Dava Takvimi

December 2019

Mon Tue Wed Thu Fri Sat Sun
1
2
3
4
5
6
7
8
9
10
11
12
13
14
15
16
17
18
  • İHD Malatya Şb. Bşk. Gönül Öztürkoğlu Davası
19
20
21
22
23
24
  • Gezi Davası / Gezi Trial
25
  • Gezi Davası / Gezi Trial
26
27
28
29
30
31
...

Diyarbakır Barosu 1927 yılından bu yana faaliyet gösteriyor. Türkiye’de dönem dönem artan otoriter eğilimlerle birlikte baro yöneticileri hakkındaki soruşturma ve davalar da artıyor. Açıklamaları ve hazırladıkları raporlar nedeniyle hedef gösteriliyorlar. Baronun eski başkanı Tahir Elçi, 28 Kasım 2015’te, Diyarbakır Sur’daki Dört Ayaklı Minare önünde basın açıklaması yaparken öldürüldü. Bugün de Diyarbakır Barosu hakkında açılmış bir dava ve yürütülen soruşturmalar bulunmakta.

Elçi cinayetini izleyen yıllarda, dönemin Başbakanlık İletişim Merkezi’ne (BİMER) yapılan şikâyetler üzerine başlatılan söz konusu soruşturmalar, baronun 2016 ile 2018 dönemindeki faaliyetlerini kapsıyor. O dönem gündemdeki hukuki, siyasi ve toplumsal olaylara dair insan haklarını savunmak amacıyla yapılan basın açıklamaları ve hazırlanan raporlar suçlamaya konu ediliyor.

Bu soruşturmalardan biri, Diyarbakır Barosu’nun 2017 yılında yaptığı “24 Nisan / Büyük Felaket: Ermeni Halkının Acısını Paylaşıyoruz” başlıklı açıklama hakkındaydı ve 1 Aralık 2019’da Batman Ağır Ceza Mahkemesi tarafından davaya dönüştürüldü. Diyarbakır Barosu önceki dönem başkanı Ahmet Özmen ile yine önceki dönem yönetim kurulu hakkında Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301’inci Maddesi gereğince “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik etmek, TBMM’yi aşağılamak” suçundan dava açılmasına karar verildi.

Adalet Bakanlığı tarafından Diyarbakır Barosu hakkında “Türk milletini, devletini, kurumlarını alenen aşağılama” suçundan soruşturma izni verilen diğer olaylar ise şöyle:

  • HDP eski milletvekili Osman Baydemir’in Meclis’te yaptığı konuşma nedeniyle TBMM içtüzüğü gereğince ceza almasıyla ilgili 18 Aralık 2017’de “Kürdistan ifadesini cezalandırma utançtır” şeklindeki açıklama,
  • Hakkari’nin Oğul Köyü Kanireş bölgesinde SİHA tarafından vurularak ölen ve yaralananların sivil olduğunun belirtildiği raporun yayımlanması.

2016-2018 yıllarında Diyarbakır Barosu Başkanı olan Ahmet Özmen ve dönemin Yönetim Kurulu Üyeleri Mahsum Batı, Nurşin Uysal, Cihan Ülsen, Sertaç Buluttekin, Neşet Girasun, Serhat Eren, İmran Gökdere, Velat Alan, Ahmet Dağ ve Nahit Eren haklarında soruşturma yürütülen isimler.

Baro, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu tarafından da açıkça hedef alındı. Yöneticileri “örgüt propagandası yapmak” ve “terör örgütü sözcülüğü” ile suçlayan Soylu, bu suçlamalarına ne delil ne tanık ne de hukuki bir dayanak gösterdi.

Öte yandan Diyarbakır Barosu bu süreçte, insan haklarının korunmasına yönelik çabaları nedeniyle iki önemli ödüle layık görüldü. 2016’da Uluslararası Hrant Dink Ödülü yurt içinden Diyarbakır Barosu’na verildi. 2018 yılında ise Uluslararası Ludovic Trarieux İnsan Hakları Jüri Özel Ödülü’nü aldı.

Orta Doğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) LGBTİ+ Dayanışması, kurulduğu 1996 yılından beri ODTÜ’de toplumsal cinsiyet eşitliğini sağlamaya çalışıyor ve LGBTİ+fobi ile mücadele ediyor. ODTÜ kampüsünde LGBTİ+ etkinlikleri her dönem belli düzeylerde engellemelerle karşı karşıya kalsa da, ODTÜ LGBTİ+ Dayanışması’nın düzenlediği Onur Yürüyüşü gelenekselleşerek kentin de sembolü haline geldi. Daha önce ODTÜ’de LGBTİ+ temalı kimi etkinliklere dönük engelleme ve idari soruşturmalar bugün 9. ODTÜ Onur Yürüyüşü’ne katılan 19 LGBTİ+ hakları savunucusunun yargılaması ile devam ediyor.

Ankara Valiliği’nin 18 Kasım 2017’de “toplumsal duyarlılıklar”, “kamu güvenliği”, “genel sağlığın ve ahlakın korunması” ve “başkalarının hak ve özgürlüklerinin korunması” gerekçeleriyle il genelinde ilan ettiği süresiz LGBTİ+ etkinlik yasağı, OHAL’in kalkmasının ardından da devam etti. Temmuz 2018’de kaldırılan OHAL Kanunu’ndan sonra bu genel yasak ancak 19 Nisan 2019 tarihli Ankara Bölge İdari Mahkemesi kararı ile iptal edildi.

OHAL ve sonrası dönemlerdeki yasaklamalardan etkilenen ODTÜ kampüsünde 10 Mayıs 2019’da gerçekleşmesi beklenen 9. Onur Yürüyüşü, Bölge İdari Mahkemesi kararına rağmen bu kez de Rektörlük tarafından yasaklandı. ODTÜ Rektörü Mustafa Verşan Kök öğrencilere, öğretim görevlilerine ve mezunlara gönderdiği bir e-posta ile Ankara ilinde bir etkinlik yasağı olmamasına rağmen Onur Yürüyüşü’nün yasaklandığını bildirdi.

Nihayetinde Bölge İdare Mahkemesi’nin “yasak süresiz, sınırlama ve belirlilik yok, yasak yerine etkinliklerin güvenliği sağlanmalı” diyerek kaldırdığı yasak kararını esas alarak 10 Mayıs’ta yürüyüş için kampüste toplanan öğrencilere, Rektörlüğün çağrısıyla kampüse giren polisler müdahale etti. Aralarında ODTÜ LGBTİ+ Dayanışma üyelerinin de yer aldığı 21 öğrenci ve bir öğretim görevlisi gözaltına alındı. Üniversite yönetimi aynı gece geç saatlerde serbest bırakılan öğrenciler hakkında idari soruşturma başlatırken Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı da 19 LGBTİ+ hak savunucusu hakkında iddianame düzenledi.

17 Temmuz 2019 tarihli iddianamede 19 hak savunucusunun “kanuna aykırı toplantı ve gösteri yürüyüşüne katılma” ve “ikazlara ve zor kullanmaya rağmen dağılmama” suçlamalarıyla 2911 sayılı yasanın 32/1 maddesiyle yargılanarak cezalandırılmaları istendi. 5 Ağustos 2019 tarihinde iddianamenin kabulüyle açılan davanın ilk duruşması 12 Kasım 2019 günü Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde gerçekleşti.

Açılan bu davanın yanı sıra LGBTİ+ hakları savunucusu öğrenciler çeşitli karalama kampanyalarına maruz bırakıldı. LGBTİ+ Dayanışma Topluluğu üyesi öğrenciler hükümet yanlısı bazı gazetelerde hedef gösterildi. Ayrıca Haziran 2019’da, yürüyüşe katıldığı için dava açılan öğrencilerin Kredi ve Yurtlar Kurumu’ndan (KYK) aldığı burs ve krediler kesildi. Bu kesintilere öğrencilerin ODTÜ Onur Yürüyüşü’nde gözaltına alınmasını gerekçe gösteren KYK, öğrencilerden kuruma olan borçlarını ödemelerini istedi.

30 Haziran 2019 tarihindeki ODTÜ Mezuniyet töreni öncesi aralarında ODTÜ LGBTİ+ Dayanışma üyesi iki öğrencinin de olduğu altı öğrencinin evlerine baskın yapıldı. O sırada evlerinde bulunan dört öğrenci gözaltına alındı, ifadelerinin ardından akşam saatlerinde serbest bırakıldı. Baskın sırasında evde olmadığı için gözaltına alınmayan diğer iki öğrenci de ilerleyen günlerde ifade verdi. Gözaltına alınan öğrencilere cinsel yönelimleri ve mezuniyette gerçekleştirmek üzere planladıkları bir eylem olup olmadığı soruldu.

Gözaltına alınan 18 öğrenci ile bir akademisyene açılan davanın ilk duruşması 12 Kasım 2019’da Ankara 39. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görüldü.

Duruşma öncesinde yapılacak basın açıklaması polis tarafından engellendi. Duruşmayı AB Türkiye Delegasyonu temsilcileri ile çok sayıda Avrupalı diplomat da izledi.

Sanık avukatları iddianamenin iadesini, Onur Yürüyüşü’ne müdahale eden polisler hakkında suç duyurusunda bulunulmasını ve öğrenciler ile akademisyenin beraatini istedi. Mahkeme, avukatların taleplerini reddederken davanın bir sonraki duruşmasının 12 Mart 2020’de yapılacağını duyurdu.

 

Açılışı Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 96. Yılı olan 29 Ekim 2018’e yetiştirilen İstanbul Üçüncü Havalimanı inşaatındaki kötü çalışma koşullarına karşı eylem yapan işçi ve sendikacı 61 kişi 2018 yılının Eylül ayından bu yana yargılanıyor. Hazırlanan ve Gaziosmanpaşa 14. Asliye Ceza Mahkemesi’nce kabul edilen iddianamede işçi ve sendikacılar “görevi yaptırmamak için direnme”, “iş ve çalışma hürriyetinin ihlali”, “kamu malına zarar verme”, “toplantı ve yürüyüşlere silah veya 23. maddede belirtilen aletlerle katılma” ve “mala zarar verme” ile suçlanıyor. Güvenlik kameraları ve video görüntüleri ile WhatsApp yazışmaları bu suçlamalara delil olarak gösteriliyor.

10,2 milyar Euro yatırım maliyetiyle, Türkiye Cumhuriyeti tarihinin tek kalemde yapılan en büyük altyapı yatırım projesi statüsünde olan, ayrıca dünyadaki en yüksek maliyetli havalimanları arasında yer alan İstanbul Üçüncü Havalimanı inşaatında Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi (CİMER) verilerine göre en az 52 işçi yaşamını yitirdi. İşçilere yönelik yargılama da 52 kişinin ölümüne de neden olan kötü çalışma koşullarına karşı yapılan eylemlerle alakalı.

Üçüncü Havalimanı inşaatında ilk kitlesel eylem 12 Eylül 2018’de meydana gelen, 17 işçinin yaralandığı servis kazası sonrası gerçekleşti. İşçiler, iş cinayetleri, ağır çalışma koşulları, maaşların ödenmemesi, yatakhane ve yemekhanelerde temizlik sorunlarına karşı 14 Eylül 2018 günü servislerin çıkışını engelleyerek eylem yaptı. Biber gazı ile müdahale edilen bu eylem sonrası işletmeci firma yetkilileriyle biraraya gelen işçi temsilcilerinin sunduğu 15 maddelik talepler dizisi açık bir şekilde kabul edilmeyince işçiler “oyalamacı” olarak algıladıkları bu tutum karşısında eyleme devam kararı aldı.

Aynı gece inşaat işçilerinin kaldığı odalar basıldı, 401’i kayıtlı olmak üzere İnşaat-İş Sendikası’nın verilerine göre 543 işçi gözaltına alındı. Gözaltındaki işçiler ancak üçüncü gün avukatlarıyla görüşebildi. Çoğunluğu gözaltından serbest bırakılırken 43 kişi savcılığa sevk edildi. 15 işçi adli kontrol tedbirleriyle serbest bırakıldı. 28’i hakkında ise tutuklama talep edildi. Bu sürecin sonucunda 24 işçi tutuklandı.

Tutuklananlar arasında İnşaat İşçileri Sendikası Basın Sözcüsü Uğur Karadaş, Örgütlenme Sorumlusu Yunus Özgür ve Yönetim Kurulu Üyeleri Anıl Deniz Gider ve Özkan Özkanlı da bulunuyordu.

Tutuklanan işçilerin sayısı ilerleyen günlerde kötü çalışma koşullarına karşı sürdürülen eylemlere dönük müdahaleler neticesinde artarak 31’e yükseldi. Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Devrimci Yapı İşçileri Sendikası Başkanı Özgür Karabulut da tutuklananlar arasındaydı. Karabulut, 4 Ekim’de havalimanı şantiyesinde gerçekleşen gözaltılarla eş zamanlı olarak DİSK Genel Merkezi önünden gözaltına alınmıştı.

31 işçi ve sendikacı, yaklaşık 3 aylık tutukluluğun ardından ilk kez 5 Aralık 2018’de hakim karşısına çıktı. Gaziosmanpaşa 14. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki ilk duruşmada mahkeme, sorgusu yapılamayan biri dışında 30 tutuklu işçinin yurtdışı çıkış yasağı ve adli kontrol şartıyla tahliyesine karar verdi.

20 Mart 2019’daki ikinci duruşmada, duruşmaya katılmadığı için ifadesi alınamayan 3 işçi dışında yargılanan tüm işçilere dair daha önce verilen adli kontrol ve yurtdışına çıkış yasağı kaldırıldı. Üçüncü duruşma 26 Haziran’da görüldü.

Dava kapsamında tutuksuz yargılanan 61 işçi ve sendikacı* 27 Kasım 2019’da bir kez daha hakim karşısına çıktı. Bir sonraki duruşma tarihi 25 Mart 2020.

>> Düşünce Suçu?!na Karşı Girişim inşaat işçilerinin tüm bu süreç boyunca karşı karşıya kaldıkları hukuksuzluklara ilişkin geniş bir dosya hazırladı. İşçi ve sendikacıların Anayasa ve yasalarla güvence altına alınan hangi haklarının ihlal edildiğine ilişkin daha geniş bilgi almak isterseniz tıklayınız.


* Abdurrahman Denli, Adem Mukyen, Ahmet Aras, Ahmet Faruk Şengül, Akif Altınışık, Anıl Deniz Gider, Bahtiyar Takan, Berhem Örnek, Bilal Özmen, Bilal Topcu, Birkan Topcu, Cihan Sarıbulak, Deniz Aslan, Diyar Bozkurt, Emin Irmak, Enver Asan, Esat Fırat, Fatih Mukan, Ferhat Çelik, Ferhat Uyar, Fuat Ögel, Gökhan Takan, Gürgün Işık, Hacı Volkan Oflaz, Hasan Çetin, Hüseyin Çetin, İbrahim Kençü, İlker Kurt, İsmail Faydalgel, Mazlum Kaya, Mehmet Keleş, Mehmet Ali İnan, Mehmet Celal Demir, Mehmet Nuri Soyalp, Mehmet Refik Şimşek, Muhammet Yiğen, Murat Altuntaş, Murat Nozoğlu, Musa Başkan, Musa Karakuş, Mustafa Atay, Mustafa Öktem, Mustafa Soyalp, Nedim Erdem, Osman Atku, Osman Üney, Ömer Eren, Özgür Karabulut, Özkan Özkanlı, Ramazan Gözel, Reşit Çelik, Rıdvan Günül, Sedat Elmas, Selami Saribuğa, Serhat Bilici, Servet Gözel, Teyip Kırğın, Uğur Karadaş, Yunus Özgür, Yusuf Asan, Yusuf Yılmaz.

Avukat ve insan hakları savunucusu Taner Kılıç, kurucusu da olduğu Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin Onursal Başkanı. Türkiye’de insan hakları mücadelesinin önde gelen isimlerinden olan Kılıç, mülteci hukuku alanında çalışmalar yürüten, mültecilerin koşullarına eğilen ilk hukukçulardan. Kılıç aynı zamanda Mültecilerle Dayanışma Derneği’nin (Mülteci-Der) kurucu üyesi ve eski başkanlarından. 15 ay cezaevinde tutulan Kılıç, Büyükada Davası’nda tutuksuz yargılanıyor.

6 Haziran 2017’de İzmir’deki evinden alındıktan üç gün sonra “terör örgütü üyeliği” iddiası ile suçlanan Kılıç, tutuklanarak cezaevine gönderildi. Bu tarihte Uluslararası Af Örgütü Türkiye Şubesi’nin Yönetim Kurulu Başkanı’ydı. Tutuklandıktan sonra, 2018 Mart ayındaki Genel Kurul’da Onursal Başkan seçildi.

Kılıç’ın telefonunda güvenli mesajlaşma uygulaması ByLock olduğu iddiası ile Bank Asya’da aleni bir hesaba sahip olması “örgüt üyeliği” suçlamasına delil olarak gösterildi. 15 Temmuz darbe girişiminden sorumlu tutulan Gülen Hareketi’yle ilişkilendirildi. Uluslararası Af Örgütü’nün Kılıç’ın telefonuna yaptırdığı bağımsız iki teknik bilirkişi incelemesi ByLock uygulamasının indirildiğine ilişkin hiçbir iz bulunmadığını ortaya çıkardı. Nitekim Savcılık, bugüne kadar bu iddiayı destekleyen geçerli hiçbir kanıt sunamadı.

Kılıç, tutukluluğundan bir ay sonra yani 5 Temmuz 2017’de toplantıları polis tarafından basılarak gözaltına alınan ve ardından tutuklanan 10 hak savunucusunun 25 Ekim’deki tahliyesinden yalnızca bir gün sonra yani 26 Ekim’de, yargılandığı davada ilk kez duruşmaya çıktı. Ancak mahkeme tutukluluğunun devamına ve dosyasının 10 hak savunucusuna yönelik dava ile birleştirilmesine hükmetti. Daha sonra ise Kılıç’ın suç konusu yapılan hak savunucularının Büyükada’daki toplantısından “haberinin olduğu” iddia edildi.

Büyükada Davası altında Kılıç’ın yargılamasına devam edildi ve Kılıç dahil 11 hak savunucusunun davası 31 Ocak 2018’de İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görüldü. Bu davada tahliye kararı verilse de üzerinden 24 saat geçmeden Kılıç hakkında yeniden “tutuklamaya yönelik yakalama kararı” çıkartıldı. 1 Şubat 2018’de tekrar tutuklandı.

Telefonuna hiçbir zaman Bylock uygulamasının indirilmediği İstanbul Siber Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü tarafından hazırlanan raporla da kesin olarak tespit edilse de, Kılıç, 21 Haziran 2018’deki duruşmada yine tahliye edilmedi. Mahkeme bu kez de Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) kayıtlarını gerekçe göstererek Kılıç’ın telefonunda “güncelleme ve fabrika ayarlarına döndürme işlemi yapılıp yapılmadığının” incelenmesi için rapor alınmasını istedi ve 7 Kasım 2018’e duruşma tarihi verdi.

15 Ağustos 2018 tarihindeyse, dosya üzerinde yapılan aylık tutukluluk incelemesi neticesinde, İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi Kılıç’ın tahliyesine karar verdi.

Sivil toplum çalışmalarıyla bilinen, uzun yıllardır göç ve mülteci hukuku üzerine çalışmalar yürüten, baroların Mülteci Hakları Komisyonlarında aktif olarak yer alan Kılıç’ın yargılaması tutuksuz olarak devam ediyor. Ancak 15 ay cezaevinde tutulduktan sonra tahliye edilen Kılıç, hala hapis tehdidi altında.

İstanbul Büyükada’da “İnsan Hakları Savunucularının Korunması Dijital Güvenliği” başlıklı toplantı nedeniyle haklarında“Silahlı terör örgütlerine yardım etme” ve Silahlı terör örgütüne üye olma” suçlamalarıyla dava açılan 11 hak savunucusunun yargılandığı davanın 16 Temmuz 2019’da İstanbul 35. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmasında Mahkeme Başkanı, önceki celse dosyanın esas hakkındaki mütalaa için savcıya gönderildiğini ancak savcının değiştiğini belirtti. Duruşma savcısı da esas hakkındaki mütalaasını hazırlamak için süre talebinde bulundu. Büyükada Davası’nın bir sonraki duruşması 9 Ekim 2019‘daydı ve savcının ek süre talep etmesi nedeniyle ertelendi. 27 Kasım 2019 tarihindeki duruşmada savcı esas hakkındaki mütalaasını verdi ve Taner Kılıç için “Silahlı terör örgütüne üye olmak” suçundan 7,5 yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi. “Uluslararası casusluk ve terörizmin finansmanı” suçlarından ise kovuşturmaya yer olmadığına karar verildi. Duruşma 19 Şubat 2020‘ye ertelendi.

Avukat Öztürk Türkdoğan, İnsan Hakları Derneği’nin (İHD) Eş Genel Başkanı, Türkiye’de hak savunuculuğunun önemli isimlerinden biridir. Müzakere sürecinin devam ettiği dönemde Kürt sorununun çözümü çerçevesinde sürece katkı sunması amacıyla oluşturulan “Akil İnsanlar Heyeti”nde yer aldı. Heyetin Akdeniz bölge temsilciliğini yaptı ve çözüm için çabaladı. Sürecin akamete uğramasıyla beraber başlayan çatışmalı süreçte ise sokağa çıkma yasaklarının uygulandığı yerlerdeki hak ihlallerini takip etti. Bu çalışmaları nedeniyle hakkında soruşturma açıldı.

2016 yılının Nisan ayında, sokağa çıkma yasaklarının ilan edildiği ilçe ve kentlerle ilgili hak savunucuları tarafından hazırlanan raporlara ilişkin Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın “Bu raporları yayımlayanların üzerine gidilmesi lazım,” şeklindeki açıklamasının ardından, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV), MAZLUMDER ve Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) ve İHD hakkında soruşturma başlatılmıştı. Türkdoğan da hakkında Türk Ceza Kanunu (TCK) 301’den soruşturma yürütülen kurum yöneticileri arasında. 2016 yılında Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı Basın Bürosu tarafından Genelkurmay Başkanlığı’nın şikayeti üzerine başlatılan bu soruşturma halen devam ediyor.

Türkdoğan ayrıca İHD’nin, Ermeni Soykırımı’nın kabulü ve barış çalışmaları için yapılan çeşitli ziyaret ve görüşmeler gibi gerekçelerle hakkında soruşturma açılan 44 üye ve yöneticisinden biri. Türkiye’nin en köklü insan hakları kurumlarından, ülke genelinde 28 şubesi bulunan İHD’nin rapor ve açıklamalarında “Devletin ve kurumlarının manevi şahsiyetine hakaret edildiği, aşağılandığı” ve “örgüt propagandası yapıldığı” iddialarıyla başlatılan bu soruşturma da devam ediyor. Türkdoğan bu kapsamda 15 Mart 2018’de savcıya ifade verdi,  aynı yılın Nisan ayında ise ayrıntılı yazılı savunmasını sundu.

Türkdoğan, 9 Kasım 2017’de ise Ankara Yüksel Caddesi’nde, Kanun Hükmünde Kararname (KHK) ile ihraç edilen Nuriye Gülmen, Semih Özakça ve diğer eğitimcilerin “İşimi Geri İstiyorum” talebiyle yaptıkları oturma eyleminin 365. Gününde, İnsan Hakları Anıtı’nın polis çemberine alınması nedeniyle hazırladıkları raporu açıklamak isterken İHD üyeleri Sevim Salihoğlu, Derya Uysal ve Besra Varlı ile birlikte darp edilerek gözaltına alındı. Kabahatler Kanunu’na muhalefetten her birine 227’şer lira idari para cezası verildi. Türkdoğan ve diğerleri bu konuyu Anayasa Mahkemesi’ne taşıdı.

12 Eylül Darbesi’ne ilişkin davaya cuntacıların yargılanması için müdahil olan, hak ihlallerine karşı birçok davada mağdurların hakkını savunan Türkdoğan, Kürt sorununda barışçıl çözüm istediği için medya tarafından da hedef gösterildi.

İktidara yakınlığıyla bilinen Yeni Şafak gazetesi, 7 Aralık 2018’de manşetinden verdiği bir haberle Avrupa Parlamentosu’ndaki “Kürt Konferansı”nda yer alan isimlerden biri olan Türkdoğan’ı doğrudan hedef aldı. İHD’nin gazetenin bu haberi ile ilgili erişim engeli ve tazminat talebi ile başlattığı yasal süreçler devam ediyor.

Türkdoğan, Türkiye’de risk altında olan hak savunucularından biri; hakkında yürütülen soruşturmalar hala sürüyor, olası bir yargılama ve belki de hapis tehdidi ile karşı karşıya.

Gençay Gürsoy (1939), 1963 yılında İstanbul Tıp Fakültesi’nden mezun oldu. Aynı fakültede nöroloji dalında uzman, doçent ve profesör olarak çalıştı. Bu süre içinde toplam 4,5 yıl nöroradyoloji konusunda yurtdışında eğitim gördü ve araştırma yaptı. 1980 yılında aynı fakültede tam donanımlı bir nöroradyoloji laboratuvarının kurulmasına önayak oldu. 12 Eylül 1980 Askeri Darbesi’nden sonra 1983’te 1402 sayılı Sıkıyönetim Yasası’na dayanılarak “bir daha kamu hizmetinde çalıştırılmamak üzere” görevinden uzaklaştırıldı. 1990’da Danıştay kararı ile kaybedilmiş haklarını geri alarak görevine döndü.

Bu dönemde BİLSAK ve EKİN-BİLAR çalışmalarında yer aldı. 1984’de “Aydınlar Dilekçesi” davasında yargılandı ve beraat etti. Nörolojinin çeşitli konularında uluslararası ve ulusal bilimsel dergilerde yayınlanmış yazılarını, kitap bölümü ve monografilerilerini, 1975-1990 dönemine ait gazete ve dergilerde çıkan toplumsal-siyasal içerikli yazılarını Bir Resimaltı adlı kitabında topladı.

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi eski başkanı olan Gürsoy, İstanbul Tabip Odası genel sekreterliği, TTB Yüksek Onur Kurulu üyeliği, İstanbul Tabip Odası başkanlığı yaptı. İnsan Hakları Derneği ve İnsan Hakları Vakfı’nın da kurucuları arasında yer aldı. İstanbul Tıp Fakültesi Nöroloji Anabilim Dalı Başkanlığı’nı yürüttü. 2006 yılında emekli oldu. Toplumsal Araştırmalar Kültür ve Sanat İçin Vakıf Başkanlığı’nı üstlendi. ÜNAS, TÜMAS, Özgürlük ve Dayanışma Partisi, HDK kurucu yönetimlerinde, Barış Girişimi, Barış Meclisi, Barış Bloku, Yurttaş Girişimi çalışmalarında yer aldı.

Gençay Gürsoy, “Bu suça ortak olmayacağız” bildirisini imzalayan Barış İçin Akademisyenler arasında yer aldı ve yargılandı. 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde devam eden yargılamanın 3. duruşmasında mahkeme, celse arasında Gürsoy’un şahsi Twitter hesabından yapmış olduğu paylaşımları ve t24.com.tr isimli internet sitesinde yapmış olduğu söyleşinin çıktılarını dosyaya eklediğini açıkladı. Gürsoy’un avukatı Meriç Eyüboğlu, mahkeme başkanının araştırma sonucunda dosyaya eklediği belgeler için “Mahkemenizce dosya içine alınan belgeleri bilmiyoruz. Hangi amaçla bu belgeler alınmıştır? İnceleyip beyanda bulunmak için süre talep ediyoruz” dedi. Mahkeme, süre talebini “yargılamayı uzatma amacı taşıdığı” kanaatiyle reddetti.

Kararını açıklayan mahkeme, “silahlı terör örgütü propagandası yapmak” suçunun işlendiğine dair kanaat oluştuğuna hükmederek Gürsoy’a 2 yıl 3 ay hapis cezası verdi. “Sanığın duruşmadaki olumsuz gözlemlenen tutum ve davranışları, pişmanlık duymamış olması” gerekçeleriyle cezada indirime gidilmedi.

“1 yıl 15 ay” olarak ifade edilen mahkumiyet kararı duruşma tutanağına şöyle geçti:

“Suçun işleniş şekli ve özelliği, sanığın suç tarihinde başkanı olduğu Türk Tabipleri Birliği ile birlikte bildiriden sonra bildiri içeriğine destek çıkar derecede açıklamalarda bulunması, bildiriden hemen sonra t24.com.tr adresinde yayınlanan dosyamıza çıktıları sunulan 15 Ocak 2016 tarihinde yapılan söyleşi ile şahsi sosyal medya hesabından dosyamıza çıktıları sunulan bildiriyi destekler ve sahiplenir şekilde sanığın beyanları ile tweetleri bulunduğu bir bütün olarak değerlendirildiğinde suçun işleniş şekli, sanığın suç tarihindeki konumu, yayınlanan suça konu bildirinin sanığın başkanı olduğu TTB tarafından da kabul edilmesiyle insanlar üzerinde oluşturduğu etkinin boyutu, sanığın bildiriden sonraki bildiriyi kabullenme ve sahiplenme iradesi böylelikle değerlendirilen sanığın kastının yoğunluğu, oluşan tehlikenin boyutu dikkate alınarak takdiren cezanın yasal alt sınırından ayrılıp teşdit sanığın 1 yıl 15 ay ile cezalandırılmasına karar verildi.”

Verilen ceza İstinaf Mahkemesi’nin kararından sonra kesinleşecek.

Gazeteci-yazar Nadire Mater, Türkiye’de hak mücadelesi ve basın özgürlüğü mücadelesinin önemli isimlerinden. Hak odaklı habercilik pratiklerini destekleyen IPS İletişim Vakfı’nın Yönetim Kurulu Başkanı olan Mater, bağımsız medya için mücadele veren Bağımsız İletişim Ağı (BİA) projeler danışmanıdır ve bianet.org’da çalışmalarını sürdürüyor.

Mater, kapatılan Özgür Gündem’in Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği Kampanyası’na destek verdiği için hakkında dava açılan 39 isimden biri. Bu davada hapis ve para cezası aldı.

Özgür Gündem’in KHK ile kapatıldığı Ekim 2016 yılına dek çok sayıda soruşturma, dava ve sansürlerle karşı karşıya kalmasına karşı dayanışma göstermek, düşünce ve ifade özgürlüğünü savunmak amacıyla bu kampanyada yer almıştı Mater.

3 Haziran 2016’da Nöbetçi Yayın Yönetmenliği yaptığı Özgür Gündem’de yayınlanan haber ve yazılar suçlama konusu yapılırken, “terör örgütünün yayınlarını basmak veya yayınlamak” ve “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla ilk kez 7 Kasım 2016’da İstanbul 22. Ağır Ceza Mahkemesi’nde hâkim karşısına çıktı. Davanın 14 Şubat 2017 tarihli duruşmasında 10,5 yıla kadar hapisle cezalandırılması istendi, bir ay sonra 7 Mart’ta görülen davada “propaganda” suçlamasıyla 15 ay hapis cezası aldı. Bu ceza ertelendi. “Örgüt açıklamalarını basma ve yayınlama” suçlamasıyla ise 10 ay hapse denk gelen 6 bin TL para cezası verildi.

Mater’in 1999 yılında yayımlanan ve 5 dile çevrilip, birçok ödül alan Mehmedin Kitabı: Güneydoğu’da Savaşmış Askerler Anlatıyor çalışması, barış mücadelesinin, düşünce ve ifade özgürlüğünün simgelerinden biri haline geldi. O dönem kitap Genelkurmay Başkanlığı’nın ihbarıyla toplatılırken, Mater hakkında dava açıldı. Bu dava 2001 yılında beraatle sonuçlandı.

Ancak Mater bugün basın ve ifade özgürlüğünü savunduğu için hapis cezası aldı.

Mücella Yapıcı, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) üyesi ve Mimarlar Odası İstanbul Büyükkent Şubesi yöneticilerinden. Ayrıca 2012 yılında Taksim Meydanı ve Taksim Gezi Parkı’nı tehdit eden projelere karşı hukuksal ve toplumsal alanda mücadele etmek üzere oluşturulan Taksim Dayanışması temsilcilerinden. Yapıcı, 16 hak savunucunun yargılandığı Gezi Davası sanıklarından birisi ve ağırlaştırılmış müebbet hapis tehdidi ile karşı karşıya.

8 Temmuz 2013’te Gezi protestoları sırasında, aralarında Taksim Dayanışması üyelerinin de bulunduğu 50 kişi ile beraber gözaltına alınan Yapıcı, 11 Temmuz 2013’te serbest bırakıldı.

Daha sonra, gözaltına alınanlardan 26’sı hakkında  “örgüt kurmak ve yönetmek”, “polise mukavemet” ve “gösteri kanuna muhalefet” suçlamasıyla iddianame hazırlandı. Ancak bu iddianame savcının “Şüphelilerin hangi kanundaki hangi suç veya suçları işlemek için örgüt kurdukları veya yönettikleri anlaşılmadığından, şüphelilerin savunmalarının alınabilmesi için iddianamede açıklanması gerekir” demesi ile 10 Şubat 2014 tarihinde reddedildi.

Savcı değişimi ile el değiştiren soruşturmada ikinci bir iddianame hazırlandı. Bu ikinci iddianamede “görevli memura mukavemet” suçlaması çıkarıldı ve aralarında Yapıcı’nın da bulunduğu 26 kişi “örgüt kurmak ve yönetmek” ile “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” ile suçlandı. Lakin hazırlanan ikinci iddianamede de ilk iddianamenin ana ret gerekçesi olan “örgüt kurmak ve yönetmekle suçlanan kişilerin, bu örgütü neden kurduklarının belirtilmemiş olması” konusu belirtilmedi. Ancak bu iddianame yine de İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 17 Mart 2014 kabul edildi ve dava açıldı.

Bu davada Yapıcı’nın 17 yıla kadar hapsi istendi. Fakat 2015’te 26 sanıklı bu davanın tüm sanıklarının beraatine karar verdi.

Ancak ne bu iddianame ne de beraat kararlarıyla süreç kapanmadı. TMMOB’un o dönemki temsilcileri ve Taksim Dayanışması’ndan üç isim; Yapıcı ile beraber İstanbul Şehir Plancıları Odası Başkanı Tayfun Kahraman ve avukat Can Atalay şimdi de Osman Kavala ve 13 hak savunucusu ile birlikte Gezi Davası’nda yargılanıyor.

16 hak savunucusu “Türkiye Cumhuriyeti Hükümetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” ile suçlanıyor ve ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmaları isteniyor.

2015’teki beraat kararından 4 yıl sonra hazırlanan bu iddianame ise ilk Gezi soruşturmasını başlatan ve hala “FETÖ” soruşturmaları kapsamında aranan savcı Muammer Akkaş’ın topladığı delillere dayanıyor.

Mimar Yapıcı, Gezi’de meslek alanına ilişkin görevini yaptığı yani kentin yeşil alanını ve ağaçlarını korumaya çalıştığı için “darbe” ile suçlanıyor ve ağırlaştırılmış müebbet hapis tehdidi altında.

Yapıcı’nın da yargılandığı 16 sanıklı Gezi Davası’nın üçüncü duruşması 8-9 Ekim 2019 tarihlerinde gerçekleşecek.

İş insanı Osman Kavala, Türkiye’de sivil toplumun öncülerindendir. Kavala, 1982’de atıldığı aktif iş hayatı sırasında hem kurduğu şirketler hem de kurucuları arasında olduğu sivil toplum örgütleri aracılığıyla Türkiye’de demokrasi, insan hakları ve çokkültürlülük alanında faaliyetlere ön ayak olmuştur. 1999 İstanbul Depremi’nin ardından önayak olduğu dayanışma faaliyetlerinden sonra, tamamen sivil toplum alanına yönelmiştir. Birçok sivil toplum kuruluşunun kuruculuğunu üstlenen Kavala, bu kuruluşlar vesilesiyle kültürel çeşitliliğin tanınmasını, kültür-sanat diyaloğunu geliştirmeyi, kültürel işbirliğini güçlendirmeyi ve kültürel mirası korumayı hedeflemiştir.

Kavala, 18 Ekim 2017’de gözaltına alındı ve 15 gün gözaltında tutulduktan sonra 1 Kasım 2017’de “Gezi eylemlerinin yöneticisi olmak” ve “15 Temmuz darbe girişimine katılmak” suçlamalarıyla tutuklanarak Silivri Cezaevi’ne konuldu. Halen aynı cezaevinde tutuluyor.

Kavala hakkındaki soruşturma daha sonra genişleyerek yeni operasyonlara dönüştü. Bu kapsamda 2018 yılının Kasım ayında düzenlenen operasyonda, Yönetim Kurulu Başkanı olduğu Anadolu Kültür çalışanlarının da aralarında olduğu 13 akademisyen ve hak savunucusu gözaltına alındı. Gözaltına alınanlardan Yiğit Aksakoğlu tutuklanarak cezaevine gönderildi.

Kavala’nın tutuklanmasına “Anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” ve “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs” iddiaları gerekçe gösterilse de 1 yıl 4 ay boyunca Kavala hakkındaki suçlamaları anlatan bir iddianame hazırlanmadı. Bu süre zarfında avukatlarının, “kişilerin adil yargılanma, belgelere ulaşma, masumiyet hakkını ihlal eden bir durum” diye niteleyerek, tahliye edilmesi istemiyle yaptıkları 20 başvurunun hepsi reddedildi.

Bu süre zarfında Kavala, tutukluluğuna dair hak ihlali olduğu gerekçesiyle Aralık 2017’de Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Anayasa Mahkemesi’ne 2017 yılının Aralık ayında yaptığı bireysel başvuru, 22 Mayıs 2019’da oy çokluğuyla reddedildi. Ret gerekçesinde iddianamede yer alan suçlamalar konusunda ısrar ediliyor ancak Anayasa Mahkemesi’nin kararına Mahkeme’nin Başkanı Zühtü Arslan da karşı çıkıyordu. Karşı oy kullanan 5 üyeden biri olan Arslan iddianameyi “Kavala’nın Gezi’ye katılması ve desteklemesi tek başına suçlu olduğunu göstermez,” sözleriyle eleştirdi, “başvurucunun tutuklanması için gerekli kuvvetli belirtinin soruşturma makamlarınca gösterilemediğini,” vurguladı.

Benzer bir başvuru Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne (AİHM) de yapıldı. 7 Haziran 2018’deki bu başvuru Ağustos ayında kabul edildi. AİHM, 19 Eylül 2018’de Kavala’nın dava başvurusu hakkında hükümetten savunma istedi. 10 Ocak 2019’da Avrupa Konseyi de Kavala’nın AİHM’deki davasına müdahil olduğunu duyurdu. Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti, AİHM’e ancak 5 ay sonra 13 Mart 2019’da cevap verdi; yani Kavala hakkında 16 ay sonra hazırlanabilen iddianameden sadece birkaç hafta sonra…

19 Şubat 2019 tarihli 657 sayfalık iddianamede Kavala’nın 2013 yılında yaşanan Gezi eylemlerini finanse edip, örgütlediği ve bu suretle hükümeti devirmeye teşebbüs ettiği öne sürüldü. İddianamede, Kavala’nın, telefon konuşmalarında Gezi’ye masa, sandalye götürülmesi gerektiği yönündeki sözleri, yaptığı birkaç yurtdışı seyahat de iddiaların kanıtı olarak gösterildi. Kavala dahil iddianamedeki 16 ismin Gezi eylemlerine 2011’den itibaren hazırlık yaptığı ve “tepe yönetim” olduğu iddia ediliyor.

“Gezi Parkı Olayları” adlı bu iddianame 4 Mart 2019 tarihinde İstanbul 30. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi. Açılan davanın 24-25 Haziran 2019 tarihlerinde Silivri’de görülen ilk duruşmasında Yiğit Aksakoğlu tahliye edildi ancak Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi.

Sanat yoluyla insan hakları savunuculuğu yapan Kavala, ülkenin demokratikleşme ve sivilleşmesine hizmet etmesi amacıyla Türkiye’nin önde gelen yayınevlerinden İletişim Yayınları’nın 1983’teki kuruluşuna öncülük eden isimler arasında. Kâr amacı gütmeyen kültür kurumu Anadolu Kültür A.Ş.’yi 2002’de kurmuştur. Aynı yıl Diyarbakır’daki kültür sanat ortamının canlanmasına katkıda bulunmak maksadıyla Diyarbakır Sanat Merkezi’ni, 2004’te de Kars Sanat Merkezi’nin kuruculuğunu üstlenmiştir. Adıyla müsemma Kültürel Mirası Koruma Derneği ile İstanbul’daki önemli kültür sanat merkezi ve tartışma alanlarından DEPO’nun da kuruluşunda yer alıp, çalışmalarına destek vermiştir.

Kavala kurucusu olduğu Anadolu Kültür’ün Yönetim Kurulu Başkanlığı’nın yanı sıra Açık Toplum Vakfı, TESEV, TEMA Vakfı, Tarih Vakfı, Diyarbakır Siyasal ve Sosyal Araştırmalar Enstitüsü, Türkiye Sinema ve Audiovisuel Kültür Vakfı gibi pek çok sivil toplum örgütünde kurucu üye, yönetim kurulu üyesi veya danışma kurulu üyeliği yapmıştır.

Kavala bugün Gezi Davası’nın baş sanığı ve kendisine isnat edilen suçlamalar dolayısıyla ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla karşı karşıya.

8 Ekim 2019 tarihinde gerçekleşen üçüncü duruşmada da Kavala’nın tutukluluğunun devamına karar verildi. Davanın bir sonraki duruşması 24-25 Aralık 2019 tarihlerinde görülecek.

Uzun yıllardır Türkiye’de insan hakları alanında mücadele veren adli tıp uzmanı Şebnem Korur Fincancı, Türkiye İnsan Hakları Vakfı (TİHV) Yönetim Kurulu Başkanı’dır. Aynı zamanda vakfın ve Ceza Hukuku Araştırmaları Derneği’nin kurucu üyesidir.

Korur Fincancı hakkında, “Barış için Akademisyenler” bildirisini imzaladığı gerekçesiyle İstanbul 37. Ağır Ceza Mahkemesi’nde dava açıldı. Barış için Akademisyenler davalarının genel gidişatından farklı olarak karar aşamasına gelen dosyaya 13 Aralık 2018 tarihli dördüncü celsede “sanık tarafından Özgür Gündem Gazetesi’ne 12 Aralık 2018’de verdiği röportaj, 21 Aralık 2015’te Evrensel Gazetesine verdiği röportaj ve sanık tarafından TİHV başkanı sıfatıyla 3 Mart 2016’da Cizre ziyareti sırasında sınırlı gözleme dayalı ön inceleme raporu çıktıları dosyaya delil olarak,” eklendi.

Davanın 19 Aralık 2018’de görülen karar duruşmasında mahkeme tarafından 2 yıl 6 ay hapis cezasına mahkûm edilen Korur Fincancı’nın cezasında indirim veya erteleme yapılmadı, dosya istinaf incelemesi için Bölge Adliye Mahkemesi’ne gönderildi. Bu sırada İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Adli Tıp Anabilim Dalı’nda Profesör olarak çalışmaktayken aldığı cezadan ötürü 2019 yılında “zorunlu olarak” emekli olmak durumunda kaldı.

Korur Fincancı, mesleki ömrünü işkenceyle mücadeleye adadı ve Türkiye’nin bu konuda kilometre taşlarından birisi oldu. Türkiye’de işkencenin yaygın olduğu ve yetkililerin işkencenin üstünü örttüğü 1990’larda, işkenceyi saptayan raporlar verdikçe ve tıp etiği üzerine yazılar yazdıkça, devletin baskı ve engellemeleriyle karşılaştı. Uğur Mumcu sanıkları hakkında verdiği rapordan sonra resmi makamlarca tehdit edildiğini açıkladı; görevden alınmasına dair gizli yazı ortaya çıktı. Mehmet Ağar’ın Adalet Bakanlığı sırasında Adli Tıp’ın Susurluk döneminde uygulanan imha mekanizmalarından biri haline dönmesine karşı etkin mücadele verdi. 1996’da Birleşmiş Milletler Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi adına, Bosna’nın Kalesija bölgesinde toplu mezarlardan çıkarılan cesetlerin otopsi çalışmalarına katıldı. 1999’da, Birleşmiş Milletler tarafından işkencenin saptanmasında uluslararası standart kılavuz olarak kabul edilen İstanbul Protokolü belgesinin oluşturucuları arasında yer aldı; daha sonra, protokolün uygulanması hakkında çeşitli ülkelerde eğitimler verdi. 2000’de, İnsan Hakları İçin Hekimler’in Güney Afrika’daki uluslararası çalışmasında, 2002’de Dünya Sağlık Örgütü’nün (WHO) Kadına Yönelik Cinsel Şiddet Araştırması ve El Kitabı çalışmalarında yer aldı.

Uluslararası İşkence Rehabilitasyon Merkezi (IRTC) adına gittiği Bahreyn’de, turist kılığına bürünerek, denizde cesedi bulunan ve polise göre boğularak ölen gencin vücudundan doku örnekleri aldı. Örnekleri Türkiye’ye getirdi ve yaptığı otopside gencin, ailesinin de iddia ettiği gibi, gözaltında işkenceyle öldürüldüğünü tespit etti.

Organize Suçlarla Mücadele Şube Müdürlüğü eski Müdürü Adil Serdar Saçan’ın yaptığı işkenceleri kanıtladı. Ergenekon örgütü tarafından telefonlarının dinlendiği, kişisel bilgilerinin dosyalandığı gerekçeleriyle yaptığı müdahale başvurusu kabul edildi, birey olarak Ergenekon davasının tek müdahili oldu.

Korur Fincancı, 20 Haziran 2016’da Özgür Gündem gazetesiyle dayanışma amacıyla başlatılan Nöbetçi Genel Yayın Yönetmenliği kampanyasına katıldığı gerekçesiyle RSF Türkiye Temsilcisi Erol Önderoğlu ve gazeteci-yazar Ahmet Nesin ile birlikte “terör örgütü propagandası yapmak” iddiasıyla gözaltına alındı. 30 Haziran 2016 tarihinde serbest bırakıldı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde açılan davanın 17 Temmuz 2019 tarihli duruşmasında verilen beraat kararı 10 Eylül’de savcı tarafından temyiz edildi. 

eshid/eşit haklar logo hafıza merkezi logo Netherlands Helsinki Committe logo
© 2019