aykırı hareket”, “Toplantı ve Gösteri Yürüyüşüne Silahtan Sayılan Alet ile Katılma” suçlamalarıyla dava açıldı. 23 Haziran 2021’de 12 kişi beraat ederken 13 kişi hakkında “2911 sayılı kanuna muhalefet etmek” suçundan 2 yıl 1’er ay ceza verildi.

17 Şubat 2016’daki eylemlerle ilgili olarak Nur Neşe Karahan, diğer dernek yöneticileri ve vatandaşlardan oluşan 14 kişi hakkında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlamalarıyla Artvin Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Bir kısmı hakkında mahkûmiyet, bir kısmı hakkında beraat, bir kısmı hakkında da hükmün açıklanmasının geri bırakılması (HAGB) kararı verildi. Bu dosya şu anda Anayasa Mahkemesi’nde bulunuyor.

Nur Neşe Karahan hakkında bir de “sesli, yazılı veya görüntülü bir ileti ile hakaret, iş ve çalışma hürriyetinin ihlali” suçlamalarıyla açılmış kamu davası bulunuyor. 18 Mart 2021’de iş ve çalışma hürriyetini ihlal suçundan herkes beraat ederken hakaret suçu yönünden iki kişi hakkında HAGB kararı verildi.

Yeşil Artvin Derneği 2016’da üç ayrı ödüle layık görüldü. TMMOB Mimarlar Odası Çevreye Katkı Ödülü, Türk Toraks Derneği Çevre Ve iklim Sorunları Ödülü ile Jeoloji Mühendisleri Odası teşekkür plaketi derneğe verildi.

 

Uluslararası Af Örgütü Türkiye eski direktörü İdil Eser, İstanbul Büyükada’daki eğitim çalıştayı sırasında, 5 Temmuz 2017’de düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alınan 10 hak savunucusu arasında bulunuyordu. “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamalarıyla savcılığa çıkarıldı, tutuklandı. Hakkındaki iddianame yaklaşık üç ay sonra açıklandı. 3 Temmuz 2020’de görülen karar duruşmasında, “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verildi. Eser hayatını yurtdışında sürdürüyor.

İdil Eser, İstanbul’daki Üsküdar Amerikan Kız Lisesi’nden mezun oldu. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi İşletme Fakültesi’nde, yüksek lisansını ise Columbia Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümü’nde yaptı. Chicago Üniversitesi’nde Rus Tarihi doktorası yaparken, annesinin rahatsızlanması üzerine Türkiye’ye döndü.

TEMA Vakfı, Türkiye Ekonomik ve Toplumsal Tarih Vakfı, Helsinki Yurttaşlar Derneği, Sınır Tanımayan Doktorlar’ın da aralarında yer aldığı hak örgütleri için raporlar yazdı, projeler yürüttü, strateji ve program geliştirme görevleri aldı. Sivil Toplum-Kamu İşbirliği (SKIP) projesinde ağ oluşturma uzmanı olarak çalıştı. Bilgi Üniversitesi’nin Sosyal Projeler ve Sivil Toplum Kuruluşları Yönetimi Programı’nda proje bütçesi hazırlama dersleri verdi. Aynı üniversitenin Sivil Toplum Çalışmaları Birimi tarafından üretilen ve STK Çalışmaları-Eğitim Dizisi altında hazırlanan Proje Döngüsü Yönetimi kitabının yazarlarından biriydi. 2 Mayıs 2016’da Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü oldu. Bir yandan da serbest çevirmen olarak pek çok eseri Türkçeye kazandırdı.

İdil Eser babasını lise yıllarında, annesini üniversite eğitimi sırasında kaybetti. Birinci derece yakını olmadığından tutuklu bulunduğu sürenin büyük bölümünde tek ziyaretçisi avukatıydı. Arkadaşları, Eser’le görüşebilmek için Adalet Bakanlığı’na başvurdu ancak reddedildi. Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetty, Adalet Bakanlığı ile görüşerek izin almayı başardı. İdil Eser, 25 Ekim 2017’de İstanbul 10, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmalarının ardından serbest bırakıldı.

Davanın karar duruşması 3 Temmuz 2020’de görüldü. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, İdil Eser’e “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verdi. İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, 26 Kasım 2020’de istinaf başvurusunu, temyiz yolu açık olmak kaydıyla esastan reddetti.

Anayasa Mahkemesi (AYM), Haziran 2021’de İdil Eser’in bireysel başvurusunu haklı buldu. Kararda, toplantının gizli olmadığı, gizli olsa bile bunun suç oluşturmayacağı, Eser’in üzerinden çıkan dijital materyallerin suç unsuru taşımadığı, biber gazına karşı yürütülen kampanya gibi etkinliklerin suç olarak gösterilmesinin de hukuka uygun olmadığı belirtildi. Karara göre, Eser’e 40 bin TL tazminat ödenecek.

İdil Eser şimdi Oslo’da yaşıyor.

1996’da bir araya gelen Mersin Kadın Platformu, kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çalışıyor. 28 bileşeni bulunan Platform, idari para cezaları ile engellenmeye çalışılıyor. Türkiye’nin 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğinin duyurulduğu günden bu yana tuttukları İstanbul Sözleşmesi Nöbeti’ne kesilen para cezasının toplamı 120 bin TL’yi geçti. 

90’lı yıllarda metropollerde başlayan kadın mücadelesi, dalga dalga Türkiye’nin tüm illerine yayıldı. Bu dönem, kadına yönelik şiddetin görünür olması, yasal düzenlemeler yapılması için feministlerin başlattığı “Bağır herkes duysun”, “Mor iğne” eylemleri ile kadın mücadelesinin örgütlendiği, sokaklara indiği dönemdi. Büyüyen mücadele dalgası Mersin’de de yankı buldu ve 1996’da Bağımsız Kadın Derneği’nin çağrısı ile partilerin, sendikaların, STK’ların kadın komisyonlarından kadınlar ile bağımsız kadın aktivistlerin katıldığı ilk Mersin Kadın Platformu toplantıları yapılmaya başlandı.

Platform kurulduğu yıl Mersin’in ilk 8 Mart mitingini düzenledi. Miting, yüzlerce kadını bir araya getirdi ve taleplerini sokağa taşıdı. O günden bu yana Platform, tüm engelleme ve yasaklara rağmen büyümeye ve çalışmalarına devam ediyor.

Platformun bugün 28 bileşeni var. Mersin’de çalışma yürüten sendika ve odaların kadın komisyonları/meclislerinin yürütücüleri ve üyeleri, siyasi partilerin kadın meclisleri temsilcileri, kadın dernekleri, demokratik kitle örgütleri, sivil toplum kuruluşlarından kadınlar ve bağımsız feminist aktivistler ile LGBTİ+’lar birlikte çalışıyor. Yaklaşık 25 yıldır yerel yönetimler ve kamu kurumlarıyla işbirlikleri kurarak kadına yönelik şiddetin önlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması için çalışmalar yürütüyorlar. Eğitim, kültür, sanat gibi alanlarda kadınların güçlendirilmesine dair çalışmalar yapıyorlar. Zamanla bu çalışmalara hukuki bilgilenme/ bilgilendirme etkinlikleri, dava takipleri ve davaları gündeme getirme çalışmaları da eklendi. Her kadının sözünü söyleyebildiği, rengini alana verdiği bir eylem biçimi olarak ‘serbest kürsü’ eylemleri de özellikle öne çıkarmaya çalıştıkları bir yöntem. Bazen de forumlar düzenleyerek Mersin’deki kadınların hakları, yaşamları ve kadın mücadelesi alanında sözlerini birleştirmelerini sağlıyorlar. Belediyelerle kurdukları iletişimler üzerinden özellikle sığınaklar ve kadın danışma merkezlerinin kurulması ve İstanbul Sözleşmesi’ne uygun şekilde işlemesine dair çalışmaları da sürüyor. Türkiye’de 8 Mart’ta Feminist Gece Yürüyüşü düzenlenen dört şehirden biri Mersin.

2019’da başlattıkları ‘Kadın Cinayetlerini Acil Önle!’ kampanyasından bu yana Platform’a kesilen para cezalarının ardı arkası kesilmiyor. Yalnızca 2020 yılının başından bu yana kesilen cezalar şöyle:

  • 21 Temmuz’da Pınar Gültekin’in katledilmesi üzerine yapılan eylemde beş kadına Kabahatler Kanunu’ndan toplam 960 TL,
  • 5 Ağustos’ta İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak için yapılan eyleme katılan 12 kadına 1593 sayılı Umum Hıfzısıhha Kanunu’na uymamaktan 3 bin 150 TL,
  • 18 Ağustos’ta izinsiz basın açıklaması yapmak veya katılmak gerekçesiyle altı kadına 392’şer TL,
  • 20 Mart’ta yine 1593 Sayılı Kanun’a muhalefetten altı kadına 3 bin 469 TL,
  • 27 Mart’ta 1593 Sayılı Kanun’a muhalefetten 12 kişiye para cezası kesildi.

Mersin Kadın Platformu bu yıldırma politikasına dayanışmayla cevap vermeye çalışıyor. Gönüllü avukatların kurduğu Dava Takip Grubu hukuki destek sağlarken, cezalara itiraz süreçlerinde ekonomik olarak zorlanacak üyelerle dayanışma gösteriliyor. 2020 yazında kesilen cezalardan sadece birine iptal kararı çıktı. Umum Hıfzısıhha Kanunu’na muhalefetten kesilen bin 150 TL’lik bir ceza ise 789 liraya indirildi. Cezaların hepsi AYM’e taşındı.

Platform, Türkiye’nin 20 Mart 2021’de Cumhurbaşkanlığı kararıyla İstanbul Sözleşmesi’nden çekildiğinin duyurulduğu günden bu yana İstanbul Sözleşmesi Nöbeti tutuyor. Nöbet nedeniyle kesilen para cezasının toplamı 120 bin TL’yi geçti.

 

Yeşil Gerze Platformu 2009’da, Sinop’un Gerze ilçesine bağlı Yaykıl Köyü’nde yapılmak istenen termik santrale karşı yaşam alanlarını savunmak üzere kuruldu. Platformun 24 bileşeni var. Süreç 2015’te Gerzelilerin kazanımıyla sonuçlandı ve proje iptal edildi. Aralarında platform üyelerinin de bulunduğu 37 kişiye açılan dava ise 10 yıl sonra sonuçlandı. Haklarında “iş ve çalışma hürriyetini ihlal”, “güvenlik güçlerine görevini yaptırmamak için direnme”, “kamu malına zarar verme”, “arazide kasten yangın çıkarma”, “kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne silahlı olarak katılmak”, “kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek ve yönetmek” suçlarından toplam 42 yıl 10 ay hapis ve 63 bin TL para cezası verildi.

Gerze halkı, Yaykıl Köyü Çakıroğlu Mahallesi’ne termik santral kurulmasının planlandığını 2008’de duydu. Şirketin, Enerji Piyasası Düzenleme Kurumu’ndan (EPDK) üretim lisansı almasıyla ilk itirazlar başladı. Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Olumlu kararı alınmadan üretim lisansı alındığından köy muhtarı Ahmet Tiryaki, Sinop Barosu ve Sinoplu eski Ulaştırma Bakanı Yaşar Topçu adına  “Yürütmenin Durdurulması ve Üretim Lisansının İptali” için dava açıldı. Danıştay 13. Dairesi, 20 Temmuz 2009’da yürütmeyi durdurma kararı verdi. Santralin yapılacağı yer tarım alanı, orman arazisi ve sulak alanların, ayrıca Geç Roma-Erken Bizans kalıntılarının yakınında bulunuyordu. 

Buna rağmen şirket 7 Aralık 2009’da Çevre ve Orman Bakanlığı’na ÇED başvurusunda bulundu. Kısa adı YEGEP olan Yeşil Gerze Çevre Platformu da tam bu noktada kuruldu. YEGEP öncülüğünde bilgilendirme toplantıları, seminerler, paneller düzenlendi. Üniversitelerden termik santralin olası zararlarına ilişkin raporlar alındı. Bakanlıklara dilekçeler yazıldı, protesto eylemleri düzenlendi. 

3 Mayıs 2010’da Gerze Kapalı Spor Salonu’nda binlerce kişinin katıldığı ÇED bilgilendirme toplantısı yapılmak istendi. Halkın yoğun protestosu ve kolluk kuvvetlerinin biber gazlı müdahalesinden sonra proje sunumu yapılamadan toplantı sona erdi. 

Yaykıl Köyü’nde kurulan çadırda yaşam savunucuları üç yıl boyunca 24 saat aralıksız nöbet tuttu. Düzenlenen imza kampanyasına 8 bin 460 kişi imza verdi. İmzalar Cumhurbaşkanlığına, Başbakanlığa ve Çevre Bakanlığı’na gönderildi. Bileşenlerden ve halktan 40 kişi, termik santrallerin bulunduğu Afşin-Elbistan, Sugözü yörelerini ziyaret etti, oradaki halkla ropörtajlar yaptı ve bunları Gerze halkıyla paylaştı.

Platform, şirketin temsilciliğini yaptığı uluslararası markalara, kredi alabileceği bankalara mektuplar yazarak santralin neden kurulmaması gerektiğini anlattılar. 

Bu süre boyunca sondaj için gelen şirket çalışanları üç kez köye girmeyi denedi ancak yöre halkı geçit vermedi. 5 Eylül 2011’de bu kez jandarma eşliğinde geldiler. Platform bileşenleri ve köylüler hakkında şirkete ait iş makinelerini bölgeye sokmadıkları için “iş ve çalışma hürriyetini ihlal”, “güvenlik güçlerine görevini yaptırmamak için direnme”, “kamu malına zarar verme”, “arazide kasten yangın çıkarma”, “kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne silahlı olarak katılmak”, “kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşü düzenlemek ve yönetmek” suçlarından dava açıldı. 

2011’de Greenpeace ile işbirliğine gittiler. Greenpeace, söz konusu şirketin merkez binasının yarısını pankartla kapladı, yöneticilerine Gerze halkından bir mektup bırakıldı.

Şirket, 2012 ve 2013’te revize ettiği ÇED dosyasıyla yeni başvurular yaptı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, en son 2 Ağustos 2013’te, sunulan ÇED Raporu’nu iade etti. Haziran 2014’te şirket yenilenmiş bir proje ile yeniden izin talebinde bulundu ancak termik santral projesi 23 Şubat 2015’te  resmen sonlandırıldı. 

ABD merkezli çevre örgütü Sierra Club, Gerze Direnişi’ni kömür karşıtı hareketin önemli kazanımlarından biri olarak anıyor. 

37 kişi hakkında 2011’de açılan ve Gerze Asli Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 32’nci duruşması 10 yıl sonra, 26 Ocak 2021’de görüldü. Yargılananlara toplamda 42 yıl 10 ay hapis cezası verildi.

 

 

Mardin Tabip Odası Eşbaşkanı, iç hastalıkları uzmanı, acil servis hekimi Osman Sağlam ise 28 Mart 2020’de “halk arasında korku ve panik yaratmak” suçlamasıyla ifade vermek üzere Mardin İl Emniyet Müdürlüğü’ne çağrıldı. Mezopotamya Ajansı ve Gazete Duvar’a yaptığı açıklamalar gerekçe olarak gösterildi. Salgına karşı alınan önlemlerin yetersiz olduğunu söyleyen ve Mardin İl Sağlık Müdürlüğü’nün kendileri ile bilgi paylaşmamasını eleştiren Osman Sağlam hakkında İl Sağlık Müdürlüğü tarafından şikâyette bulunulduğu ortaya çıktı.

Dr. Osman Sağlam 2016’dan bu yana Mardin Tabip Odası’nda görev yapıyor. Aynı zamanda Sağlık ve Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mardin Şubesi üyesi. 8 Ekim 2014’te Kobani’ye yapılan destek yürüyüşünde gözaltına alınanlara yardım etmeye çalışırken kendisi de gözaltına alındı, daha sonra serbest bırakıldı. 6 Şubat 2015’te, sağlıkçılara yönelik şiddetin kurbanlarından biri oldu ve Mardin merkeze bağlı Artuklu İlçesi Ortaköy Mahallesi’ndeki Aile Sağlık Merkezi’nde hasta yakınlarının saldırısına uğradı. 2 Kasım 2018’de “Sağlıkta Şiddet Yasası”nın sağlıkta şiddeti önlemede hiçbir caydırıcılığının olmadığını açıklayan grubun içindeydi. Mardin Tabip Odası, Mardin Diş Hekimleri Odası ve KESK Mardin Şubeler Platformu, “Sağlıkta Şiddet Yasası”na ilişkin bir basın açıklaması yaptı ve ortak açıklamayı okuyan Mardin Tabip Odası adına Osman Sağlam’dı.

Sağlam, 18 Mart 2020’de basına “Hekimler virüs teşhisi koymaya çekiniyor” başlıklı bir beyan verdi. “Kentte virüs teşhisi koyan bir doktor hastalığı açıklaması nedeniyle izne çıkarıldı. Hekimler teşhis koymaya çekiniyor” diyordu. Sağlam, 25 Mart 2020’de de Gazete Duvar’a görüş verdi. Haberde, Mardin’de 500 kişinin karantinada olduğunu aktarıyordu. “Yöneticilerin alkışlamasına değil, güvenli koruyucu ekipmana ihtiyacımız var” diyen Sağlam, “Sağlık Müdürlüğü’nden randevu talebimiz oldu. İl Sağlık Müdürü’nün şahsi telefonunu iki gün boyunca aradık, mesaj attık ama talebimize herhangi bir cevap alamadık, dolayısıyla herhangi bir paylaşım ve ortak çalışma yapamıyoruz” ifadelerini kullanıyordu. Sağlam, ifade vermek üzere 28 Mart’ta Mardin İl Emniyet Müdürlüğü’ne çağrıldı.

Bununla birlikte, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, 30 Mart 2020‘de valiliklere gönderdiği bir yazı ile Covid-19 Pandemi İl Koordinasyon Kurulu ve İl Hıfzısıhha Meclisi çalışmalarına Tabip Odası temsilcilerinin dâhil edilmesini istedi.

Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden, kriz deneyimine sahip tek sağlık örgütü olan TTB’nin bu süreçte yönetim tarafından devre dışı bırakılması; bir yandan devleti yönetenlerin sadece yandaş örgütlerle iş yapma ve yandaşlara hizmet verme anlayışını ortaya sererken bir yandan da kriz yönetimi konusunda gelebilecek eleştirel sesleri bastırma politikalarının bir devamı olarak okunabilir.

Van-Hakkari Tabip Odası’nın 2018-2020 Dönem Başkanı, Türkiye Psikiyatri Derneği üyesi, psikiyatr doktor Özgür Deniz Değer, 19 Mart 2020’de Mezopotamya Ajansı’nda yayımlanan ‘Tek bir virüs vakası tüm cezaevini hasta eder’ başlıklı röportajı nedeniyle ifadeye çağrıldı. Değer röportajın bir bölümünde korona virüs salgınına karşı büyük risk altında olan hapishanelerin durumunu değerlendiriyordu. Değer’in Van Emniyet Müdürlüğü’nde “Halk arasında korku ve panik yaratmak” suçlamasıyla ifadesi alındı.

Özgür Deniz Değer, 1979 Van doğumlu. Mersin Üniversitesi Tıp Fakültesi’ni bitirdikten sonra Van Muradiye Devlet Hastanesi’nde Pratisyen Hekim olarak çalıştı. 2007’de Bakırköy Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları Hastanesi’nde ihtisasına başladı. İstanbul’da bulunduğu dönem, Türkiye Psikiyatri Derneği İstanbul şube başkan yardımcılığı görevini yürüttü. Sivas Şarkışla Devlet Hastanesi’nde çalıştıktan sonra 2014’te yeniden Van’da hizmet vermeye başladı.

2015’te, Türk Tabipleri Birliği (TTB), Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES), Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), Türkiye Psikiyatri Derneği’nin (TPD) yayımladığı Nusaybin, Cizre, Silopi, Van, Bitlis ve Tatvan ile ilgili inceleme-değerlendirme raporunu hazırlayan heyette yer aldı

Değer, bugüne kadar Tabip Odası adına yaptığı açıklamalarda ve verdiği röportajlarda sağlık ve hak odaklı beyanlarda bulundu. Türkiye’de artan intihar vakalarının siyasi, ekonomik, politik ya da yaygın toplumsal bir sorun olduğunu hatırlattı, koronavirüs karşısında Van’daki sağlık kurumlarının yetersiz kaldığını açıkladı, açlık grevindeki tutukluların sağlık durumuna dikkat çekti.

Bu röportajlardan biri 19 Mart 2020’de Mezopotamya Ajansı’nda yayımlandı. Özgür Deniz Değer, koronavirüs (Covid-19) salgınına ilişkin yapılan açıklamalar, alınan tedbirler ve büyük bir risk altında olan hapishanelerin durumunu değerlendirdiği röportaj nedeniyle 24 Mart 2020’de Van Emniyet Müdürlüğü’nde “Halk arasında korku ve panik yaratmak” suçlamasıyla ifade verdi. İfadesinin alınmasının ardından serbest bırakılan Değer, mülakatta söylediği sözlerin sorulduğunu ifade etti. Tabip Odası Başkanı ve hekim olması nedeniyle halkı bilgilendirmek amacıyla bu açıklamaları yaptığını anlatan Değer, halka karşı sorumluluğunu yerine getirdiğini söyledi.

Özgür Deniz Değer, Temmuz 2020’de gerçekleştirilen olağan genel kurul sonrası görevinden ayrıldı. Yeni dönemde odanın üst kurul delegesi olarak görev yapan Deniz, 26 Ekim 2020‘de jandarma tarafından gözaltına alındı, ifadesi alındıktan sonra serbest bırakıldı. Kendisine Van’da helikopterden atıldığı iddia edilen iki siville ilgili sosyal medya paylaşımları soruldu.

Bununla birlikte, Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, 30 Mart 2020‘de valiliklere gönderdiği bir yazı ile Covid-19 Pandemi İl Koordinasyon Kurulu ve İl Hıfzısıhha Meclisi çalışmalarına Tabip Odası temsilcilerinin dâhil edilmesini istedi.

Türkiye’nin en büyük sivil toplum örgütlerinden, kriz deneyimine sahip tek sağlık örgütü olan TTB’nin bu süreçte yönetim tarafından devre dışı bırakılması; bir yandan devleti yönetenlerin sadece yandaş örgütlerle iş yapma ve yandaşlara hizmet verme anlayışını ortaya sererken bir yandan da kriz yönetimi konusunda gelebilecek eleştirel sesleri bastırma politikalarının bir devamı olarak okunabilir.

Türkiye, LGBTİ+ aktivisti Yıldız İdil Şen’i Melih Bulu’nun Boğaziçi Üniversitesi’ne rektör atanması protestoları nedeniyle gözaltına alınınca tanıdı. Ocak-Nisan 2021 arasında üç kez gözaltına alınıp bir kez ifadeye çağrılan Şen hakkında bugüne kadar katıldığı gösteri ve eylemler nedeniyle “toplantı ve gösteri kanununa muhalefet”, “polise görevini yaptırmama”, “terör örgütü propagandası” ve “kamu malına zarar vermek”ten açılmış yedi dava bulunuyor. İstanbul’da 6 Mart 2021’deki Büyük Kadın Buluşması sonrası da gözaltına alınan Yıldız İdil Şen’e ev hapsi verildi.  

21 yaşındaki Yıldız İdil Şen, lise yıllarından bu yana devrimci sol hareket içinde örgütlü ancak kendisini hak savunucusu olarak tanımlamaya başlaması, cinsiyet kimliğini fark ettiği döneme denk geliyor. Boğaziçi Üniversitesi’nde 2021 yılı başından bu yana süren, Melih Bulu’nun Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından rektör atanması protestoları nedeniyle gözaltına alındığından hakkında Boğaziçi öğrencisi veya mezunu olduğuna dair haberler yayımlandı. Ancak o ne Boğaziçi öğrencisi ne de mezunu. İmam Hatip Lisesi öğrencisiyken siyasi ve cinsiyet kimliği nedeniyle okuldan atıldı. Açık Öğretim Lisesi üzerinden mezun olmaya çalışıyor. 

Yıldız İdil Şen’in hak savunuculuğu LGBTİ+ hareketiyle sınırlı değil. 15 Eylül 2018’de, kötü çalışma koşulları nedeniyle eylem başlatan 3. Havalimanı İşçileri’ne destek vermek üzere Kadıköy’de düzenlenen eyleme katılan ve gözaltına alınan 23 kişiden biriydi. 9 Şubat 2020’de yine Kadıköy’de Yüksek Öğretim Kurumları Sınavı (YKS) ücret zammını protesto eylemi nedeniyle gözaltına alındı. 

2021 yılı başında, Boğaziçi Üniversitesi’ne Cumhurbaşkanı kararıyla eski AKP milletvekili aday adayı Prof. Melih Bulu’nun rektör atanmasının ardından protestolar başladı. 5 Ocak 2021 sabahı, polis protestolara katılanlardan bazılarının evlerine baskın düzenledi. Evine kapısı kırılarak girilen Yıldız İdil Şen de bu isimler arasındaydı. Savcılıktaki ifadesinde sosyal medya paylaşımları üzerinden örgüt üyeliği olup olmadığı da soruldu. “2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet” ve “görevli memura mukavemet” suçlamasıyla 7. Sulh Ceza Hakimliği’ne tutuklama istemiyle sevk edildi. Mahkeme adli kontrol şartıyla serbest bırakılmasına karar verdi. 

Yıldız İdil Şen daha sonra gözaltında cinsel tacize ve tecavüz tehdidine maruz kaldığını, cinsiyet kimliğinden dolayı tek kişilik hücrede tutulduğunu, hormon ilacına erişemediğini, bazı basın organları tarafından hedef gösterildiğini açıkladı. 18 Ocak 2021’de ise süreçte yer alan kolluk görevlileri hakkında, “kasten yaralama”. “işkence”, “cinsel taciz”, “tehdit”, “konut dokunulmazlığının ihlali”, “hakaret”, “mala zarar verme”, “görevi kötüye kullanma”, kişi dokunulmazlığı kapsamında “Anayasa’nın 17. Ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin (AİHS) 3. Maddesinin ihlali”, nefret suçu ve ayrımcılık yasağı kapsamında “Anayasa’nın 10. ve AİHS’nin 14. maddesinin ihlali” suçlamalarıyla suç duyurusunda bulundu.   

6 Mart 2021’de, İstanbul 8 Mart Kadın Platformu’nun çağrısıyla Kadıköy’de bir miting düzenlendi. Gün boyunca LGBTİ+ pankartları, trans ve gökkuşağı bayrakları ile şemsiyelerini alana almayan, kürsüdeki konuşmalarının ardından mikrofonu kapattıran polis, eylemin ardından LGBTİ+ aktivisti trans kadınları takip etti. Kürsüde konuşma yapan Yıldız İdil Şen ile Agrin Xan, Rukan Açkani, Hejar Çiya, Güneş Çetin
ve Eren Kaya’yı bindikleri taksiden indirdi, darp etti ve gözaltına aldı. Trans kadınların gözaltına alınmasına tepki gösteren Şener Yılmaz Aslan, Sedef çelik ile Tuğçe Nevruz da gözaltına alındı.

Gözaltına alınan dokuz kişi önce Kadıköy İskele Polis Amirliği’ne, sağlık kontrollerinin ardından ise İstanbul Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne götürüldü. COVID-19 testlerinin yapılması unutulduğu için tekrar hastaneye ve ardından yine Vatan Emniyet Müdürlüğü’ne getirildiler. Avukatların müvekkilleriyle görüşmesi engellendi. Savcılık “görevi yaptırmamak için polise direnmek” suçlamasıyla dokuz kişiyi ifade dahi almadan tutuklama talebiyle mahkemeye sevk etti. Yıldız İdil Şen mahkemedeki ifadesinde İskele Polis Amirliği’nde, sağlık kontrolü için götürüldüğü Haydarpaşa Numune ve Bayrampaşa Devlet hastanelerinde ve Vatan Emniyet Müdürlüğü’nde şiddet ve kötü muameleye maruz kaldığını söyledi. Kartal Anadolu Adliyesi 3. Sulh Ceza Hakimliği, Yıldız İdil Şen hakkında bir ay süreyle ev hapsi kararı verdi. 

25 Mart 2021’de Boğaziçi Üniversitesi’nin önünde LGBTİ+ bayrağı açtığı gerekçesiyle dört, ardından gözaltılara tepki gösterenlerden de 8 kişi olmak üzere 12 öğrenci gözaltına alındı. 26 Mart’ta savcılığa çıkacak bu kişiler için Boğaziçi Dayanışması ve BÜLGBTİ+ dayanışma çağrısında bulundu. Çağlayan Adliyesi önüne gidenler arasında Yıldız İdil Şen de vardı ve kalabalık bir grupla birlikte yeniden gözaltına alındı. Ertesi gün tutuklama talebiyle sevk edildiği mahkeme tarafından serbest bırakıldı.

Yıldız İdil Şen, bazı basın organları ve sosyal medya hesapları tarafından cinsiyet kimliği nedeniyle tehdit ediliyor, hedef gösteriliyor. 24 Mart 2021’de dört isim hakkında sosyal medya paylaşımları üzerinden “hakaret”, “iftira”, “özel hayatın gizliliğinin ihlali”, “halkı kin ve düşmanlığa tahrik veya aşağılama”, “verileri hukuka aykırı olarak vermek veya ele geçirmek” suçlamalarıyla suç duyurusunda bulundu. 

 

 

 

 

 

eshid/eşit haklar logo hafıza merkezi logo Netherlands Helsinki Committe logo
© 2019