Dava Takvimi

December 2020

Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
  • ODTÜ Onur Yürüyüşü Davası
11
  • Sevda Çelik Özbingöl
12
13
14
15
16
17
18
  • Osman Kavala
19
20
21
22
23
  • Rosa Kadın Derneği (Gülistan Nazlıer)
24
  • Özgür Gündem Ana Davası
  • Eren Keskin
25
26
27
28
29
30
31
...

İnsan Hakları Derneği (İHD) Balıkesir Şube Başkanı Rafet Fahri Semizoğlu, jandarma tarafından sabaha karşı evine yapılan baskınla gözaltına alındı, beş gün sonra adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı ve hakkında soruşturma açıldı. İfadesi alınırken kendisine bir buçuk yıl evvel yaptığı cezaevi görüşmeleri soruldu. Hakkındaki suçlama “terör örgütüne finansal destek sağlamak”.

Rafet Fahri Semizoğlu, 1962 Ankara doğumlu, 28 yıldır Balıkesir’in Burhaniye ilçesinde yaşıyor. Üç yıl önce İHD’nin Balıkesir Şubesi’ne üye oldu ve ilk genel kurulda başkan seçildi. Seçildiği günden itibaren İHD’nin Balıkesir’de görünürlüğünü, etkinliğini artırmak için çalıştı. Balıkesir’in haklar alanında öncelikli konuları olan mülteciler, cezaevleri ve ekoloji üzerine çalışmalar yürüttü. Semizoğlu, 2019’daki açlık grevleri sırasında cezaevlerine ziyaretler yaptı, görüşmelerini, hak ihlallerini raporlaştırarak İHD Genel Merkezi’ne iletti.

31 Ekim 2020 Cumartesi sabah saat 05:00 civarında Burhaniye’de 28 yıldır yaşadığı ev jandarma, polis ve mahalle muhtarı eşliğinde, kalabalık şekilde basılarak arama yapıldı. “Terör örgütü üyeliği” iddiasıyla gözaltına alınarak Burhaniye Jandarma Karakolu’na götürüldü. Yaklaşık 24 saat sonra sağlık raporu alınmak üzere hastaneye götürüldü. İfadesi, Balıkesir Üniversitesi Çağış Yerleşkesi içindeki Jandarma Karakol Komutanlığı’nda alındı.

Semizoğlu gözaltındayken İHD Genel Merkezi bir basın açıklaması yaparak, CMK uyarınca çağrı üzerine ifade alınarak soruşturma yürütülmesi gereken bu gibi durumlarda, CMK’nın açıkça çiğnendiğinin altını çizdi ve Balıkesir Şube Başkanı’nın derhal serbest bırakılmasını istedi.

İfadesi alınırken Semizoğlu’na 20’ye yakın soru soruldu. Bazı isimleri tanıyıp tanımadığı, bir buçuk yıl önceki cezaevi görüşmelerinin içeriği, bazı yayınların cezaevlerine yasadışı olarak girip girmediği, PKK üyesi akrabası olup olmadığı bu sorulardan bazılarıydı. Beş gün gözaltında tutulduktan sonra mahkemeye çıkarıldı. Mağdur beyanına göre, mahkemeye götürülürken aynı operasyon kapsamında gözaltına alınan kişiler ayrı araçlara bindirilerek bir konvoy oluşturuldu ve şehirde dolaştırıldı. Savcı mahkemede Semizoğlu’nun “Terör örgütü üyeliği” yerine  “Terör örgütüne finansal destek sağlamak” iddiasıyla tutuklanmasını talep etti ancak adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

 

Kanun Hükmünde Kararname ile kapatılan Özgür Gündem gazetesiyle dayanışmak amacıyla başlatılan “Bir Günlük Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyası 3 Mayıs 2016’da başladı, 7 Ağustos 2016’da sona erdi. Kampanyaya katılan 56 nöbetçi yayın yönetmeninden 49’una soruşturma açıldı. 11 soruşturma takipsizlikle sonuçlandı, 38 dosya davaya dönüştü. Yedi kişi beraat ederken, 27 kişiye ceza verildi. Şebnem Korur Fincancı, Ahmet Nesin ve Erol Önderoğlu hakkında verilen beraat kararı, İstinaf Mahkemesi tarafından bozuldu. 

Çözüm sürecinin kesintiye uğraması sonrası 24 Temmuz 2015’le başlayan çatışmalı süreçte, Kürt basınının en önemli yayın organlarından Özgür Gündem sayısız soruşturma, dava ve sansürle karşı karşıya kaldı.

Bu baskı politikasına karşı 3 Mayıs 2016 Basın Özgürlüğü Günü’nde “Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği” kampanyası başlatıldı. Kampanyanın ilan edildiği basın toplantısında gazetenin Genel Yayın Koordinatörü Ahmet Birsin, 2015 Temmuz ayından itibaren Özgür Gündem’e dönük 80 dava açıldığını duyurdu. Birsin’in verdiği bilgilere göre o tarihe dek Terörle Mücadele Kanunu kapsamında açılan 99 soruşturmadan 51’i, basın savcılığının 301. maddeden açtığı 47 soruşturmadan da 29’u davaya dönüşmüştü.

Adli baskıya karşı başlatılan dayanışma kampanyasında “1 Günlük Nöbetçi Yayın Yönetmeni” olarak 100 gazeteci, sanatçı, yazar, akademisyen, sivil toplum temsilcisi ve siyasetçi görev aldı. Ancak bu kez de kampanyaya katılanlar hakkında ardı ardına “örgüt propagandası” iddiasıyla davalar açıldı. 20 Haziran 2016’da üç Nöbetçi Genel Yayın Yönetmeni, Erol Önderoğlu, Ahmet Nesin ve Şebnem Korur Fincancı tutuklandı, 10 gün tutuklu kaldılar. Üç isim üç yıl sonra, 17 Temmuz 2019’da, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yargılandıkları davanın karar duruşmasında “suç koşulu oluşmadığı” gerekçesiyle beraat etti. Haklarında verilen beraat kararı, 3 Kasım 2020’de İstanbul Bölge Adliyesi 3’üncü Ceza Dairesi tarafından bozuldu. İstinaf Mahkemesi beraat kararını veren İstanbul 13’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararını usule aykırı olduğu gerekçesi ile ret etti. Önderoğlu, Nesin ve Fincancı’nın yeniden yargılanmasına 3 Şubat 2021‘de başlanacak.

Kampanyaya dayanışma amaçlı katılan 100 kişiden 50’sine soruşturma açıldı. Bu soruşturmalardan 11’i takipsizlikle sonuçlandı, 38 dosya davaya dönüştü. 38 nöbetçi yayın yönetmeni 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun (TMK) 7/2 maddesi (Terör örgütü propagandası yapmak) ve 6/2 maddesini (Terör örgütlerinin bildiri veya açıklamalarını basma veya yayınlamak) ihlalden hâkim karşısına çıktı. Deniz Türkali hakkındaki dava, soruşturma süresinin zamanaşımına uğramasından ötürü düştü.

Nöbetçi genel yayın yönetmenlerine ilişkin süren davalarda bugüne dek, 27 kişiye toplam 293 ay 15 gün hapis cezası verildi. Nöbetçi yayın yönetmenlerinden Murat Çelikkan, Ayşe Düzkan, Ragıp Duran ve Celalettin Can’a verilen hapis cezalarında Hükmün Açıklanmasının Ertelemesi (HAGB) uygulanmadı.

Cezası ertelenmeyen nöbetçi genel yayın yönetmenlerinden Murat Çelikkan, 14 Ağustos 2017’de Kırklareli Cezaevi’ne girdi, 14 Ekim 2017’de açık cezaevine alındı, 21 Ekim 2017’de tahliye edildi. Ayşe Düzkan ise, İstinaf Mahkemesi’nin 1 yıl 6 aylık hapis cezasını onamasının ardından cezasının infazı için 29 Ocak 2019’da teslim olarak Bakırköy Kadın Cezaevi’ne konuldu. Yaklaşık 4 buçuk aylık tutukluluğunun ardından 12 Haziran 2019’da tahliye edildi.

Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenleri Can Dündar, Said Sefa ve Veysi Altay hakkında açılan davalar ise İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde sürüyor.

Bu arada, dayanışma kampanyası kapsamında açılan 38 davanın hepsinde gazetenin Sorumlu Yazıişleri Müdürü İnan Kızılkaya da sanık olarak yargılandı. Kızılkaya’nın dosyaları daha sonra İstanbul 23. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen Özgür Gündem Ana Davası ile birleştirildi.

Takipsizlik kararı verilenler: İhsan Eliaçık, Melda Onur, Sabahat Tuncel, Ahmet Abakay, Eşber Yağmurdereli, Hasip Kaplan, Işın Eliçin, Kemal Can, Mustafa Sönmez, Uğur Karadaş, Nurcan Baysal.

Beraat kararı verilenler: Erol Önderoğlu (istinafta bozuldu), Şebnem Korur Fincancı (istinafta bozuldu), Ahmet Nesin (istinafta bozuldu), Hasan Hayri Şanlı, Nevin Erdemir, Hüseyin Tahmaz ve Hakkı Boltan. 

Haklarında dava açılanlar: A. Kumru Başer, Ahmet Nesin, Ayşe Batumlu, Ayşe Düzkan, Beyza Üstün, Can Dündar, Celal Başlangıç, Celalettin Can, Cengiz Baysoy, Çilem Küçükkeleş, Derya Okatan, Dicle Anter, Erol Önderoğlu, Ertuğrul Mavioğlu, Faruk Balıkçı, Faruk Eren, Fehim Işık, Hüseyin Tahmaz, Hakkı Boltan, Hasan Cemal, Hasan Hayri Şanlı, İ. Aydın, İbrahim Bodur, İhsan Çaralan, Jülide Kural, Murat Çelikkan, Murat Uyurkulak, Nadire Mater, Necmiye Alpay, Nevin Erdemir, Öncü Akgül, Ragıp Duran, Said Sefa, Şanar Yurdatapan, Şebnem Korur Fincancı, Tuğrul Eryılmaz, Veysi Altay ve Yıldırım Türker.

 

İzmirli LGBTİ+ aktivisti İsmail Temel, 5 Ağustos 2020’de İstanbul Sözleşmesi’ni savunmak için Alsancak’ta düzenlenen eylemde polis tarafından darp edildi. Gözaltına alınırken gördüğü şiddet üzerine bayılan Temel, ambulans yerine polis aracına alınarak hastaneye götürüldü. Daha sonra “polise mukavemet etmek” iddiasıyla ifadeye çağrıldı. Rızası dışında ailesine cinsel yönelimi açıklanan Temel, evini ve işini kaybetti.

İstanbul Sözleşmesi Savunucuları’ndan İsmail Temel 20 yaşında. 2019’dan bu yana İzmir Kızıl Okyanus LGBTİ+ örgütünde hak mücadelesi veriyor. Bu mücadelenin bir parçası olarak 5 Ağustos 2020’de, İstanbul Sözleşmesi’nin tartışmaya açılmasını protesto etmek üzere İzmir Alsancak’ta düzenlenen eyleme katıldı.

Eylemin ardından alandan ayrılırken, taksiye binmek üzere olduğu ara sokakta polis tarafından dışarı çekilerek araçtan indirildi. Darp edilip yerde sürüklendi, kendisine ve ailesine yönelik hakaret edildi, nefret söyleminde bulunuldu, ters kelepçe takılmak istendi. Gördüğü şiddetin etkisiyle kriz geçirerek bayıldı. Polisler, ambulans çağrılmış olmasına rağmen Temel’i polis aracına bindirip Tepecik Eğitim ve Araştırma Hastanesi’ne götürdü. İsmail Temel burada uzun süre kimseyle iletişim kuramadı.

Daha sonra karakola çağrıldı ve “polise mukavemet etmek” iddiasıyla ifadesi alınmak istendi. İsmail Temel susma hakkını kullanarak, imza vermedi.

Ailesiyle yaşadığı eve döndüğünde, ailesinin polis tarafından arandığını, cinsel yöneliminin rızası dışında açıklandığını, yasadışı bazı örgütlere üye olmakla itham edildiğini öğrendi. Bu nedenle evini ve eviyle aynı mahalledeki işini terk etmek zorunda kaldı.

Olaydan sonra Temel’in çevresinde örülen dayanışma ağı sayesinde kendisine yeni bir iş ve ev bulundu. Genç LGBTİ+ Derneği, 29 Ağustos’ta pek çok hak örgütünün imzacısı olduğu bir basın açıklaması yaparak, İsmail Temel’in maruz kaldığı şiddet ve ayrımcılık üzerine sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulduğunu bildirdi. Olaydan sonra Temel’in avukatlığını üstlenen Eren Keskin de darp eden polislerin kimliklerinin tespit edilerek Türk Ceza Kanunu’nun 94. Maddesi, İstanbul Sözleşmesi’nin 12. Maddesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 3. Maddesi dayanak yapılarak dava açılmasını istedi. Şu anda dava açılması bekleniyor.

11 Ocak 2016’da, 89 üniversiteden 1128 akademisyen, “Bu Suça Ortak Olmayacağız” başlıklı bildiriye imza verdiğini bir basın açıklaması ile duyurdu. Bildiri, Kürt illerinde çatışmaların başlaması sonrası ilan edilen sokağa çıkma yasakları süresince bölge halkına yönelik şiddetin durması, kalıcı barış için çözüm yollarının oluşturulması çağrısıydı. Sonraki hafta ilk gruba destek olmak için imza atan akademisyenlerle birlikte toplam imzacı sayısı 2 bin 212 oldu. Bu akademisyenlerin yüzlercesi işten atıldı, pasaportlarına el konuldu, başka yerlerde iş bulmaları engellendi, bulundukları yerellerde tehdit edilip saldırıya uğradılar, defalarca karakola çağrıldılar, hedef gösterildiler. Haklarında bireysel davalar açıldı. Büyük bölümünün, Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) “hak ihlali” kararı sonrası beraat etmesine rağmen yüzde 88’i işine iade edilmedi. 

Barış İçin Akademisyenler, Kasım 2012’de, Kürt tutukluların başlattığı açlık grevleri sırasında, açlık grevinin barış talebini desteklemek amacıyla kaleme alınan ve 50’nin üzerinde üniversiteden 264 akademisyen tarafından imzalanan bir bildirinin sonrasında kuruldu. Ancak bugün Barış İçin Akademisyenler olarak anılan grup, Ocak 2016’da yayınlanan “Bu suça ortak olmayacağız!” metnine imza atanlardan oluşmakta.

11 Ocak 2016’da bildirinin bir basın toplantısıyla duyurulmasının ardından, 15 Ocak 2016 itibariyle ülke çapında onlarca akademisyen gözaltına alındı, görevden uzaklaştırıldı, adli ve idari soruşturmayla karşı karşıya kaldı.

Haklarında soruşturma başlatılan akademisyenlere 14 Ocak 2016 itibariyle gazeteciler, sinemacılar ve edebiyatçılardan destek geldi. Akademisyenlere desteğini açıklayan gazeteci sayısı 300’ü, sinemacı sayısı 400’ü, edebiyatçı sayısı ise 500’ü geçti. Destek bildirisi yayınlayan 433 sinemacı hakkında da “suçu ve suçluyu övmek” suçlamasıyla soruşturma açıldı.

21 Ocak 2016’da bildiri 2212 imzayla TBMM’ye sunuldu. Sunulan dosyada yurtdışından 2215 akademisyen ve araştırmacının da destek imzası bulunuyordu.

10 Mart 2016’da yaşananları kamuoyuyla paylaşmak üzere düzenlenen basın toplantısında açıklama yapan 4 akademisyen hakkında yakalama kararı çıkarılarak 14 Mart 2016’da evlerine baskın düzenlendi. Yurtdışında olan Meral Camcı dışındaki üç akademisyen (Esra Mungan, Muzaffer Kaya, Kıvanç Ersoy) kendileri Emniyet’e gitti. 15 Mart 2016’da çıkarıldıkları mahkemece “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisi gerekçe gösterilerek “terör örgütü propagandası yapmak” suçlamasıyla tutuklandılar. Hakkında yakalama ve gözaltı kararı çıkarılan Meral Camcı, “Barış sözümün arkasında duracağım, mücadeleye devam edeceğim” diyerek Türkiye’ye döndü ve emniyete kendisi gittikten sonra 31 Mart’ta tutuklandı. Dört akademisyen 22 Nisan 2016 tarihli ilk duruşmada tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edildi. Savcının talebi üzerine Adalet Bakanlığı “Türk Milletini, Türkiye Cumhuriyeti Devletini, Devletin kurum ve organlarını aşağılama”yı düzenleyen TCK 301. maddeden yargılanma izni verdi. Dört akademisyen süren bu davadan 30 Eylül 2019 tarihinde beraat etti.

Bildiriye imza veren akademisyenler hakkında da 3713 sayılı TMK’nın 7/2 maddesine dayanarak “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla dava açıldı. Davalardan ilki 5 Aralık 2017’de İstanbul Çağlayan’da görülmeye başlandı.

Anayasa Mahkemesi’nin 10 akademisyenin başvurusunu dikkate alarak 26 Temmuz 2019 tarihinde verdiği ihlal kararı akademisyenlere yönelik dosyaların kaderini değiştirdi. Bu tarihten sonra devam eden duruşmalardan ilk tahliye haberi 6 Eylül 2019’da geldi. 19 Ekim 2020 tarihi itibariyle beraat eden akademisyen sayısı 622

Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Akademi, Barış Akademisyenlerine ilişkin, 27 Ağustos 2020’de “Barış İçin Akademisyenler Güncel Durum Raporu”nu açıkladı. Rapora göre, 20 Temmuz 2018’de OHAL’in resmen sona ermesini takiben, ihraç edilen Barış Akademisyenlerinden bazıları idare mahkemelerine başvurarak ihraç işlemleri hakkında “OHAL KHK’ları ile tesis edilen işlemlerin OHAL kalktıktan sonra da uygulanmasının hukuken mümkün olmadığı” gerekçesiyle yürütmeyi durdurma davası açtı. Ancak Danıştay ve AYM içtihatlarına rağmen davalar reddedildi. Barış Akademisyenlerinin göreve iade edilip edilmeyeceği OHAL İşlemleri İnceleme Komisyonu’nun kararına bağlı bırakıldı. Pasaport başvurusu yapan akademisyenler arasında yasal süre içinde kendisine olumlu veya olumsuz hiçbir cevap verilmeyenler, başvurular olumsuz sonuçlananlar bulunmakta.

 

Türkiye, 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da yapılan Avrupa Konseyi Dışişleri Bakanları toplantısında imzaya açılan İstanbul Sözleşmesi’ne (tam adıyla Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi) ilk imza koyan ülke. Sözleşme, 12 Mart 2012’de oybirliği ile parlamentodan geçti ve yürürlüğe girdi. Sözleşmenin yürürlüğe girmesinin ardından, özellikle son bir yılda artan biçimde, muhafazakâr medyada “Türk aile yapısını bozduğu”, “eşcinselliğe yasal zemin hazırladığı” argümanıyla aleyhte kampanya yürütüldü, yürütülüyor. Konu, pandemi öncesinde Erdoğan başkanlığında yapılan toplantılarda da erkek milletvekilleri tarafından gündeme getirildi, kimi parti  yöneticileri ve milletvekilleri sözleşmeden imzanın çekilmesi gerektiğini savundu. AKP Genel Başkan Yardımcısı Numan Kurtulmuş’un “Nasıl usulünü yerine getirerek bu sözleşme imzalanmışsa, aynı şekilde usulü yerine getirilerek bu sözleşmeden çıkılır” sözleri üzerine tepkiler arttı.

Sözleşmenin uygulanmayışından doğan sorunları 8 yıldır gündemde tutan kadın hareketi, sözleşmeden çekilme tartışmaları üzerine eylemliliğini artırdı. Pandemi koşullarına uyarak büyük kentlerde eylemler, mitingler, toplantılar düzenlendi. Sözleşme ile koruma altına alınan kadınların ve LGBTİ+ ların sesini yükseltmesi, kadın ve LGBTİ+ hak savunucularına yönelik polis baskısını artırdı.

8 Temmuz 2020’de, Kırkyama Kadın Dayanışması ve FeminAmfi üyesi kadınlar, İstanbul’daki Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü binasına pankart astı. Binaya “Artık yeter! Kadınlar yaşam güvencesi istiyor” pankartı asan kadınlar, “Susmuyoruz, korkmuyoruz, itaat etmiyoruz” sloganı attı. Bina penceresinden yaptıkları konuşmada “Kazanılmış haklarımızdan vazgeçmeye hiç niyetimiz yok. İstanbul Sözleşmesi yürürlükten kalkmayacak. Kadınlar, erkek şiddeti ile yaşamaya mahkûm ediliyor. Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı neyi bekliyor? Sosyal medyada ismimizin gündeme düşmesini mi bekliyor?” dediler. Eylemi gerçekleştiren 7 kadın polis tarafından gözaltına alındı, ifadelerinin ardından serbest bırakıldı.

Birleşik kadın hareketinin bir sonraki eylem çağrısı, İstanbul Beşiktaş’taki Abbasağa Parkı’nda buluşmak ve burada İstanbul Sözleşmesi Forumu düzenlemekti. Ancak 26 Temmuz 2020 günü parka gittiklerinde, parkın polis tarafından kapatıldığını gördüler. Parka girişlerin Beşiktaş Kaymakamlığı tarafından yasaklandığı söylendi. Abbasağa Parkının F kapısında toplanan çok sayıda kadın örgütü mensubu, siyasi parti, sendika ve kurum temsilcisi kadınlar engellemeyi alkışlarla, zılgıtlarla protesto etti. Beşiktaş Barbaros Meydanı’na kadar sloganlar eşliğinde yürüyen kadınlar, forumu burada gerçekleştirdi. Forum sonrası dağılan forum düzenleyicisi bazı kadınlar bindikleri vapur ve oturdukları kafelerde tek tek gözaltına alındı.  Gözaltına alınan Emek Partisi İstanbul İl Başkanı Sema Barbaros ile kadın hareketinden Tuğçe Özçelik, Rüya Kurtuluş, Feride Eralp, Fulya Dağlı ve Tülay Korkutan, emniyetteki ifadelerinde, haklarındaki suçlamaları kabul etmediklerini, emniyette ifade vermeyi reddettiklerini beyan etti, daha sonra serbest bırakıldı.

Polisin hak savunucularını gözaltına aldığı bir sonraki eylem İzmir’de gerçekleşti. İzmir Kadın Platformu, 5 Ağustos 2020’de Alsancak’ta yaptıkları basın açıklaması sonrası yürüyüş düzenlemek istedi ancak yürüyüş polis tarafından engellendi. Sert müdahalenin ardından 15 kadın ve LGBTİ+ aktivisti İsmail Temel gözaltına alındı. Eylem bittikten sonra girdiği sokakta gözaltına alınan İsmail Temel, bu sırada baygınlık geçirdi.

Bir hafta sonra İstanbul Sözleşmesi savunucularının eylem adresi Ankara’ydı. 13 Ağustos 2020’de hak savunucuları bir “yaşam zinciri” oluşturmak istedi. Polis müdahalesinin ardından aralarında aktivist ve gazetecilerin bulunduğu 30 kadın gözaltına alındı. Emniyette haklarında “2911 sayılı kanuna ve polise mukavemet” gerekçesiyle işlem yapıldı ve serbest bırakıldılar.

18 Ağustos 2020’de İstanbul Sözleşmesi’ni savunan üç kadın hakkında suç duyurusunda bulunulduğu ortaya çıktı. Sözleşme aleyhtarı, Adalet Platformu Başkanı ve Türkiye Aile Meclisi Başkanı Adem Çevik; CHP Kadın Kolları Başkanı Aylin Nazlıaka, Türkiye’nin kadına karşı şiddetin önlenmesi için izleme grubu GREVIO’daki temsilcisi, AKP eski milletvekili ve Bakan Yardımcısı Prof. Dr. Aşkın Asan ve Demokrasi Platformu Başkanı avukat Kezban Hatemi’ye karşı İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu yaptı. “Aileyi ifsat projesi” olarak suçladığı İstanbul Sözleşmesi nedeniyle maddi-manevi zarar gördüğünü öne sürdü. Şüpheliler hakkında “halkı kin ve düşmanlığa tahrik, iftira, hakaret ve nefret suçu, suçların basın yoluyla işlenmesi, inanç ve düşünce hürriyetini engelleme, birden fazla kişiye karşı işlenen suçlar, birlikte işlenen suçlar, insanlığa karşı işlenen suçlar ve Cumhurbaşkanına hakaret suçundan” işlem yapılmasını talep etti.

26 Temmuz 2020’de, İstanbul Beşiktaş’ta gözaltına alınan İstanbul Sözleşmesi savunucularına 20 Eylül 2020’de idari para cezası tebligatı gönderildi. Beşiktaş Kaymakamlığı tarafından, 1593 Sayılı Umumi Hıfzısıhha Kanunu’na muhalefetten, COVİD-19 önlemlerine uymadıkları gerekçesiyle 789 lira para cezası kesildiği bildirildi. Hak savunucuları söz konusu cezalara itiraz etti ancak itirazları kabul edilmedi.

Mersin’deki kadınlara da Mayıs 2020’den itibaren İstanbul Sözleşmesi ve kadın cinayetleriyle ilgili yaptıkları eylemlerden dolayı Kabahatler Kanunu ve Hıfzısıhha Kanunu’ndan defalarca para cezası kesildi. Toplamda kesilen ceza miktarı Ekim 2020 itibariyle 70 bin liraya yaklaşmıştı. Mersin Kadın Platformu, Mersin Barosu Kadın Hakları Merkezi’nden kadın avukatların desteği ile hukuki süreç başlattı. Konuyu Türkiye gündemine getirmek için 15 Ekim 2020‘de ‘CezalarKadınlarıYıldıramaz’ etiketiyle bir sosyal medya kampanyası düzenlediler.

22 Ekim 2020‘de, Dicle Amed Kadın Platformu (DAKP), Diyarbakır’da kardeşi tarafından katledilen Melek Aslan için biraraya geldi. Polis, üzerinde ‘İstanbul Sözleşmesini Uygula’ yazan dövizi indirmelerini istedi. Kadınlara gerekçe olarak “Konu ile alakası yok” dendi ve İstanbul Sözleşmesi’ne dair tüm dövizler kaldırılmadan açıklama yapılmasına izin verilmedi.

Akademisyen ve hak savunucusu Ozan Devrim Yay, Eskişehir merkezli Yaşam Bellek Özgürlük Derneği’nin eş başkanı. Savunuculuk faaliyetlerinden dolayı bugüne kadar hakkında 9 kez adli soruşturma açıldı, bunların 7’si davaya dönüştü. Yay aynı zamanda, ‘Bu Suça Ortak Olmayacağız’ bildirisi imzacılarından biri ve hâlâ üniversitedeki görevine iade edilmedi. Dahil olduğu bilimsel projelerden çıkarıldı, üç yıldır hiçbir bilimsel projede yer alamadı.   

Çevre mühendisi Ozan Devrim Yay, 2000 yılından bu yana sivil toplumun ve hak mücadelesinin içinde yer alıyor. Çevre Mühendisleri Odası’nın Eskişehir temsilciliğini, Anadolu Üniversitesi’nde Eğitim Sen’in işyeri temsilciliğini yaptı. 2010’dan bu yana Yaşam Bellek Özgürlük Derneği üyesi ve şu anda eş başkanlık görevini yürütüyor. 

Yaşam Bellek Özgürlük Derneği, hak savunuculuğu alanında Eskişehir’de ilk akla gelen sivil toplum örgütleri arasında bulunuyor. Öne çıkan çalışma alanı insan hakları izlemesi olmakla birlikte çevre, doğa ve hayvan hakları ile ilgili de çalışıyorlar. Dernek, ulusal çapta örgütlenen Dil Hakları İzleme ve Belgeleme Ağı’nda yer alıyor. İnsan hakları izleme alanında, şehirde örgütlenmesi olmayan dernekler adına da izleme/raporlama yapıyorlar.

Yay, 1997-2017 arasında Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümünde öğretim üyesi olarak çalıştı. Görevi sırasında, özel güvenlik şirketinin öğrencilere yönelik uyguladığı şiddeti protesto ettiği ve Barış Akademisyenleri bildirisine imza attığı için iki kere idari soruşturma geçirdi. Güvenlik görevlisinin ve polisin görev yapmasını engellemekle suçlandığı ilkinden kınama cezası aldı ancak karar idare mahkemesinde bozuldu. İmzacı akademisyenler arasında bulunduğundan, 5 Ağustos 2016’da görevden uzaklaştırıldı ve üniversite ile sözleşmesi yenilenmedi. 7 Şubat 2017’de 686 sayılı KHK ile Anadolu Üniversitesi Çevre Mühendisliği Bölümü’ndeki yardımcı doçentlik görevinden ihraç edildi. Açtığı idari davayı kazanmasına ve Anayasa Mahkemesi’nin kararına rağmen görevine iade edilmedi. 

Ozan Devrim Yay hakkında bugüne kadar, hak savunuculuğu amacıyla yürüttüğü faaliyetlerden dolayı yedisi davaya dönüşen dokuz adli soruşturma açıldı. 2011, 2012 ve 2013’te Eğitim-Sen adına yer aldığı “kamu çalışanları sendikaları hakkındaki kanun”daki değişiklik ve 4+4+4 eğitim sistemiyle ilgili üç ayrı protesto eylemleri nedeniyle “Kanuna Aykırı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşü Düzenlemek ve Katılmak”tan üç ayrı davada yargılandı, hepsinde beraat etti.  

16 Haziran 2017’de Eğitim-Sen’in düzenlediği, açlık grevinin 100. günündeki Nuriye Gülmen ile Semih Özakça’ya destek eylemine katıldığı için OHAL Kanunu’na muhalefetten yargılandı, 23 Şubat 2018’de beraat etti. Bu karar, savcı tarafından istinafa götürüldü.

11 Mayıs 2017’de evinde dört saat süren arama sonrası gözaltına alındı. 7 gün gözaltında tutuldu ve hakkında “Silahlı terör örgütüne üye olmak”, “Zincirleme olarak terör örgütü propagandası yapmak” suçlamalarıyla iddianame hazırlandı. Aleyhine gösterilen deliller arasında sosyal medya paylaşımları, evinde bulunan kitaplar ve dernek faaliyeti kapsamında bir hak ihlali iddiasını araştırmak üzere cezaevinde bir hükümlüyle görüşmesi vardı. Yay, Eskişehir 4. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen bu davadan da beraat etti. Dava şu anda istinaf aşamasında bulunuyor.  

Yaşam Bellek Özgürlük Derneği tarafından, adil yargılanma hakkının ihlaliyle ilgili hazırlanan video serisinin ilkinde, polis fezlekesi ile savcı iddianameleri arasındaki ilişki, Ozan Devrim Yay’ın yargılandığı bir dava üzerinden ele alınıyor. Videoyu şuradan izleyebilirsiniz.

Bir eğitim çalıştayı için İstanbul Büyükada’da toplanan, farklı sivil toplum örgütlerine mensup 10 insan hakları savunucusu, çalıştayın 5. günü olan 5 Temmuz 2017’de düzenlenen polis baskınıyla gözaltına alındı. 17 Temmuz 2020’de, “örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamalarıyla savcılığa çıkarıldılar. 10 hak savunucusundan 8’i tutuklanırken, 2’si adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı. Haklarındaki iddianame yaklaşık üç ay sonra açıklandı. İddianamede, şüpheliler arasında bir hak savunucusunun daha eklendiği görüldü. İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen, ulusal ve uluslararası düzeyde tepki ve kampanyalara yol açan davanın karar duruşması 3 Temmuz 2020’de görüldü. Dört hak savunucusu hakkında çeşitli hapis cezaları verilirken yedi hak savunucusu beraat etti.

İnsan Hakları Ortak Platformu’nu oluşturan sivil toplum kuruluşlarının kararıyla ve bilgisi dahilinde 2–7 Temmuz 2017 tarihleri arasında İstanbul’da Büyükada’da sivil toplum kuruluşları için bir eğitim çalıştayı düzenlendi. Bu çalıştayın dördüncü gününde (5 Temmuz 2017) Adalar Başsavcılığı’nın talimatıyla çalıştay polis tarafından basıldı ve 10 hak savunucusu gözaltına alındı. Gözaltı tutanağına 14:30’da gerçekleştiği kaydedilen gözaltı işlemine ilişkin hak savunucularının ailelerine ve avukatlarına haber vermelerine izin verilmezken, kamuoyu 5 Temmuz akşam saatlerinde şans eseri gözaltına alındıklarını öğrendi.

Sonuç olarak hak savunucuları gözaltına alındıktan 30 saat sonra yakınlarına haber verebildi. Önce 7 gün olan gözaltı süresinin 14 güne uzatılması sonucu ancak 17 Temmuz 2017 tarihinde Savcılığa çıkarılan hak savunucularının “Örgüte üye olmamakla birlikte örgüt adına suç işlemek”, “silahlı terör örgütüne üyelik” suçlamasıyla tutuklanması talep edildi.

18 Temmuz 2017 tarihinde savcılığa çıkarılan hak savunucularından İdil Eser (Uluslararası Af Örgütü Türkiye Direktörü), Özlem Dalkıran (Helsinki Yurttaşlık Derneği), Günal Kurşun (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Veli Acu (İnsan Hakları Gündemi Derneği), Ali Garawi (İsveç vatandaşı – insan hakları eğitimcisi), Peter Steudtner (Almanya vatandaşı – insan hakları eğitimcisi) tutuklanırken; Nalan Erkem (Helsinki Yurttaşlık Derneği), Şeyhmus Özbekli (Hak İnisiyatifi), İlknur Üstün (Kadın Koalisyonu) ve Nejat Taştan (Eşit Haklar İçin İzleme Derneği) adli kontrol ve yurtdışı yasağıyla serbest bırakıldı.

21 Temmuz 2017 tarihinde 4 hak savunucusu hakkında, serbest bırakılmalarına yapılan savcı itirazı sonucu yakalama kararı çıkarıldı. Evlerinden gözaltına alınan Nalan Erkem ve İlknur Üstün tutuklandı. Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli ise haftada iki gün adli kontrol şartı ve yurtdışı yasağıyla bir kez daha serbest kaldı.

Yaklaşık üç ay sonra, 4 Ekim 2017 tarihinde İstanbul Cumhuriyet Savcılığı tarafından hazırlanan ve hak savunucularının “Silahlı terör örgütüne üye olma” (TCK 314/2) ve “Silahlı terör örgütlerine yardım etme” (TCK 220/6) suçlarından yargılanmalarını isteyen iddianameye, 9 Haziran 2017 tarihinden  beri “örgüt üyeliği” suçlamasıyla tutuklu olan Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi Yönetim Kurulu Başkanı Av. Taner Kılıç da şüpheli olarak eklendi.

İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davanın 25 Ekim 2017 tarihli ilk duruşması öncesi yapılan basın açıklamasında “Bu dava aynı zamanda, dünyanın her yerinde yapılan ve olağanlaşan dijital güvenlik ve travma ile baş etmek ile ilgili, saklısı ve gizlisi olmadan açık ve şeffaf bir biçimde düzenlenen ve temel olarak hak savunucularının esenliğini ve bilgisini artırmayı hedefleyen bir eğitim toplantısının ve katılımcılarının zorla kriminalize edilmesine yönelik bir amaç taşımaktadır,” denilerek sivil toplum çalışmalarının kriminalize edilme çabalarına işaret edildi.

İlk duruşmada Taner Kılıç dışındaki hak savunucularının 113 gün süren tutukluluğun ardından tahliyelerine karar verildi. Ayrıca bu duruşma sonucunda Taner Kılıç’ın İzmir 16. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyası Büyükada dosyasıyla birleştirildi.

Taner Kılıç 31 Ocak 2018 tarihli 3. Duruşmada tahliye edildi ancak savcı itirazıyla 1 Şubat 2018 tarihinde yeniden tutuklandı.  21 Haziran 2018’de gerçekleşen 4. Duruşmada da Kılıç’ın tutukluluğunun devamına karar verildi.

Taner Kılıç ancak 14 ayı aşkın tutukluluğun ardından, 15 Ağustos 2018 tarihinde tutukluğuna yapılan itiraz sonucu serbest bırakıldı.

Halen devam eden Büyükada Davası’nın 9 Ekim 2019 tarihli duruşmasında savcının esas hakkında mütalaasını hazırlamak üzere süre talebi kabul edildi. Davanın 27 Kasım 2019 tarihindeki duruşmasında savcı mütalaasını verdi.

Taner Kılıç’ın “terör örgütü üyeliği” suçlamasıyla; Günal Kurşun, İdil Eser, Özlem Dalkıran, Nejat Taştan, Veli Acu’nun da “terör örgütüne üye olmamakla beraber yardım” suçlamasıyla cezalandırılmasını istedi.

Savcı, “terör örgütüne yardım etme suçunu işlediklerine dair inandırıcı delil elde edilemediği” gerekçesiyle Peter Frank Steudtner, Ali Gharavi, İlknur Üstün, Nalan Erkem ve Muhammed Şeyhmus Özbekli hakkında beraat verilmesini talep etti.

19 Şubat 2020‘deki 11. duruşmada sanıkların esas hakkındaki savunmaları dinlendi. Avukat savunmaları 3 Nisan 2020’deki duruşmada dinlenecekti ancak duruşma COVID-19 salgını nedeniyle 3 Temmuz 2020‘ye ertelendi.

Karar duruşması öncesi, BM özel raportörlüğü 30 Haziran 2020’de Türkiye hükümetine bir yazı gönderdi. Yazıda; 11 hak savunucusunun terör bağlantılı suçlarla yargılanmasından duyulan endişe dile getirilirken, davanın Türkiye’deki sivil toplum üzerinde yarattığı olumsuz etkinin altı çizildi.

3 Temmuz 2020‘deki karar duruşmasında, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi, Af Örgütü Onursal Başkanı Taner Kılıç’a “örgüt üyeliği” iddiasından 6 yıl 3 ay, hak savunucuları Günal Kurşun, İdil Eser ve Özlem Dalkıran’a ise “örgüte yardım” suçundan 1 yıl 13 ay hapis cezası verdi. Nalan Erkem, İlknur Üstün, Ali Gharavi, Peter Steudtner, Veli Acu, Nejat Taştan ve Şeyhmus Özbekli hakkında ise beraat kararı verdi.

Türkiye hükümetinin, BM özel raportörlüğüne 24 Temmuz 2020’de verdiği cevapta, Türkiye’de herkesin hukuk ve mahkemeler önünde eşit olduğu, ayrım yapılmaksızın herkesin haklarının korunması ve geliştirilmesinin devlet tarafından garanti altına alındığı, ancak bu garantinin hukuk karşısında dokunulmazlık tanımadığı ifade edildi. Mahkumiyet kararları yüksek yargıya gitmeden yapılan insan hakları ihlali yorumunun erken ve ön yargılı olduğu savunuldu.

İstanbul Bölge Adliyesi Mahkemesi 3. Ceza Dairesi, Taner Kılıç, Günal Kurşun, İdil Eser ve Özlem Dalkıran’ın istinaf başvurusunu, temyiz yolu açık olmak kaydıyla 26 Kasım 2020‘de esastan reddetti.

Doğaya ve yaşam alanlarına karşı işlenen suçlara görünürlük kazandırarak bu alanda hak savunuculuğu yapan Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği Başkanı Ali Ekber Barmağıç, 30 Haziran 2020’de gözaltına alındı, “dosyada gizlilik kararı” nedeniyle avukatlarına bilgi verilmeden 4 gün gözaltında tutuldu. 3 Temmuz 2020’de mahkemeye çıkarılarak tutuklandı. İlk duruşmasında serbest bırakılan Barmağıç, “örgüt propagandası yapmak”tan yargılanıyor.  

Bölgede ve Türkiye genelinde meydana gelen ekolojik yıkıma, bu yıkıma yol açan hükümet politikalarına karşı mücadele veren Munzur Çevre ve Kültür Derneği kurucu üyesi ve 4. dönem başkanı Ali Ekber Barmağıç, Dersim Ovacık doğumlu. 1980’li yıllarda İstanbul Kazlıçeşme’de, deri iş kolunda çalıştı. 1990’lı yıllarda Munzur Çayı üzerinde inşa edilecek baraj projelerinin gündeme gelmesiyle birlikte ekoloji hareketine katıldı. 2003’te 19 kurucu üye ile Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği’ni kurdular. Barmağıç, Nükleer Karşıtı Platform, Munzur Kültür ve Doğa Festivali, Dersim Ovacık Köy Dernekleri ve Ekoloji Birliği bileşenlerinden olan derneğin 4. dönem (2019-2021) başkanı. Artvin, Fatsa, Sivas Bakırtepe, Aydın ve Kaz Dağları’nda verilen ekoloji mücadelesi ile dayanışma içindeler. 

Ali Ekber Barmağıç, 30 Haziran 2020’de polis baskınıyla gözaltına alındı, “dosyada gizlilik kararı” nedeniyle avukatlarına bilgi dahi verilmeden dört gün gözaltında tutuldu ve 3 Temmuz 2020’de tutuklanarak hapse kondu. 

Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği, gözaltı üzerine 1 Temmuz 2020’de İHD İstanbul Şubesi’nde bir basın açıklaması yaptı. Açıklamada “Dernek bünyesinde yer alan üye ve yöneticilerimiz geçmişten bugüne birçok kez gözaltına alınmış, aileleri rahatsız edilmiş ve buna benzer bir dizi baskı yaşamışlardır-yaşıyoruz. Başkanımızın hangi “gerekçeler” ile gözaltına alındığını şu an için bilmiyoruz” denildi. Yapılan çağrıda Barmağıç’ın derhal serbest bırakılması talep edildiyse de, Barmağıç 3 Temmuz 2020’de tutuklandı. Tekirdağ Muratlı F Tipi Hapishanesi’ne kondu, ilk 20 günlük tutukluluk süresine rağmen hapishane kıyafetleri içeri alınmadı. Dernek bunun üzerine, 25 Temmuz 2020’de “Çevre mücadelesi meşrudur” şiarıyla imza kampanyası başlattı. Bu arada Munzur Çevre Kültür ve Dayanışma Derneği’nin Dersim temsilcisi Özkan Arslan da 24 Temmuz 2020’de, HDP Ekoloji Komisyonu’nun çağrısı ile gerçekleşecek ekoloji buluşması için geldiği İstanbul’da, uçaktan iner inmez gözaltına alındı. Özkan Arslan, 4 gün sonra çıkarıldığı mahkemece tutuklandı ve Metris Hapishanesi’ne kondu. 

Tutuklama üzerine Peri Suyu Koruma Platformu öncülüğünde 16 kurum ortak yazılı bir açıklama yaparak, “Peri suyu özgür aksın” diyen Özkan Arslan’ı sahiplenme çağrısı yaptı. 

Ali Ekber Barmağıç, 13 Ekim 2020’de Tekirdağ 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen ilk duruşmasında yurtdışına çıkış yasağı konarak serbest bırakıldı. COVİD-19 tedbirleri nedeniyle, Barmağıç duruşmaya SEGBİS ile katıldı. Hakkında hazırlanan 300 sayfalık iddianamede “terör örgütü propagandası” yapmakla suçlanan Barmağıç aleyhindeki deliller arasında 2011 yılından başlayan sosyal medya paylaşımları, evinde bulunan yayınların içerikleri gösterildi.

Bir sonraki duruşma 14 Ocak 2021‘de görülecek.

 

43 yıllık TCDD çalışanı Tugay Kartal, 29 yıldır sendikalı, 15 yıldır Haydarpaşa Dayanışması’nın etkin bir üyesi. Sendikal hak mücadelesi nedeniyle bugüne kadar pek çok kez idari soruşturma ve maaştan kesme cezası ile karşılaştı. İş bırakma eylemleri nedeniyle yargılandı. Bu davalardan biri halen devam ediyor. Haydarpaşa Dayanışması adına bir demiryolcu olarak basına verdiği demeçler nedeniyle başlatılan iki idari tahkikat da sürüyor. Kartal hakkında, Mayıs 2020’de, ‘sürgün’ anlamına gelen bir görev yeri değişim kararı çıkarıldı ancak COVID-19 salgını nedeniyle uygulaması durduruldu.  

Tugay Kartal, aileden demiryolcu. Demiryol Meslek Okulu’ndan mezun olduktan sonra 1977’de, Van Garı’nda hareket memuru olarak göreve başladı. 32 yıldır Haydarpaşa Garı’nda çalışıyor. 13 Kasım 1991’de kurulan Tümray-Sen’e, kurulduğu gün üye oldu. Bu sendika daha sonraki yıllarda aynı iş kolunda örgütlü Dem-Sen ile birleşerek Demiryol-Sen adını aldı. 1995’de ise DHMİ’de örgütlü Hava-Sen ile birleşerek KESK’e bağlı Birleşik Taşımacılık Çalışanları Sendikası (BTS) oldu.

Kartal, 1991’den itibaren altı dönem şube yönetim kurulu üyeliği, 2017-2020 arası işyeri temsilciliği görevlerinde bulundu. Halen işyeri temsilcisi olarak görev yapmakta. 

29 yılda yapılan 20 iş bırakma eyleminden 19’una katıldı, eylemler nedeniyle hakkında idari soruşturmalar açıldı, üç kez sicil bozma (yıllık yüzde 4 oranında eksik maaş) ve maaştan kesme cezası aldı. Yaptıkları her iş bırakma eylemi için yargılandılar. Bu davalardan biri hâlâ İstanbul Anadolu 48. Asliye Ceza Mahkemesi’nde sürüyor. 

2004’te TCDD Bölge Müdürlüğü binasında bir bürokratın odasında TCDD ile bir Alman firmasının ortaklığında hazırlanmış projeye ait fotoğrafı görünce Haydarpaşa Garı’nda bir şeyler yapılmak istendiğini fark etti. Araştırma yaptıktan sonra, sendika olarak konuyu Mimarlar Odası’na taşımaya ve İstanbul Büyükkent Şube yöneticilerinden Mücella Yapıcı ile görüşmeye karar verdiler. Görüşmede, gerçekleştirilmek istenenin 1 milyon metrekarelik alanda 7 tane 70 katlı gökdelen inşa edilerek kamuya kapalı bir Dünya Ticaret Merkezi olduğunu öğrendiler. Haydarpaşa Dayanışması’nın tohumları böylece atılmış oldu. Haydarpaşa Dayanışması, BTS ve Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi’nin bir araya gelmesiyle 2005’te kuruldu ve 70’i aşkın bileşeniyle mücadeleye başladı. Ana talepleri, gar ve çevresinin mevcut fonksiyonu ile korunması, Marmaray projesi ile tren sefer hattının dışında bırakılan gara yeniden tren seferlerinin başlaması. 5 Şubat 2012 tarihinden bu yana her pazar 13.00-14.00 arasında, Gar’ın önünde “Haydarpaşa Gardır, Gar Kalacak” nöbeti tutuluyor. Tugay Kartal, yıllık izinde olduğu birkaç hafta dışında her pazar nöbete katıldı. 

Mayıs 2020’de, TCDD bünyesinden 13 BTS üyesi ile birlikte görev yeri isteği dışında, sicil notu yüksek olmasına rağmen ve 4688 sayılı Sendikalar Kanunu’ndaki işyeri güvencesi hiçe sayılarak değiştirildi. BTS, değişikliğin nedenini, Pamukova, Çorlu gibi tren kazaları, Haydarpaşa Garı ve limanı projeleriyle kurumdaki kadrolaşma hakkında kamuoyunun bilgilendirilmesi, yanlışlıkların teşhir edilmesi olarak açıkladı. Tugay Kartal, görev yeri değişimiyle ilgili hakkında yapılan idari işlemin iptali ve yürütmesinin durdurulması için idari mahkemede dava açtı. 

 

Türk-İş’e bağlı Deriteks Sendikası’nın İzmir Şube Başkanı ve Genel Merkez Yöneticisi Makum Alagöz hakkında bugüne kadar pek çok kez deri-tekstil alanında faaliyet gösteren şirketler tarafından tazminat ve ceza davaları açıldı. Şu anda da sendika üyesi işçilerin çalışma koşullarıyla ilgili yaptığı sosyal medya paylaşımlarından dolayı açılmış 4 ayrı davadan yargılanıyor.  

Makum Alagöz, 12 yaşından bu yana dericilik sektöründe çalışıyor. Sendikal faaliyetlerine 2002’de işçi olarak çalıştığı fabrikada başladı, işyeri temsilciliği yaptı. 2005’ten bu yana Deriteks Sendikası İzmir Şube Başkanı.

İlk kez 2009 yılında, bir deri firmasında sendikal faaliyetlerde bulunduğu sırada, işçileri zor, tehdit ve baskıyla sendikalı yaptığı yönünde hakkında savcılığa ve Çalışma Bakanlığı’na şikâyette bulunuldu, dava açıldı. Bu dava daha sonra düştü.

2015’te, sendikalaşma faaliyeti yürüttüğü bir başka deri ve tekstil firmasında 14 işçi işten çıkarıldı, haklarında “haksız rekabet” gerekçesiyle maddi tazminat davası açıldı. Şirket ayrıca, davanın görüldüğü İzmir 2. Asliye Ticaret Mahkemesi’ne dilekçe vererek bir ihtiyati tedbir kararı aldırdı. Karara göre şirket isminin geçtiği pankartlara ve dövizlere el konuldu, yapılacak haberlere, sosyal medya paylaşımlarına yasak getirildi. Bu karara rağmen, fabrikada çalışan işçilere uygulanan baskıyla ilgili şirket adını kullanarak sosyal medya paylaşımı yapan Alagöz hakkında, şirket itibarına zarar verdiği gerekçesiyle 2 milyon liralık tazminat davası açıldı. İhtiyati tedbir kararına uymadığı gerekçesiyle idari ceza davası da açıldı. Bunun üzerine işçi sendikaları küresel bir destek kampanyası başlattı. 28 ülkede aynı gün, aynı saatte eylemler düzenlendi. Gelen tepkiler üzerine, açılan davalar geri çekildi. Şirket, işten çıkarılan işçilere sendikal tazminat ödedi.

Aynı şirkette sendikal örgütlenme faaliyetlerinin 2019 Ağustos’unda yeniden başlaması üzerine bu kez dört işçi işten çıkarıldı. İşyerinde direniş başlatıldı ve 28 Temmuz 2020 itibariyle 276 gündür sürüyor. Şirket işten çıkarılan işçilere, 2015’te olduğu gibi “haksız rekabet” gerekçesiyle 200 bin lira değerinde tazminat davası açtı. Yeniden uluslararası düzeyde bir destek kampanyası başlatıldı. Makum Alagöz hakkında şirketin genel müdürü ve müdür yardımcıları, sosyal medya paylaşımlarında özlük haklarına saygısızlık yapıldığı gerekçesiyle ayrı ayrı savcılığa suç duyurusunda bulundu. Paylaşımlarda, işçilere yönelik baskılar ve bu baskıların kimler tarafından uygulandığı yazıyordu. Arabuluculuk aşamasında işveren, Alagöz’ün bir daha şirket hakkında paylaşım yapmaması, görüş bildirmemesi koşuluyla şikâyeti geri çekeceğini bildirdi. Alagöz ise teklifi, Soma Faciası’nda ölen madencilerin çocuklarının okul masraflarının karşılanması, madencilerin mezarına karanfil bırakılması koşuluyla kabul edeceğini söyleyince, teklif geri çekildi ve dava aşamasına geçildi. Şirket yöneticisi 4 kişi tarafından Alagöz hakkında 4 ayrı dava açıldı. İzmir 24. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşma 2 Temmuz 2020’de görüldü, bir sonraki duruşma tarihi 15 Aralık 2020, saat 10.25.

Deriteks’in faaliyet alanları deri ve tekstil olmasına rağmen, Makum Alagöz bugüne kadar sektör ayırmadan tüm işçilerin yanında oldu. 2018 Kasım’ında sendikalı oldukları için işten çıkarılan zeytincilik işçileriyle dayanışma için gittiği fabrikada, 65 sendikacıyla birlikte gözaltına alındı. Hakkında 2911 sayılı “gösteri ve yürüyüş kanununa muhalefetten”, söz konusu fabrika yöneticilerinin dışarı çıkmasını engelledikleri gerekçesiyle dava açıldı. Mayıs 2019’da verilen 1 yıl 3 ay hapis cezası ertelendi. Karar istinafa taşındı.

 

eshid/eşit haklar logo hafıza merkezi logo Netherlands Helsinki Committe logo
© 2019